38. ayımızla da mutluyuz!

Bepanthol tarafından Şubat 13, 2012 tarihinde yazılmıştır.

sevgi-mutluluk-ask-duygusalAşkım benim bugün 38. ayımız seninle ve say say ne kadar çok ay olmuş. Hatta sayarken bu kadar çok oldu mu? diyorum. Ne kadar fazla değil mi? Bu kadar fazla diyorum ama sonra kafamı kaşıyorum nasıl geçti bu kadar ay diye biraz da üzülüyorum. Ne kadar hızlı geçiyor belli değil. Aslında mutlu ve güzel geçen zaman bu kadar hızlı geçer diyorum ve gülümsüyorum. Böyle içim kıpır kıpır olarak, heyecanlanarak seviniyorum. İkimiz de birbirimize huzur vermenin rahatlığıyla kutluyoruz bugünü her ay. Yarın sevgililer günü ve hafta sonu senin doğum günün… En yoğun haftamız ve kutlama günlerimiz. :)

Bu arada fotoğraftaki kuşlar bizim bu sabah penceremize konan kumruları temsil ediyor. Onlarda birbirine böyle sarılıyordu. Ürkütmek istemedim. Sevgilerinin paylaşımını bölmek istemedim ve hemen kapadım perdeyi. Onlar neden geliyor bizim penceremizin önüne biliyor musun? Çünkü onlar sevginin ve mutluluğun enerjisine gelirler. Kumrular hep böyledir ve biz de öyleyiz… Bence ikimiz de birer kumrularız. :)

kalp5resimleriEvet. 38 ay oldu. Bir sürü şeyler oldu. Sözlendik, nişanlandık ve evlendik. En sonda da bir oğlumuz oldu dünya tatlısı Golden Retriever. Adına da Sushi koyduk. Bugüne kadar yaptığımız tüm paylaşımlarda en güzel noktadayken buna bir kademe daha ekledik. Sahiplendik ve canımız yaptık. Ama ne olursa olsun biz birlikteyiz ve herşeye seninle birlikte sarılıyor olmak bana çok büyük şeyler katıyor. İyi ki sen varsın ki aşkım herşeyi seninle saniye saniye birlikte paylaşıyorum. İçimdeki enerjinin kaynağı olduğun için çok teşekkür ederimf.

Seni çok seviyorum aşkım. 38. ayımız kutlu olsun, ne güzel ki sen benim hala sevgilimsin ve iyi ki doğdun karımcım… :)

Çok çok önemli not: İlk gün ki gibi aşık değilim sana üzgünüm. Çünkü ben sana ilk günden daha aşığım. :)

Bookmark and Share

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (1 vote cast)

Hayatımızın yeni rengi: köpeğimiz sushi

CherryBlossomGirl tarafından Şubat 10, 2012 tarihinde yazılmıştır.

sushi1Aşkım naptık biz? Yani hala inanamıyorum aslına bakarsan, resmen köpeğimiz oldu!

Daha önce seninle defalarca konuşmuştuk bu konuyu, ben sana anlatmıştım, küçüklüğümden beri bizim evde – daha çok aynı apartmanda oturduğumuz anneannemin evinde- küçük köpeklerimiz oldu bizim.Ve sonu trajik biten öyküler, ya geri vermek zorunda kaldık, ya sahiplendirdik, ya kaçtı, ya bana sormadan başkasına verdiler, yani hep özlem duydum köpeklerime, şu an bile onları hatırladığımda gözlerim doluyor.

Aslında anneannemde kaldıkları için, mesela yemek vermek gibi işlerle ben çok fazla ilgilenmiyordum, ama tarıyordum, az da olsa gezdiriyordum (küçük köpektiler ve dışarı çok çıkarmıyorduk, özel çiş kaka yerlerine alışmışlardı evde, temizliyorduk, ne kadar da temizlesek bir koku oluyordu yalnız) veterinere falan götürülecekse ilgileniyordum ama eninde sonunda çok da sorumluluk almıyordum. Gene de bana aşırı alışıktı hepsi çünkü aşırı sevgi verir şımartırdım. Aradan yıllar geçip köpeksiz kalınca kendi kendime şunu dedim: Kendime ait bir evim olunca, hayatımın bir döneminde, mutlaka bir köpeğim olacak. Annem de hep derdi, tamam, çok güzel ama unutma! Köpek bakmak aşırı bir sorumluluk! Öylesine alıp sonra sorumluluklar zor gelecekse, sana da yazık, köpeğe de. Köpeğin varsa bazı şeylerden feragat edeceksin ve bu koymayacak. Tüyü var, ayak bağı olması var, havlaması var, çişi kakası var. Hep söylenir: köpekler, büyümeyen çocuklardır, 15 sene de baksan, mamasını vermek, çişe çıkarmak zorundasın!

