Nisan, 2009 Tarihine ait olan arşiv

Klip çalışmam “break the spell”

CherryBlossomGirl tarafından Nisan 30, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım benim bir arkadaşımın colourless isimli bir grubu var, downtempo müzik yapıyorlar, severek dinlerim, bir şarkılarına klip çektim, klibi sahiplenmediler grup olarak, canları sağolsun ama ben seninle paylaşmak istedim.


VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (1 vote cast)

sanal dünyada sanal öpücük kissphone

CherryBlossomGirl tarafından Nisan 30, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım demin seninle msn’de konuşurken öpüyorum seni filan dedin de aklıma dün gazetede okuduğum haber geldi.

Yani yakında gerçekten insanlar biraraya gelmeden neler yaşayacaklar… Bu sanallik nereye kadar:)

Aşkım diyelim ki uzak yerlerdeyiz ve beni öpmek istiyorsun ama gerçekten öpmek, hissetmek ve hissettirmek …(ay biraz ayıp gibi oldu ama değil ya öpmek güzel ve masum birşeydir sevgili okur:)))

Kissphone alıyorsun vee hiç yoktan hissediyorsun ve hissettiriyorsun bu öpücüğü aşkım.kissphone

Fransız tasarımcı Georges Koussoros’un tasarladığı “Kiss Phone” yepyeni bir teknolojiyi hayatımıza sokuyor. Bu oyuncak gibi sensörlü  telefonla öpücüğün basıncını, hızını, ısısını ve gücünü ölçüp, arayan kişiye iletebiliyorsun. Wow :)

Aşkım bu gelişmeler iyi mii kötüü müüü saçma mıı gereksiz mii ben bilemedim. Ama dün bir de Haşmet Babaoğlu’nun Arkadaşlık ve Sağlık başlıklı bir yazısını okudum, meme kanserine yakalanan bir kadın, internetten yıllardır görüşmediği arkadaşlarına yaşadıklarını anlatınca dünyanın dört bir yanından kadına mektuplar, hediyeler vs geliyor ve kadın moral sayesinde iyileşiyor, Haşmet Babaoğlu da diyor ki bu sanal muhabbetlere kızardım ama bazı iyi tarafları da var galiba diyor. Buradan okuyabilirsin yazıyı. Ben de feysbuktan bulduğum bazı ilkokul arkadaşlarımla şu an çok fazla görüşüyorum ve internet olmasa asla biraraya gelemezdik diye düşünüyorum.

Demek ki neymişş, internet ve teknoloji iyi şekilde de kullanılabilirmişş, evet ders bitti dağılın. :)

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (1 vote cast)

yanlış anlamalardan yansıyanlar

Bepanthol tarafından Nisan 30, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım günaydın… günaydın kocaman günaydın…

Dün gece epey bir geç yattım. Senle konuştuktan sonra ıvır zıvır birşeyler ile uğraştım ama gerçekten inanki ne ile uğraştığımı bilmiyorum. Bu arada bana aldığın Mercan Dede’nin Nefes albümünü dinliyordum. Sonra hadi artık yatayım artık dedim. Nenni dinler gibi muziğe bıraktım kendimi ve uyumuşum. Sabah o kadar dinç kalktım ki anlatamam. Uyandığımda hala Mercan Dede çalıyordu. :) Tekrar’a almayı iyi akıl etmişim. Sanki uyku ve müzik bir araya gelince acayip daha fazla dinlence yarattı bana.

Nihayetinde işteyim. İşe geldim. Birikmiş işler çalan telefonlar sinirimi bozdu ve bir kahve içtim. Müşterilerin web siteleri için banner tasarımı yaparken bir anda şimşekler çaktı. Kendi sinirim bozukken birden kahkahalar atmaya başladım. Deli miyim? Neyim ben? garip birşeyler oldu anlayamadım. Beynim de hemen bu şey canlandı. Araştırdım buldum didindim. İlham heralde bu olsa gerek.