Tamam bunları biliyordum ve evet açıkçası bu işte işime gelmeyen bazı yerler vardı, bu yüzden de “zamanı gelince, mutlaka” diyerek ertelemiştim. Senin de hayvanları çok seven biri olman çok hoşuma gitmişti, ve senle de ne dedik? Evlenelim, düzenimiz otursun, belki emeklilikte falan, belki bahçeli evimiz olur vs, mutlaka bir golden’ımız olucak. Hatta isim bile hazırdı dimi aşkım, bir gün bir kedi ismi görmüştüm bir kitapta sushi diye ve köpeğim olursa sushi koyucam demiştim.

Biz evleneli beş ay bile olmadı, hala düzenimizi yeni yeni oturtmaktayız. İşe gidip geliyoruz.  90 m2 bir apartman dairesinde yaşıyoruz. Bir sürü sorumluğumuz ve yorgunluklarımız var. Köpek için hiç doğru zaman değil. Facebook’ta da hep ilanlar görürüz, ne güzel köpekler sahiplendirilmeye çalışılır, yeni doğmuş yavru mu istersin, bakamayıp vermek isteyenler mi, barınakta üşüyenler mi… Hepsine aa ne güzel köpek diyip geçerdik. Bu kez geçemedik İgal! Çok mu güzeldi fotodaki köpek? Yooo, tüysüz bir golden/labrador kırmasıydı. Tamam şirindi ama ne şirin, ne güzel, ne kaliteli, ne cici köpekler görmüştük o zamana kadar. Bu köpişi sokakta bulmuşlar. Sarıyer’de bir köpek oteli’nde misafir etmişler, acil yuva arıyorlar. Bize birşey oldu ve kendimizi arkadaşımızın arabasında Sarıyer’e doğru giderken bulduk! Karl kış bir Cumartesi günü… Ailelerimizden saklayarak… Fotoda gördüğümüz köpek maalesef hiç sevgi göstermeyen, psikolojisi bozuk, hafif saldırgan, mutsuz ve garip bir köpekti. Sen alalım dedin ama allah biliyor ya, ısınamadım ve hata edeceğimizi, bizi zorlayacağını hissettim, seni bir köşeye çekip vazgeçelim dedim. Fakat, bir Golden daha geldi demişlerdi, o da sokakta bulunmuş, 3-4 yaşlarında, fakat o çok sevgi dolu, çok sevimli ve sağlıklı bir köpek çıktı. Kanımız anında ısındı, kendini bize sevdirdi. O an içimden kendime allahım bu köpeği almamak için bana bir sebep göster lütfen çünkü çok zor olacak dedim, ama maalesef hiçbir sebep yeterince sağlam gelmedi ve kendimi arabanın arkasında, kucağımda Sushi ile eve giderken buldum bu kez de…

Hani birine aşıksındır, fakat bu aşkın bazı zorlukları vardır, ne bileyim, aynı şehirde değilsinizdir, aileler birbirlerini istemiyordur, kıskançtır, vs vs vs… Bunları yaşayacağıma bu ilişkiye hiç başlamamak en iyisi der, mantıklı bir karar verir, belki de iyi yaparsınız. Ama bazen de öyle çok aşıksındır ki, günahıyla, sevabıyla onun getireceklerini yaşamak istersin. İşte köpek bakmak, hele ki bizim gibi sevgi dolu insanlar için, ancak o “aşk” haline geçince mümkün olabiliyor ve hatta kolaylaşabiliyor. Biliyorsun, Sushi’nin evimizdeki ilk gününde bir an “eyvah” dedim. Tüyler, biryere gitmek isteyince ne olacak, temizlikçiler gelince nasıl çalışacaklar vs vsvs. Hata yaptık dedim, üstelik ilk günden alışmıştım Sushi’ye ama ayrılmamız gerekiyordu. Ya o gün ayrılacaktık ya da hiç. Ağladım ve anlattım sana düşündüklerimi. Ama hayır, yapamadık, kopamadık ondan, mantıklı kararı veremedik. O andan itibaren bir şalteri indirdim başka bir şalter kaldırdım. Bu sevginin içine kendini atmazsan, zor yanları her zaman ağır gelecektir, mantıkta kalmaya çalıştıkça, hiçbirşey hissetmeyecek, sadece sorumlulukların ağırlığını yaşayacaktım. Ben kendimi aşkın ateşine atmaya karar verdim, Sushi’nin sevgisine verdim kendimi, ve şimdi ne onun için erken uyanmak, ne dökülen tüylerini temizlemek, ne mamasını vermek, ne onun varlığından dolayı verdiğimiz farklı kararlar bana koyuyor. Çünkü sevgi gerçekten emek istiyor. Öyle uzaktan seviyorum demekle olmuyor. Birtakım bedeller ödemek gerekiyor. Ama bu bedelin sonucu da harika oluyor.

Oğlumuz çok akıllı, çok şanslıyız. Çok uslu, terbiyeli bir köpek. Yapma diyorsun yapmıyor. Havlamıyor, seni cezalandırmıyor. Yaşı 3-4 olduğu için, orayı burayı kemirmek, etrafı dağıtmak gibi huyları yok, bizden tek istediği sevgi, ilgi, onu dışarı çıkarmamız, mamasını vermemiz. Evet tüylerinin dökülmesi ve onları temizlemek benim için şu an işin en zor kısmı ama çözümsüz değil en azından.