714528_51781997_2

Aşkım kesinlikle bunu dalga geçmek için yapmadım. Hani film ile bağlantı kurmaya gerek yok. Film’i deli gibi beğendim. Mahsun Kırmızıgül’ü tebrik ederim ve bir araya gelmiş o ekibide tabii ki. Canımız sıkılınca saçmalarız ya hani böyle gülecek bir yer ararız. İşte bu böyle oldu. Duvar kağıdı yaptım. Bakıp bakıp güldüm. Gülüyorum. :)

Neden yanlış anlamalardan yansıyanlar? diye bir soru sorarsan aşkım. Film’i anlamayan birinin aklında kalan saçma şeyler vardır. Film o kadar derin ve o kadar cesur konular işliyordur ki kapasitesi el vermez. Ve film’in konusuna derinine inemez ve kopar gider filmden. Yani kısaca filmi anlamaz. İşte bence böyle insanlar var. Bende kendimi o insanların yanına koydum ve yansımalarını aldım. İşte ilham böyle geldi. :)

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (1 vote cast)

sürreal reklam çalışması ve salvador dali

Bepanthol tarafından Nisan 29, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Hotmail hesabıma uzun zamandır girmiyordum. Bir sürü saçma sapan e-postalar gelmiş. Teker teker temizleyeyim dedim. Kurcalarken HSBC’den gelen ekstreler falan onları yanlışlıkla silmişim. Hemen çöp kutusundan geri alayım derken bir e-posta çöp kutusunda duruyor. Onu da aldım çıkartım. Reklam tasarımları ile alakalı bir e-postaymış. Açtım baktım. Kimbilir ne zaman reklam tasarımı ile alakalı bu web siteye üye olmuşum. E-posta içeriğine baktığımda içinde çok güzel bir reklam çalışması var. Adamlar oturmuşlar bir eser meydana getirmişler resmen bir yatırım şirketi için. Bu tasarımı düşündükçe ya bu Salvador Dali’nin çalışmaları aklıma geldi. Tamamen sürreal bir çalışmaydı bu. Elbette dünyadaki tek sürreal ressam Salvador Dali değil fakat belkide daha önceden buna benzer bir çalışmasını görmüş olabileceğim diye düşündüm. Araştırmaya başladım. Ve aşağıdaki sonucu elde ettim aşkım. Sol tarafta reklam çalışması sağda ise ressam çalışması.


aestrange the temptation of st anthony

Bir reklam çalışması tamamen bir ressamın eserinden esinlenerek yapılmış fakat aynı duyguyu veremiyor çünkü Salvador Dali politik görüşlerden uzak kalmayı tercih eden bir insan fakat reklam çalışmasında tamamen politik iğnemeler var. Salvador Dali’nin sağdaki çalışmasının adı “Temptation of Saint Anthony”. Sol taraftaki reklam çalışmasının adını bilmiyorum ama surreal investment olabilirmiş. :) Bu reklam çalışmasında tamamen dış etkenlerin yatırım konusundaki dengesizliğin nereye gideceğini ifade etmeye çalışırken diğer taraftan Salvador Dali aşk, seks, şiddet ve ölüm kaygısı içerisinde bence.

Senin böyle insan benzetme olayına bende farklı bir boyut kattım aşkım. :) Nereden nasıl çağrışım yapmış valla sanki bir bilinç altı.