Sushi, içimdeki bir boşluğu doldurdu. İçimdeki sevgiyi yönlendirmem gereken biri, bir insan, bir hayvan, bir yer, bir konu varmış demek, ve şu an Sushi’ye doğru akıyorum adeta. Evliliğimiz için de çok iyi olduğu kanısındayım, henüz 5 aylık da olsa evlilik dediğimiz şey, hele ki günümüzün modern toplumunda, monotonlaşmaya, yorgunluğun getirdiği sinir bozukluklarıyla yıpranmaya çok müsait bir kurum bana sorarsan. Sushi, bu zor hayatta bize tutunmamız için bir destek bir güç, hayattan zevk almamız için sekizinci bir renk, konuştuğumuz paylaştığımız ortak bir konu, yüzümüzde tebessüm oldu.

Kadere inanıyorum, planlanmadı, bir anda yuvamızın içinde Sushi’yi bulduk adeta, iyi ki geldin Sushi, seni çok seviyoruz.

Bookmark and Share

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (1 vote cast)

zaytung’un haberine göre evlenme teklifim!

Bepanthol tarafından Şubat 10, 2012 tarihinde yazılmıştır.

14 Şubatta Sevgilisine Evlenme Teklifi Edecek Olan Igal Pirlanti, Zeka Küpü Olduğunu Düşünüyor!…

14 Şubat Sevgililer Günü’nde, uzunca bir süredir birlikte olduğu sevgilisine evlenme teklif etmeyi planlayan Igal Pirlanti, zekasıyla övünüyor.

Özel bir şirkette çalışan Igal Pirlanti, 14 Şubat günü sevgilisine evlenme teklif ederek, kendisinden başka hiç kimsenin aklına gelemeyeceğini sandığı bu planla, durumu en ekonomik yollarla kurtarmanın peşinde.

Bir taşla iki kuş vuracak.

Igal Pirlanti, sevgilisine evlenme teklif ederken alacağı tek taşı, sevgililer gününde, ona evlenme teklif ettiği sırada hediye ederek, iki özel gün hediyesi almaktan kurtulacağına inanırken, bu sayede evlilikle taçlandıracakları hayatları boyunca, bu iki özel günü her zaman tek hediyeyle atlatarak, ekonomik açıdan da rahatlamayı hedefliyor. Bunun yanısıra, bir sene beklemeyi, daha doğrusu bir sene daha “Tamam nişanlandık ama ne zaman evleneceğiz, yok yok sen evlenmekten vazgeçtin, başka biri var değil mi doğruyu söyle bana!” tribini çekmeyi göze alan Pirlanti, nikah tarihlerini de 14 Şubat gününe denk getirerek, gelecekte başlarına gelecek yeni bir kutlama, yeni bir hediye derdinden de sıyrılabileceğini sanıyor..

Unutkanlığa da çözüm buldu.

14 Şubat’a denk gelen düğünün, evlilik yıldönümünü unutmak gibi bir riski de ortadan kaldırdığını vurgulayan süper beyin Pirlanti yaptığı “hayatta tek istediğim biraz huzur” açıklaması ile planlarına tepki gösteren yakın çevresinden anlayış bekliyor.

işte buradan alındı…

Bookmark and Share

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

biz evliyiz ve çok eğlenceliyiz!

Bepanthol tarafından Aralık 30, 2011 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım, ama en tatlı karımcım. Şimdi biz uzun zamandır hiç birlikte etkinlik yapamamıştık senle. Yok düğünler, yok doğumlar derken. Bir sürü yere de davetliydik. Hiç böyle zaman geçirmemiştik zaten evde… O kadar eğlenceli oldu ki aslında geçen salı gecesi inanılmazdı. Oyunda bana Gabriel Garcia Marquez Yüzyıllık Yalnızlık kitabını okutman inanılmazdı. Aslında ne kadar güzel ve doğal gelişti değil mi? İlk önce yemek yedik. O güzel ellerinle bana hazırladın ve daha sonra bir anda Duman dinlemeye başladık. Duman dinlerken içki de içilmez mi? Sonra İzzet ve Eslin’in bize hediyesi olan oyunu açtık. Bir bakmışız sarhoş olmuşuz… Çok anlatmaya gerek yok hepsi aşağıdaki videoda…

Bookmark and Share

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (5 votes cast)

Artık sen benim karımcımsın!

Bepanthol tarafından Eylül 30, 2011 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım benim canım benim… Herşeyim bitanecik meleğim… Artık sen benim mini  minnacık karımcımsın!!!!…

Biliyorsun ki ben senden heyecan olarak çok fazla şeyler yaşadım ama sen de evlenmeden son 1 haftada coştun benim gibi. Evet ben sanırım bir ay heyecan yaşarken sen sakindin ama gördün ne demek olduğunu bu heyecanın. Ne kadar güzel bir heyecanmış değil mi?

Ben her zaman heyecanımdan yakınır ve bunu sıkıntı olarak görürdüm. Belki de etrafıma bu şekilde sıkıntı yaymış olabilirim. Ama herşey ama herşey tamamen süper olmalıydı ki oldu. Gerçekten çok güzel oldu. Evet dediğimiz anlar şuanda bir rüya… Hani bizi alacaklardı ya odadan! Nasıldı aşkım karımcım… Saat 21:00′da durdu! Zaman ilerlemedi. Ne olacak neler olacak derken ben başka bir boyuta yolculuk yapmıştım bile. Sen birşeyler anlatıp belkide kafamı dağıtmamı istiyordun ama olmadı. Uçmuştum ben.

Evet dedik. Aile cüzdanımızı elimize aldık. Sonra yok oldu. Masaları gezdik. En iyi damat ve gelin dalında Oscar ödülü aldık. Ne kadar güzel bir sürprizdi… Sanki o andan sonra yavaş yavaş hızlandı gecemiz. Artık karımcım diyordum sana ama biliyorsun ki telefonumda aylardan beri senin adın yerine karımcım yazıyordu zaten. Hazırdım ve herzaman olmasını istediğim şeydi bu. Oscarımız vardı ve o da bir anda kayboldu. Sırayla herşey hızlı hızlı oluyordu.

Arkadaşlarımız yanımızdaydı. Ailelerimiz yanımızdaydı. Herkese bir kadeh kaldıralım dedik ve biraz da konuşmamız gerekiyordu. Aptallık işte ben birşeyler hazırlayamadım. Hazırlasam bile zaten söyleyemezdim. Sen birşeyler söyleyecek gibi oldun ama ağladın. Bense senin ağlamadan önce söylediklerini tekrarladım. Herşey ama herşey süper birşekilde devam etti. Danslar edildi. Zaman hızlandı.

Dj Beno… Yanı aslında her konuda bize yardım eden arkadaşımız. Her konuda hazırlık yaptı ve bize destek oldu. Sağolsun onun yardımlarıyla süper oldu ve süprizler konuşuldu. Köpüklü karlar ve kameramanın röportajları hep sürprizlerin en başında olan şeydi. İşte müziklerini çaldı o ve dediğim gibi gece mükkemel bir şekilde hızlandı. Pasta geldi bir ara sanki orada da coşmuştuk zaten. Herkes sarhoştu. Babam ve kardeşim de dahil olmak üzere müthiş bir coşku vardı. Biz ikimiz ne olduysak yerimizde duramadık bir o tarafa bir bu tarafa… Seni kaybettiğim anlar da oldu. Ama hep yan yana gelip şirin şirin danslar ettik.

Gecenin sonu nasıl geldi. Nasıl sonlandı o gece inanılmazdı. Herkes bir anda yok oldu. Senle birlikte şarkı söyledik ve bitti gece… Pert olup koltukta yatanları görünce hem üzüldüm hem sevindim. Demek ki çok eğlenmişler ki çok içmişler bu hale gelmişler dedim. Lena’ya da yazıktır serumluk olmuş. Gecenin sonuna kalan büyük akrabalarımızın sarhoş olması inanılmazdı.

Evet evet en sonunda baş başa kaldık ve odamıza çıktık. O kadar yorgunduk ki karnımız deli gibi aç olmasına rağmen uyuya kalmıştık. Aslında siparişimizi vermiştik ve kapı çalınınca uyanıp kocaman 200 gram kıymalı hamburgerimizi yemeğe doyamamıştık. Gecenin kritiğini bile yapamadan hamburgerin vermiş olduğu doyumla uyuya kaldık tekrar.

Sabah gözümüzü açtığımızda çok farklı bir gün oldu benim için ve senin için… Karı ve Koca olarak ilk defa bir sabah geçiriyorduk. Yorgunluk ve içki hala bünyemizdeyken  kalkıp evimize gitmek zor gelse bile ayaklarımız kendiliğinden gitmek istiyordu. Karı ve Koca olarak ilk defa evimize girecek ve evimizde gerçek anlamda zaman geçirmeye başlayacaktık.

24 Eylül’de bir aşk öyküsü mutlu bir sonla tekrar başladı. Bir baktık zaman bugün oluvermiş. Mutlu olmak ve huzurlu olmak sadece doğru eşleşmelerle gerçekleşir. Zamanın bu kadar hızlı akmasının sebebi de bu olsa gerek değil mi aşkım? Biz bu hızla birlikte cennette gitsek ve sonsuza kadar yanyana kalsak. :)

Seni çok seviyorum aşkım… Ben senin kocan oldum dimi? Biz evliyiz artık biliyorsun dimi? İnanabiliyor musun? Evlenmeden önce karnımızda kelebekler kanat çırpıyorken şimdi etrafımızda aşk melekleri kanat çırpıyor…. Yüzükler sola geçti. Mujks…

Bookmark and Share

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (1 vote cast)

24 Eylül-Evleniyoruz!

CherryBlossomGirl tarafından Eylül 23, 2011 tarihinde yazılmıştır.