Salvador Dali’nin çok kısa biyografisi:
“1904 Salvador Felipe Jacinto Dali i Domenech 11 Mayıs’da Katalonya’da Figueras isimli küçük bir kasabada dünyaya geldi. 1916 Pichot Ailesi ile yaz tatiline gider ve modern resim sanatıyla ilk tanışması gerçekleşti. 1919 15 yaşında Figueras Belediye Tiyatrosun’da ilk kamusal sergisine katıldı. 1921 Annesi öldü. 1922 Madrid Güzel Sanatlar Akademisi’ne kabul edildi. 1923 İtatsizlik yüzünden bir yıllığına okuldan uzaklaştırıldı. 1925 Barselona’da Galeri Dalmau’da ilk kişisel sergisini açtı. 1926 Paris ve Brüksel’e ilk yolculuğunu yaptı. Picasso’yu stüdyosunda ziyaret etti. Bir sınava girmeyi reddedince Akademiden atıldı. 1928 Paris’e gelen Dali burada André Breton’un çevresindeki topluluğa katılarak tam anlamıyla ilk gerçeküstücülük yapıtlarını verdi. 1929 Senaryosu Dali ve Bunuel’e ait olan Un chien andalou (Bir Endülüs Köpeği) adlı filmin prömiyeri yapıldı. Gala Aluard ile tanıştı ve aşık oldu. Resmi olarak Paris’deki sürrealist gruba katılmaya davet edildi. 1930 Gala ile beraber İspanya Port Lligat’a yerleşti. 1931 The Persistence of Memory (Hafızanın İsrarı) adlı yapıtını resmetti. 1934 The Enigma of William Tell (William Tell’in Muamması) Sürrealist Grubu gücendirdi. Gala ile evlendi. New York’a gitti. 1936 New York MOMA’da “Fantastic Art, Dada and Surrealism” ( Fantastik Sanat, Dada ve Sürrealizm) sergisine katıldı ve Time dergisine kapak oldu. 1938 Londra’da zayıf düşmüş olan Sigmund Freud ile röportaj yaptı. Paris Uluslararası Sürrealistler Sergisi’ne katıldı. 1939 En sonunda politik güdülerini desteklemekte isteksiz davrandığı için Sürrealist Grubtan kovuldu. 1940 Dali ve Gala sekiz yıl yaşadıkları Amerika’ya göç ettiler. Sırasıyla Virginia, Pebble Beach, California ve New York St. Regis Hotel’de yaşadılar. 1941 New York Modern Sanatlar Müzesi’nde (MOMA) Joan Miro ile beraber Retrospektif sergi açtı. 1942 The Secret Life of Salvador Dali (Salvador Dali’nin Gizli Hayatı) adlı Dali otobiyografisi yayımlandı. 1946 Alfred Hitchcock’un Spellbound filminde bir dizi rüya sahnesi için sahne tasarımı yaptı. The Temptation of Saint Anthony’yi (Saint Anthony’nin Cazibesi) resmetti. 1948 Büyü Sanatının Elli Sırrı adlı kitabını yayımladı. 1949 The Madonna of Port Lligat (Port Lligat’ın Madonna’sı) adlı Papa tarafından bile takdir edilen, klasik stile geçtiğinin habercisi eserini resmetti. Avrupa’ya geri döndü. 1957 Joseph Forest, Page Choisies de Don Quichotte de la Mancha (Don Kişot) adlı 12 orijinal Dali litografı yayımladı. 1958 Gala ve Dali İspanya’da dini seromoniyle evlendi. 1962 Yayıncı Pierre Argillet ile çeşitli metinlere illüstrasyon çizmek için 10 yıllık bir anlaşma yapar. 1963 Paris’de yayımlanan The Divine Comedy adlı derginin bir sayısını resmetti. 1964 Journal d’un Génie (Bir Dahinin Günlüğü) adlı kitabını yayımladı. 1965 Dali New York’da yayıncı Sidney Lucas ile kontrat imzaladı. 1967 Gerona’da Pubol Şatosu’nu satın aldı ve içini yenilemeye başladı. 1969 Gala yalnız yaşamak üzere Pubol Şatosu’na taşındı. 1971 Cleveland Ohio’da Salvador Dali Müzesi açıldı. 1974 Dali ciddi sağlık sorunları yaşamaya başladı. 1976 The Unspeakable Confessions of Salvador Dali (Salvador Dali’nin Korkunç İtirafları) İngilizce basıldı. 1982 St. Petersburg Florida’da Salvador Dali Müzesi açıldı. Gala Pubol Şatosu’nda öldü. 1983 İspanya, Madrid ve Barselona’da ilk büyük sergileri açıldı. Son resmi The Swallow’s Tail’i ( Kırlangıç’ın Kuyruğu) tamamladı. 1989 Dali 23 Ocak’da Figueras’da kalp yetmezliğinden öldü. İspanya Figueras’da Tatro Müzesi’nde yeraltı türbesinde yatıyor.”