Canım aşkım yarın evleniyoruzzz!! İnanılmaz bir duygu, yani gerçekten şu an kalbim ağzımda! Daha önce hiç böyle bir heyecan yaşamamışım ben! Bu bambaşka!

Biz seninle bir ekip gibi, kend mutluluğumuz için çok çalıştık. Emek sarfettik, evimizi kurduk, düştük kalktık ama çok güzel bir yuva kurduk kendimize. Kimseleri dinlemedik, birbirimizi ve kendimizi dinledik. Yorulduk ama ne güzel bir yorgunluktu o.. İkealar, koçtaşlar…

Ve yarın büyük gün, nikah ve düğün yarın gece bu saatlerde! Heyecandan ne yapacağımı şaşırıyorum devamlı bir panik halindeyim! Uyuyabilmek için şu an kakaolu bisküvi yanında süt içiyorum. Yarın görüşürüz aşkım!! Kocamcım!!

wedding

Bookmark and Share

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (1 vote cast)

evlilik ve kurallar

Bepanthol tarafından Temmuz 5, 2011 tarihinde yazılmıştır.

İşimin tam ortasında kafam öyle böyle değil karman çorbanken bana o kadar güzel bir e-posta attın ki aşkım. Yemin ederim aşkım herşeyi bıraktım ve içimden burada yazmak geldi. Bir anda beynim herşeyiyle silindi. Kaldım böyle. Düşündüm. Düşündüm. Yazıyorum şimdi.

Nasıl denilebilir ki! Hiçbirşeyin kuralı yok aslında. Kurallar aslında tutucu bir zorlama. Kurallar insanları yapmak istemedikleri şeylere zorlayan direten kelepçeleyen zincirlerden hiç bir farkı yok. Aşkın, sevginin, tutkunun saygının ve bunun gibi bir çok değerin nasıl kuralları olabilir ki!

Can Dündar aşağıdaki yazıyı yazarken nasıl bir içtenlik sunmuşsa ben de aynı şeyleri hissediyorum. Burada ne kadar kendi hayatını anlatmışsa, bizi de bir o kadar anlatmış. Sadece “Ne kavgalar, ne badireler atlattık 17 senede…” kısmına henüz gelmedik. Ama eminim ki o zamana geldiğimizde de aynı şeyleri yaşayacağız. Kavga edebiliriz yeri geldimi fakat birbirimize sarılarak aynı yatakta sarılarak uyuyacağız. Ama aşkım bunu unutma ki biz onun anlatığı kuralların dışında daha büyük kuralları kırıp geçtik. Onun için biz güçlüyüz ve birbirimize daha da kenetli bir şekilde mutluluğumuzu paylaşacağız…