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (6 votes cast)

istanbul’da 4 mevsim veysel gençten

Bepanthol tarafından Nisan 29, 2009 tarihinde yazılmıştır.

213312321Üzerinde 4-5 yıl kadar uğraşılmış. Birbirinden farklı 150.000 adet fotoğraf karesi çekilmiş. Bunların hepsi kullanılmadan ardı ardına sıralanarak kısa filme çevrilmiş. Duyumlara göre sadece Güneşin ve Ayın hareketlerini düzgün bir hale getirmek 6 ay sürmüş. Bu sadece çalışmanın 30 saniyelik bölümlerinden daha fazla değil. Bu kısa filmde müzik Mercan Dede’ye aitmiş. İstanbul’u bu kısa film ile tanıtsak heralde gelecek turist sayısı 10 kat artabilir. Turizm bakanlığı yada kim yapıyorsa tanıtım işlerini bu yetenekleri görmemek için gözünü kapatıyor heralde. Mercan Dede’nin mistik muziği olaya çok farklı boyut katmış. Fotoğrafı çekilmiş mekanlar tarihi dokudan modern dokuya doğru ilerlerken aynı zamanda zamanın su gibi akıp geçtiğini anlatmaya çalışıyor. İnsanın kendinden geçerek izleyeceği bir şaheser doğmuş oluyor böylelikle. Ayrıca 5 dakika içersinde istanbulda 4 mevsimi yaşatıyor. Hala hayranlık içerisindeyim ve şoktan çıkamadım. Sanki büyülendim.

Aşkım bu nedir ya?? Ben İstanbulda yaşıyorum ama hiç sanki böyle yaşamadım istanbulda. İstanbuldan bazen nefret ederiz ya işte o zamanlar bu kısa filmi izlemek gerek. İnsanı 5 dakikada istanbul şehrine aşık eden bir çalışma. Bu arada arka fonda çalan parçanın adı Engewal nefes albümünden. Ben bu videoyu karanlıkta ve sesi sonuna kadar açarak izledim. İnşallah kimseyi uyandırmadım. :) Bence sende öyle yap aşkım kendinden geçeceksin…



VN:F [1.4.3_701]
Rating: 4.6/5 (5 votes cast)

Virgin Radiooo

CherryBlossomGirl tarafından Nisan 29, 2009 tarihinde yazılmıştır.

virgin radioAşkım ben San Francisco’daykenn diye böyle iğrenç bir başlangıç yapmak istemezdim ama gerçekten de San Jose’de kalırken sıkıntıdan tek başıma bindim bir trene ver elini San Francisco. Tek bildiğim, San Francisco, İstanbul’a benzer, yanyana bin tane marka, mağaza görmen mümkündür vs vs vs. Herşeyden önce bir elbiseyle gitmiştim ama rüzgar vardı ve rahatsız oldum kendime ucuz bir pantolon bulup elbisenin altına pantolon giydim :)

Sonra Market Street’te devam. Alışveriş merkezleri, süslü dükkanlar derken Virgin Megastore diye kocaman bir müzik mağazasına rastladım. Sanırım birkaç saatim burada geçti.  Müzikle ilgili aklına gelebilecek herşey var sanki burada, şahane orijinal t-shirtler, çantalar, cdler, albümler, sayamayacağım derecede baş döndürücü olaylar…

virgin megastore

Tam mağazadan çıkarken çok güzel bir parça çalıyordu, kasadaki kıza sordum nedir bu diye Thievery Corporation/This Is Not A Love Song dedi. İstanbul’a döner dönmez indirdiğim ilk parça olmuştu. Ha bu arada kendime bazı albümler, Başak’a da bir Sigur Ros t-shirti aldım.

Neyse bu Virgin’i herkese anlatır dururum.   Ve neden Türkiyede de yok diye içlenirim. Bugün spor yaparken tv’de bir reklamla şaştım kaldım. Virrgin Radio Türkiye!!!! Evet, bu virgin, o virgin. Önce radyo olayını görmeyip heyecan yaptım megastore’mı açılıyor diye ama sonra baktım radyoymuş. Olsunnn. Hemen sitesine girdim, sen de buradan gir aşkım, baktım ki bizim Ayça Şen filan hemen almış yerini.

virgin megastoreAyça Şen’i ise belki 15 senedir takip eden biriyim, kah radyoda (zamanında sabah altı-dokuz arası programı vardı, iş için yedide kalkmam gerekirken altıda kalkardım manyak gibi ve yol boyunca dinler ölürdüm gülmekten), kah tv’de, kah radikal’deki yazılarıyla, kah yazdığı kitapla, bir tek son albümünü dinlemedim. İmrendiğim bir hatundur, hem spikerdir, hem seslendirme yapar, hem müzisyendir, hem yazardır, hem ropörtördür filan. Fakat son Jack Daniel’s gecesinde sence de biraz fazla cıvık değil miydi? Ben çok rahatsız oldum.

Neyse konu şu ki, yeni bir radyomuz oldu, umarım ilerde Virgin Megastore’u da Türkiye’de görürürüzz.

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (2 votes cast)

mustafa topaloğlu – Welcome to Pricedency

Bepanthol tarafından Nisan 28, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım söyleyecek birşey bulamadım.

Hello Obama, Hoşgeldin başkanlığa… :) Barış getir bu dünyaya…



VN:F [1.4.3_701]
Rating: 4.7/5 (3 votes cast)

msn’in abuk subuk soruları ve kişilik analizleri

Bepanthol tarafından Nisan 28, 2009 tarihinde yazılmıştır.

dedikoducu kızlarHer sabah msn açtığımda karşıma çıkan diğer msn kutucuğunda bulunan ve dikkati çeken başlıklar bu sefer beni daha çok meraklandırdı. “Dedikoducu musunuz?” Haydi hemen bir test yapayim dedim ben dedikoducu muyum? diye. Öyle saçma sapan sorulardan benim dedikoducu olup olmadığımı nasıl anlayabildikleri ise ayrı bir soru olabilirmiş.

Bu nasıl sorulardır. “Şöhret nasıl bir şeydir?” nereden bileyim heralde iyi birşeydir. Çok para kazanıyorsun falan. Şıklarda elbette İyi bir şeydir yazıyor ama devamı bana uymuyor. :) Buna da bir seçenek sunsalarmış keşke. Seveni bol olur demişler ya öbür taraftan bakarsan sevmeyeni de bol olur. Çok düşündürücü bir cevap. En iyi ben başka bir cevap seçeyim dedim. Nasıl meşhur olduğuna bakar. Nasıl meşhur olmuş diyerek soruya soru ile cevap vererek topu soran kişiye attım ve diğer soruya geçtim. :)

Bilginin hassı nereden nereden edilinir. Eskiden ansiklopediydi. Şimdi internet. Baktım şıklarda buda varmış. Ama hala bir bağlantı kuramadım dedikoduyla. Asıl dedikodu internette dolanır aslında dimi?. Yani o şıkkı işaretlediğinde hemen dedikoducu damgası vurulabilinir. :) Kitap falan var şıklarda ama aradığın bilgiye o kitaptan ulaşamıyor olabilirsin. İnternette google var kitapta ne var? Aramadığın bilgiye ulaşabilirsin fakat o bilginin o anlık bir faydası dokunamabilir. Bu şıkkıda çok zaman kaybetmeden geçtim. Tıkladım diğer soruya. :)

İşte çok tehlikeli bir soru ve can alıcı bir soru bence dedikodu ile en alakalı soru da bu olmuş. “Bütün sırlarını bildiğiniz arkadaşınız artık düşmanınız…” Şıkklarda yandın diye bir cevap bekledim. Bütün sırlarını bilen bir kişi ile düşman olmak demek. Bütün kirli çamaşırlarının ortaya çıkması demek. Ama bu soruda siz de onun sırlarınızı biliyorsunuz diyor acaba savaşmı çıkacak. Soruyu daha çok algıladıktan sonra banane dedim. Gerekirse bende elimdeki kozları kullanırım dedim. :) Savaş açılmadan savaşa girmeye gerek yok. :P Buna karşılık gelen bir cevap ile yoluma devam ettim. Şıklarda aman kendime hakim olamiyacağım hemen herkese anlatacağım var. Bu tam dedikoducular için biçilmiş bir cevap.