“Evlilik… inanmadığım halde içerisinde 17 seneyi bitirdiğim bir kurum benim
için… 17 senede (abartmıyorum) 40 çift arkadaşımın son verdiği kurum ayni
zamanda da…
Evliliğimin bu kadar uzun sürmesinin gizi, belki de kuruma inanmamaktan
geçiyor.
Evliliği toplumun dayattığı şekilde yasamamaktan…
Nedir bu dayatmalar?
Erkeğin muhakkak kadından yasça büyük olması , eğitim seviyesinin erkeğin
lehine yada en azından eşit olması bunların sadece ikisi…
Olmaz,yürümez diyor toplum…
Erkek yaşça büyük olmalı ki, kadına ‘höt’ dediğinde oturmalı kadın…
Ya da yumuşatıyorlar;
Efendim kadın erkekten önce çöktüğü için (hani doğum felan) küçük olmalıymış
yaşı…
Eğitimde de böyle..
Kadının çok okumuşu bilmiş olurmuş, evde kalmakmış layıkı ….
EŞiM BENDEN 2 YAŞ BÜYÜK; ne ‘höt’ dememe gerek kaldı 17 senede, ne de
benden önce çöktü…
Yıllar içinde ben yaşlandıkça o gençleşti,
-’Ooo Can bey kapmışsınız çıtırı ‘esprilerine muhatap dahi oldum.
EŞiM 3 ÜNiVERSiTE BiTiRDi; ben bi taneyi 9 senede bitirdim..
Ne o bana bilmişlik tasladı , ne ben ona ezik baktım…
Kulağa gelen müzik tekse de, onu oluşturan notalar farklıdır der
Halil Cibran…
Bunu unutmadık biz.
Ben konuşurken o dinledi, ben dinlerken o konuştu 17 sene. O öfkeliyken
ben, ben öfkeliyken o ‘haklısın bitanem…’dedik,
Öfke bitip fırtına durulduğunda ‘ama bi de böyle düşün’ de dedik fikrimizi
savunurken.
Farklı insanlar olarak görmedik birbirimizi, aynı amaç için savaşan
neferlerdik bu hayatta…
Asla bilmedik ne kadar para kazandığımızı, ortak cüzdanımızdan gerektiği
kadar aldık..
Ne kadar çalarsa çalsın masanın üstünde telefon, kim bu saatte arayan karşı
cins diye sorgulamadık da ama…
Sevginin en büyük dostuydu bizim için ‘güven’… Ve güvenin ardına
saklanmış bir ’saygı’ vardı daima…
Ne kavgalar, ne badireler atlattık 17 senede…
Eee ülkeler neler gördü, biz çekirdek aile mi sütliman yaşayacaktık…
Bir gün öyle bir girdik ki birbirimiz e, ben ilk kez odamın
dışında yattım bi gece, misafir odasında…
Gece yarısı kapı açıldı eşim;
-Ne yapıyorsun burda?’ diye sordu kapının eşiğinden, ‘uyuyorum’ dedim buz gibi bi sesle…
Gitti, gelmesi 1 dakikasını almıştı elinde yastıkla… ‘kay yana’ dedi
daracık yatakta. ‘ne yapıyorsun?’ dediğimde ‘benim yerim senin yanın, sen
gelmezsen ben gelirim’ dedi…
Anladım ki o gece, en uzun kavgamız yatak saatine kadar sürecek…
Ve bence doğrusu da bu… Özen gösterdik o günden sonra, evin her yerinde
kavga ettik, yatak odamız hariç..
Kırsak da zaman zaman kalplerimizi, asla kin tutmadık birbirimize…
Toplum kurallarıyla oynasaydık bu oyunu belki de 41 inci
çift olacaktık o listede…
Ama oyunun kurallarını biz koyduk… Nede olsa bizim
oyunumuzdu, oynanan…
Evlilik; hesapsız içine dalınması gereken bi oyun bence…
Topluma kulaklarını tıkayarak hem de… Ne benim, ne de
bizim sözlerimizle…
Sadece gönlünüzden geçtiğince… Dediği gibi Ataol Behramoğlu’nun ;
‘…Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mi büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün
Evrene karışırcasına.Çünkü ömür dediğimiz şey,
hayata sunulmuş bir armağandır.Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana…’”

Bookmark and Share

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (1 vote cast)

Melis Zararsız 16:9 TVNET 17.06.2011

Bepanthol tarafından Haziran 24, 2011 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım kendini 5. dakikadan sonra izlemeye başlayabilirsin. Tam o sırada sana konuşma hakkı veriyorlar ve sen bıdı bıdı konuşmaya başlıyorsun. Ne kadar da güzel konuşuyorsun. Ne kadar tatlısın.

Gururum bir tanecik aşkımsın. Mujks

Bookmark and Share

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (1 vote cast)

24 Eylül IT IS!!

CherryBlossomGirl tarafından Haziran 4, 2011 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım çok heyecanlı süreçlerden geçiyoruz. 11-23 Mayıs Cannes’da olacağım için demiştik ki, döndüğümüzde hemen şu evlilik tarihini resmi olarak alma işlemini halletmemiz gerekiyor. Ya geç kalırsak, nasıl yapılıyor bu işler vs vs diyerek de biraz paniktik ikimiz de. Sonunda dün (Cuma) izin aldık işlerimizden ve sabahın köründen itibaren uğraşmaya başladık başvuru belgelerini tamamlamak için. Önce gittik ciğer röntgenimizi çektirdik. Sıra falan yoktu. İşlem olarak da 1 dakikalık bir iş zaten, hemen bitti ama işte sonucunu saatler sonra veriyorlar. Sonra Kızılay’a gittik kan vermek için. Ben orada biraz heyecanlandım itiraf edeyim çünkü gereksiz şekilde aç gittik oraya, iğne, kokusu vs de beni kötü etkilediğinden, ya başım dönerse bayılırsam dedim ama ne acı çektim ne de başım döndü, herşey yolunda gitti. Kan tahlil sonuçlarını almak için de vaktimiz vardı ve kahvaltı edelim dedik.  Kadıköy’de çok güzel bir köşkü cafe yapmışlar, onun bahçesinde Van Kahvaltısı ettik. Karşımızdaki binanın duvarına bir baktım ki ne gördüm, işte aşağıda:

mkalpi

Sanki bizim için yapılmıştıı :)

Neyse sonra koştur koştur sonuçlarımızı aldık. Tabii 43820403 tane vasıta, bir sürü kan ter ve gözyaşı eşliğinde. (gözyaşı lafın gelişi, gülmekten ya da:)) Sonra bu belgeleri aile hekimlerimize götürüp onaylatıp, sonunda kadıköy evlendirme dairesine gidip başvuru için beklemeye başladık. Sen orada epey heyecanlandın bekleme sürecinde. Eksiğimiz varsa Pazartesiye kalır, panik yapmayalım diyen sen orada acayip panik oldun, bense açıkçası pek farkında değildim olan bitenin, çok yorgundum ve aman işte vericez ok dicekler ne var bunda modundaydım. Fakat hiç de öyle olmadı.