msn-logoİşte şok edici bir soru “Adınızı çıkartmışlar, onla bunla “oynaşıyormuşsunuz”!” bu nasıl bir sorudur. Yani saçmalık ötesi bir soru. Bu soruyu msn’in kendi sitesinde görmesem inanamazdım. Bu kadar saçmalık olmaz. Madem sorulmuş cevap vereyim. “Geç bunları, anam babam, geç bunları.” :) Saçmalamak gerekiyorsa bizde saçmalarız o zaman.

Sorular gittikçe saçmalarken işte karşına böyle birşey çıkıveriyor. “Adı dedikodu olan bir tatlıda aşağıdakilerden hangisi olmalı?” Aşağıdaki şıklara bakmadan. En çok dedikodu nerede nasıl yapılır diye düşündüm. Ve ampul yandı. :) 5 çayları. Kadınların toplandığı o toplantılarda tüketilen tatlıları düşündüm. Fakat ben bir erkek olarak öyle bir organizasyonda bulamadığım için masadaki tatlıları düşünemedim. Küçükken annem apartmandaki kadınları cağırdığında hanımeli alırdı bakkaldan. Ve muhallebi yapardı. Muhallebiye tarçın atardı. En sevdiğim şey tarçındı. Tarçın hep kaybolurdu annem arardı. Çünkü ben yürütürdüm tarçın paketlerini. :) Bu yüzden tarçın dedim. Aaaa bir baktım şıklarda da tarçın varmış. Demek ki tarçın dedikoduda olması gereken bir malzemeymiş.

Bir sonraki soru tamamen insaniyet namına bir soru. Vereceğin cevap çok önemli. Hangisi günahmış? :) Şıklarda dedikodu var. Eğer dedikoduyu işaretlersen testin cevabı sana ne olduğunu söyleyecek ve dedikoducu olmayacaksın. Tabii ki de dedikodu günah olabilir ben bilemiyorum. Yani insanların arkasın kötü kötü şeyler konuşulursa evette şıklarda gerçekten daha günah bir şey var oda “yalan” onu işaretledim.

Diğer soruda empati kurmak isteniliyor. :) Ve bu soru ile birlikte canım sıkılmaya başlıyor. Çünkü şıklarda ne yazsa bile empati kuramıyorum cevap verebilmek için. “Dedikodu hastası biri var, siz de doktorsunuz, günde en fazla kaç saat dedikodu yapsın?” Keşke cevaplarda aç karnına 1 saat gibi komik cevaplar olsa biraz sıkıntım geçsin diyordum ki sanırsam en ciddiye aldıkları soru bu olmuş ki ciddi ciddi zaman aralıkları vermişler. Ben de ciddi oldum ve ne kadar az dedikodu o kadar çabuk iyileşme dedim. Burada en üst zaman aralığını işaretlersen yine dedikoducu çıkacaksın testin sonucunda belli. :)

Çok sıkıldım ve hiç mantık yürütmeden cevap vermeye başladım işte sorular işte cevaplar
S:Dedikodunun kime ne yararı var?
C:Bir tür terapidir, insanı rahatlatır

S:En tehlikeli dedikodu türü hangisidir?
C:Aşk dedikoduları
Derken… Son soru.. :)
Aşağıdakilerden hangisi daha güvenilir?
Hülya Avşar
Seda Sayan
Gülben Ergen
Esra Ceyhan
Şıklardaki Esra Ceyhan beni benden aldı ve hemen işaretledim. Neden bilmiyorum ama aklıma alllaaahhhh diye bağıran uçan adam videosu geldi. Çok canım sıkılmıştı ama bir anda gülesim geldi. :)

Sorulan bir iki mantıklı sorudan geriye kalan abuk subuk sorular sonucunda kişiliğinizi analiz edilmesi ve buna bağlı olarak sizi dedikoducu olarak zan altında bırakmaları gibi durumlar çok komik değil mi? Bir de bu testler sonucunda kendilerine çeki düzen vermek isteyenler yada aa ben gerçekten dedikoducuy muşum diyenler. Var mıdır? :) vardır vardır…

Neyse sanırsam ben dedikoducu değilmiş. İşte benim test sonucum:

İşinde gücünde

Etrafınızda olup bitenlerle pek ilgilendiğiniz söylenemez. Dedikodu yapacak kadar çok insan da yok hayatınızda. İnsanlar sizi yoruyor ve uzak duruyorsunuz. Sizi yormalarının başlıca nedeni de dedikoduculukları zaten. Kendi işinizle, gücünüzle, hayatınızla ilgileniyor; başkalarıyla ancak talep ettiklerinde ve sizin belirlediğiniz sınırlar çerçevesinde bilgi alışverişinde bulunuyorsunuz. Herhangi bir dedikodu döngüsüne girmemek, onun bir parçası olmamak için azami özen gösteriyorsunuz. Dışarıdan bakanlar sıkıcı, tekdüze bir insan olduğunuzu zannediyorlar. Çünkü dedikodusu edilecek bir tarafınız yok. Ama siz sahip olduğunuz huzurla o kadar iyisiniz ki, kimsenin ne dediği umurunuzda olmuyor.

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 4.3/5 (4 votes cast)

nutella mı? sarelle mi?

Bepanthol tarafından Nisan 28, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Bundan bir iki ay öncesinde bir gece çikolata krizimiz tutar ve şarküteriden bir nutella alınır. :) “Gözleri dönmüştü.”

Uf aşkım nasıl gözümüz dönmüştü gerçekten. O nutellayı yediğimiz yerden geçtikçe ağzım sulanıyor demiştin ya bir keresinde. Orası bizim için ne kadar güzel bir anı olmuş aslında. Dediğin gibi ben de hep oradan geçerken oraya bakıyorum. O sırada nasıl kendimizden geçmiş gibi yediğimizi hatırlıyorum. Oturduğumuz yer mermer olmasına rağmen ve havanın soğuk olmasına aldırmadan ne hırsla yemişiz unutulur gibi değil. :) Tatlı yedik tatlı konuştuk ve sohbetimize doyum olmadı.

sarelleGeçenlerde bizim ofisin oradaki marketten yeni %100 sarelle aldım. Nutella mı? yoksa sarelle mi? allah allah dedim düşündüm durdum. Çok merak etmiştim. Yeni çıkmış almam lazım dedim. Bir de şunu unutmamak gerekirse dış görünüş olarak albenisi var. Upss bir de eski günlerin anısına. Taa eskilerden sarelleyi hatırlarsın. Hiç mukayese bile edilemezdi Nutellayla. Fakat ne olduysa olmuş ve inanılmaz sonuç elde edilmiş. Tamamen doğal içerik ile hazırlanan bu kakaolu fındık kreması. Gerçekten krem gibi krema gibi. Nutella ile karşılaştırdığımda damakta inanılmazsı güç bir şekilde daha fazla fındık tadı ve kakao tadı bırakıyor. Oda sıcaklığında ise Nutelladan daha yumuşak ve ekmeğe sürülür oluyor.

Peki aşkım sagra’yı hatırlar mısın? Çikolata musluğu rüyası o dükkanda gerçeğe dönüşmüştü. Sagrada işte bizim bu bayıla bayıla satın aldığımız sarelle satılırdı. :) Kova kova alınan kakaolu fındık kreması 3-4 günde tükenirdi. Sarelle sarelle istiyorum diye koşulurdu o dükkana. Bu tamamen Türk malı yerli malı olan çikolata rüyası yurt dışından gelen diğer kaliteli markalar ile yarışamadı ve TMSF el koydu. Şuanda bayıla bayıla yediğimiz çikolatalar ve kakaolu fındık kremaları çocukluk anımızın yok olmasına sebebiyet verdi. 2007 yılında bir ilaç firması Sagra’yı satın alarak deliler gibi araştırma ve yatırım yaparak tekrar Sagrayı rekabet edebilir duruma getirdi. Saralle’nin o müthiş geri dönüşü gerçekleşmiş oldu. :)

nutella2Nutella, Sarelle’den daha çok bulunuyor. Geçen gün sana almak istedim fakat alamadım. Türk malı yerli malı yurdumun malı memleketinde bulunmuyor. Çok enteresan değil mi aşkım? Bundan sonra sarelle yiyelim aşkım sarelle… :)