Bizi çağıran memur, tesadüfen senin arkadaşlarının nikahlarında sesiyle dikkatimizi çeken bir nikah memuruydu ve bize de o denk geldi, ona denk geldiğimiz için bizim nikahımızı da o kıyacakmış. O anda bir heyecan aldı beni çünkü hayal etmeye başladım, memurun o akşam bize soracakları vs… gözümde canlanmaya başladı. Sonra belgelerimizi aldı, eksik birşey yoktu. Bana kızlık soyadımı kullanıp kullanmayacağımı sordu, orada da bir heyecan oldu çünkü artık işin ciddiyetinin farkına vardım, somut birşeyler oluyordu artık, geriye dönüşü olmayan bir yol. Ben Melis Pirlanti olmak istiyorum dedim hiç düşünmeden. Sen de çok şanslıyım dedin:)

Sonra aile cüzdanımız çıktı ortaya, o da bizi epey şaşırttı, meğer onu satın alıp memura teslim etmemiz gerekiyormuş, ne bilelim biz:) Böylelikle nikah öncesi cüzdanımızı da görmüş olduk,o da ayrı heyecandı. Fotoğraflarımızın yan yana yapıştırılması da çok hoştu ama ikimizin de en heyecanlandığı an memurun ikimize de bir kağıdı imzalattığı andı. O an ikimiz de evlilik imzalarımızı atıyormuş gibi hissedip heyecanlandık. Yani adam o an bize herşeyi imzalatabilirdi sanki, biz o heyecanla bence okumazdık üstünde ne yazıyor :) ))

Sonunda 24 Eylül 2011 saat 21:00′de nikahımızın kıyılacağı kesinleşti ve oradan sevinç, heyecan, şaşkınlık, acemilik, mutluluk, aşk dolu hareketlerle çıktık.evlen2evlen1

Evleniyoruz aşkım! Çok heyecanlı! Önümüzde 3 ay filan var resmen! İnanılmaz anlar ve çok mutluyuz ikimiz de, allah bozmasın, nazar değmesin. Bizi yeni bir hayat bekliyor, kendi hayatımız.

Dünkü koşturmalarımızda da çok eğlendik, güzel bir gün geçirmiş olduk. Bir ara bir konuyu tartıştık ama bence o da iyi oldu. Aslında aşağıda yazdığın konunun bir kısmı bu. Biz birbirimizi o kadar çok seviyoruz ki her saniye birlikte olmak istiyoruz ve keşke olabilsek ama işte hayat bazı koşuşturmalara sürükliyor bizi. Fransa, Fransızca dersi alma fikrim, çeviri yapmak istemem, yüksek lisans yapmış olmam. Bu koşturmacalarım ve yoğunluklarım seni iki yönden üzüyor bazen. Hem birlikte geçirebileceğimiz zamanlardan çaldığı için hem de bu süreçlerde yorgunluktan söyleniyor olmam. Bana kıyamıyorsun biliyorum aşkım ama inan bana ben maymun iştahlı biri değilim. Evet birden çok şey yapmak, birçok şey yapmak istiyorum ama bunun bir sebebi var. Zamanında yapmam gereken bazı şeyleri, bazı özel sebeplerden erteledim ve içimde kalan şeyler var, bunları da zaman varken yapmak istiyorum. Bu resim kursuna gitmek, gitar kursuna gitmek, dünya turuna çıkmak gibi ütopik ve gelip geçici hevesler değil, inan bana. Kitap çevirmek isteğim, fransızca öğrenmek isteğim, spora yazılmam, bunlar hep gerekli şeyler, evet biraz fazlalar ve beni yoruyorlar. Bazen ben de kendime , aman be, yapmasam ölür müyüm, herkes ne rahat, bana rahat batıyor diye kızıyorum ama sonuçları hep iyi oluyor aşkım. Bunları konuşmuştuk biliyorum ama buraya da yazmak istedim, sen bana yorulduğumda , isyanettiğimde, haklısın aşkım, he aşkım de geç ama bil ki sonunda güzel şeyler olacak. Ve elbette bu koşturmacalarım da zamanla azalacak çünkü  başka sorumluluklarım olacak, belki çocuğum olacak, o zaman zaten en büyük hobim çocuğum olacak eminim:)

Sen de dün sana bunları anlattığımda bana hak verdin, belki biraz bencillik ettim, bir de söylenince sen, kıyamıyorum dedin, bunlar benim çok hoşuma gitti aşkım, işte insan aslında herşeyi konuşa konuşa çözüyor.

Hep böyle güle oynaya,tartışa öpüşe, güzel günlerimiz olsun birlikte. Seviyorum seni deli adam:)

Bookmark and Share

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (3 votes cast)

Samsung’un yeni yüzü mezun oldu!