Ben şimdi sana çocukluğumdan bir şeyler anlatayım. :)

Çocuk olupta çocukluğumuzdan unutamadığımız küçük küçük şeyler vardır. İşte benim için Sagra dükkanındaki Sarelle. Aklıma çikolata’nın musluktan akarken ki görüntüsü geliyor. Suyu kana kana içerken acaba çikolata nasıl yenirdi? Su da musluktan akıyor çikolata da. O zaman kana kana çikolata yiyebilirim düşüncesi en büyük fantezimdi. :) Ya birde alerji meselesi nasıl çözülürdü? “Hayır olmaz alerjin var.” Sesleri kulağımda çınlardı. Bir şekilde o çikolata eve girerdi. Nasıl olurdu bilemiyorum. Ne kadar şansız bir durumdur ki en sevdiğin şeylere karşı alerjin vardı. Ama bu alerjiye bir ilaç çıkartmışlar ki benim çocukluğumu kurtaran ilaçtır İnsidal. Sagra’ya giderken birde eczaneye gidilirdi çünkü sonuç kesin ültiker dolu bir vucut. :) Bu anılar hep böyle döngü içerisinde devamlı döndü durdu. Ne zaman ki göztepe istasyon’un oradaki dükkan kapanana kadar.

Not: Tüp içerisinde satılan o ürünü unutmamak lazım. :)

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 4.6/5 (8 votes cast)

biggoo’nun doğumu

Bepanthol tarafından Nisan 28, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım bu olayı beraber birebir yaşadık. Senin beni heveslendirmen ve yüreklendirmen sayesinde ben mutlu sona ulaştım ve bir dövmem oldu. Bu konuda ufak tefek tartışmalar yaşadık. :P Kazanan sen oldun çünkü haklısın aşkım. Dövme?? :) Bunu gerçekten istemek lazım. Bir ömür boyu seninle olacak çünkü. Ondan bıksanda ayrılamassın ayrılsanda sonucu çok kötü olacaktır. Lazer işlemleri ve hiçbir zaman oradan o iz çıkmayacaktır. Sonuç olarak kötü bir anı olacaktır. Fakat senle bu yaşadığımız benim için çok çok mutlu bir anı olarak kolumda yaşıyor. :)

Kolumadaki dövme Armin Van Buuren’ın Sound of Goodbye single’ının kapağındaki o sevimli karakterden oluşuyor. Hem müzik tarzım hem de Armin Van Buuren’a karşı olan hayranlığımdan dolayı ve tamamen o karakterde kendimi buluğumdan dolayı hiç pişman olmadan bu dövmeyi yaptım. Bu karakter 3 saatlik işlemden sonra kolumda doğdu. Ve bu doğan karakter adına Biggoo ismini bulduk ve koyduk. Sen de çok beğendin ve çok çok yakıştı bu isim ona. İyi ki doğdun Biggoo 16 Aralık 2008… Gelecek sene inşallah güzel bir pasta kaseriz Biggoo’ya… :)

Burada da hatıramız devam etsin diye biggoo’nun doğumunu bir kaç resim ile buraya koymak istedim aşkım. Murat Yapıcı’nın da eline sağlık çok güzel çizdi.  Renklendirdi boyadı. O kadar hevesliydi ki yaparken ve o kadar zevk alıyordu ki enerjisi ile zor 3 saat su gibi geçti. Çok acıdı yalan değil ama buna değer. ;)

    

    

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 4.5/5 (4 votes cast)
pressyado.com teknik özelliklerini geliştirmeye devam ediyor...