Bepanthol tarafından Haziran 3, 2011 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım… Sana kocaman ama kocaman tebrikler etmek istiyorum. Ama bunların hiçbiri yetmez sana. Çok güzel şeyler başarıyorsun. Çok iyi işler yapıyorsun ve bunları değer vererek yapıyorsun. Alın terini akıttığın sürece bu sana her zaman daha büyük saygınlık olarak geri dönüyor. Ben her zaman bu konuda ve konularda yanında olduğumu bilmeni isterim. Dur durak bilmeden oraya buraya koşarak ne kadar çok şey yaptığını gördükçe ben inanamıyorum. Evet biraz zor oluyor ve yoruluyorsun ama hep süper oluyor.

İki üç hafta önce Cannes film festivalindeydin ve Nuri Bilge Ceylan ile röportaj yaptın. Daha sonrasında bu değerli yönetmen yanlış hatırlamıyorsam Onur ödülü aldı. Senin yapmış olduğun bu röportaj zaten değerliyken, inanılmaz bir şeye sahip oldu. Bu senin içinden gelen iyiliğin ve değer vermenin yansıması olduğunu düşünüyorum.

Sonra Cannes’tan geldin. Bir gün Samsung reklamlarında oynayacağım dedin. Bir şekilde orada olmanın sebebi değerli bir film izleyicisi ve kritik yazarı olman. Buralara kadar gelirken emek vermenin bir meyvasını toplamış oldun bence. Çünkü senin görüşlerin o Samsun televizyonuna değer katacaktı ki kattı. Şimdi reklamını yaptığın bu televizyonun evlediğimiz zaman evimize almanın hayalini yapıyoruz. Elbette çekimler zordu. Ama sen hiç zorlanıyor gibi görünmüyordun. Sanki daha önce yapmışsın gibi bu işi epey iyi oynadın. Belki gelecekte oyuncu olursun. Fakat oyuncu olmandan öte seslendirmelerde rol almanı tercih ederim çünkü çok güzel sesin.

samsung

Bir de mezun oldun. O kadar okudun ama yetmedi. Aylarca gittin geldin Okan Üniversitesine. İkinci yüksek lisansını bitiren bir kişi olarak ne kadar kendinle gurur duyuyorsan, ben çok ama çok daha fazla gurur duyuyorum senle. Özellikle mezuniyet gününe katılma konusunda göstermiş olduğun o sevimli tepkileri keşke sen de aynadan görseymişsin. Aynı bir çocuk sanki müsamereye çıkacak ama korkmayacak bundan ürkmeyecek. Şirin mi şirin hareketler yapacak ve eline aldığı kepi havalara fırlatacak. Yanımızda Emre ve Güneş de vardı. Onlarla mezuniyete gitmiş olmamız bence çok iyi oldu. Uzun zamandır görüşmek istiyorduk ve bugüne denk geldi. İyi ki de olmuş. Birlikte sohbet ederek güzel zaman geçirdik. Özellikle Güneş sayesinde keşfetmiş olduğumuz yere tekrar gitmeliyiz. Et ve Rakı doyumsuzdu. Doymadık da. Sen ve Güneş birlikte sahneye çıkıp sözde diplomalarınızı aldığınızda en çok yapmak istediğimiz yine güzel bir sohbet ve rakıydı sanırım. Kepini fırlattın ve dünyadaki en mutlu en istediğin şeyi de yapmış oldun.

mezun

Kısaca aşkım.. Yani aslında yaz yaz yaz yaz… Bitmeyecek kadar şey oldu. O kadar çok oldu ki şuanda aklımdan teker teker geçerken inanamıyorum. Sen 2 hafta yoktun ve ben de yoktum sanki. Sen geldin hayatımda seninle birlikte çok güzel şeyler oldu. Her zaman ki gibi seninle birşeyler yaşamak ve bana renk katman beni dünyanın en şanslı erkeği kılıyor. İyi ki varsın aşkım. Senin her mutluluğun benim için en büyük mutluluk. Hem bir reklamda oynaman, biraz seslendirme yapman… Hem çok önemli bir yönetmenle röportaj yapman, bu yönetmenin aynı zamanda onur ödülü olması… Hem hayal ettiğin bir yüksek lisans olan alt yazı çevirmenliği ve düblaj bölümünde mezun olman, kepini alıp havalar fırlatmış olman… İşte bu üçü hayallerinde olan şeylerdi ve oldu.

Neden oldu biliyor musun? Çünkü sen çok iyi bir insansın. Çünkü sen herşeyi hakkını vererek yapıyorsun. Çünkü sen doğru bir insansın. Çünküleri daha fazla saymadan seni çok çok tebrik ediyorum aşkımmmm…

Yaa aşkım bak ne unutuyorudum. Rakı keyfi yaptığımız yerde ne görmüştük. Çok sevimli bir tırtıl. Bu tırtıl diğerleri gibi değil. Çok şirin. Hatırladın mı? Zaten unutulacak gibi bir şey değildi ki! Gülen suratlı tırtıl. Bak onun videosunu çekmiştik. İşte karşında…

Bookmark and Share

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (3 votes cast)
pressyado.com teknik özelliklerini geliştirmeye devam ediyor...