i feel good!
CherryBlossomGirl tarafından Nisan 22, 2009 tarihinde yazılmıştır.
Aslında daha önce de bu konulara değinmiştik pressyado’da ikimiz de aşkım. Pozitif düşünmek, iyi hissetmek, gidişatı değiştirmek, ne düşünürsek onun gerçek olmasıyla ilgili… Ama bu aralar hem yaşadıklarımızla ilgili olarak, hem de karşıma çıkan bir metinden dolayı bu konuyu tekrar açmak istedim.
Ben çok değişken modu olan biriyim. Çok depresif de olabiliyorum çok iyimser de olabiliyorum. Ama depresifliğe daha yatkın bir kişiliğim olduğunu söylemem lazım. Fakat gene de kendi kendime yaptığım bazı testlerde bile gerçekten de iyi düşündüğümde iyi şeylerin, kötü düşündüğümde kötü şeylerin başıma geldiğini farkediyorum. Bunu bile bile insan nasıl kötümser olur? Bazen insan bu bilgiyi kullanamayacak duruma gelebiliyor yaşadıklarıyla ama genel olarak aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor sanırım. Ben işle ilgili yaşadığım sıkıntılar, ailesel bazı durumlarla bazen çok düşüyorum… Sen de aynı şekilde sıkıntılar yaşıyorsun ama her zaman benden daha pozitif bir insan oldun, ve bana da öğrettin aslında ister istemez. Canım benim.
Aşağıdaki yazıyla ilgili neler düşüneceksin meraktayım, beni çok etkiledi:
KENDİNİ GERÇEKLEŞTİREN KEHANET
Konuya Nick adında bir demiryolu isçisinin öyküsüyle başlamak istiyorum. Nick güçlü, sağlıklı bir işçi, manevra sahasında çalışıyor. Arkadaşlarıyla ilişkisi iyi ve işini iyi yapan güvenilir bir insan. Ne var ki, kötümser biri, her şeyin kötüsünü bekliyor ve başına kötü şeyler geleceğinden korkuyor. Bir yaz günü, tren isçileri, ustabaşının doğum günü nedeniyle bir saat önceden serbest bırakılıyorlar.Tamir için gelmiş olan ve manevra alanında bulunan bir soğutucu vagonun içine giren Nick,yanlışlıkla içerden kapıyı kapatıyor,kendini soğutucu vagona kilitliyor.Diğer işçiler Nick’in kendilerinden önce çıktığını düşünerek çalışma alanından ayrılıyorlar. Nick kapıyı tekmeliyor, bağırıyor ama kimse duymuyor, duyanlar da bu tür seslerin sürekli geldiği bir ortamda olduğu için pek kulak vermiyorlar. Nick burada donarak öleceğinden korkmaya başlıyor. Eğer buradan çıkmazsam, burada kaskatı donacağım diye düşünmeye başlıyor. İçerde yarısı yırtılmış bir karton kutunun içine giriyor. Titremeye başlıyor. Eline geçirdiği bir kağıda karısına ve ailesine son düşündüklerini yazıyor: Çok soğuk, bedenim hissizleşmeye başladı. Bir uyuyabilsem! Bunlar benim son sözlerim olabilir. Ertesi gün soğutucu vagonun kapısını açan işiler, Nick’in donmuş bedenini buluyorlar. Üzerinde yapılan otopsi, onun donarak öldüğünü gösteriyor. Fakat bu olayı olağanüstü yapan, soğutucu vagonun soğutma motorunun bozuk ve çalışmıyor olması. Vagonun içindeki ısı 18 derece, ve vagonda bol hava var. Nick’in donarak ölmesini gerektirecek bir durum söz konusu değil. Nick’in korkusu, kendini gerçekleştiren kehanet oluyor.
Buna benzer bir örnekte de bilim adamları bir araştırma yapıyorlar, araştırma için idam cezası almış bir mahkum buluyorlar. Mahkuma bilim ve insanlık için çok önemli bir araştırma yaptıklarını, ancak bu araştırmada eğer kabul ederse çok ciddi bir beyin operasyonu geçireceğini, operasyondan sonra kanamasının devam edeceğini ve aynı gün öleceğini söylüyorlar. Zaten 3 gün sonra idam edilecek olan mahkum ölmeden önce bilime bir faydamız olsun diye düşünerek araştırmaya katılmayı kabul ediyor. Ertesi gün mahkum cezaevinden bayıltılarak çıkartılıyor, fakat kendisine hiçbir müdahalede bulunulmuyor. Mahkuma ayıldığında operasyonun yapıldığı söyleniyor ve tekrar cezaevine geri götürülüyor. Ertesi sabah mahkum ölü olarak bulunuyor ve nedeni de aşırı derecede kan kaybı olarak belirleniyor.
Kendini gerçekleştiren kehanet kişinin başına gelebileceklerle ilgili öngördüğü şeylerin bir biçimde vuku bulması ve gerçekleşmesidir. Bu çoğu zaman bilinçli bir durum değildir. Kimse başına kötü şeylerin gelmesini istemez ama kişilik özelliği olarak daha kötümser olan ve hayatta başına hep kötü şeylerin geleceğine inanan, şanssız olduklarını düşünen insanların farkında olmadan yaşadıkları bundan başka bir şey de değildir. Hepimiz zaman zaman şu sözcükleri söyler ya da başkalarından işitiriz. “Her şey üst üste geliyor”, “Bütün uğursuzluklar da gelip beni bulur zaten”,“Bende şans olsaydı anamdan kız doğardım.” Bir süre sonra telaffuz ettiğimiz bu gibi genellemeler bizim gerçeğimizle örtüşmeye başlar. Bunun nedeni aslında gerçekten bütün uğursuzlukların gelip bizi bulmak istemesi midir? Bütün şanssızlıklar bizim için mi vardır? Yaşadığımız güzel olaylar yok mudur? Daha pozitif bakabilsek hayata, yinede de yaşadıklarımız değişmez mi? Doğru yanıtı bulmak için doğru soruları sormak çok önemlidir. Doğru soruları sorarken kendi doğrularımız da bizim rehberimiz olacaktır.
Kendini gerçekleştiren kehanetlerimiz vardır. Başka bir örnekle açıklamak gerekirse kendisinin değer görmediğini, sevilmediğini düşünen birisi çevresindeki her türlü reaksiyonu, kendisiyle iletişime geçen insanların söylediklerini negatif algılayacak, onlara düşmanca ve şüpheyle yaklaşacak, bir süre sonra gerçekten çevresi tarafından dışlanan sevilmeyen bir insan haline gelecek ve bu durumda da son olarak iç sesi kendisine şunu söyleyecektir. Ben zaten biliyordum beni sevmediklerini. Kişi kendi kehanetini bir süre sonra farkında olmadan sergilediği davranışlarla gerçekleştirmiş olacaktır. Bu durumda bile kendi haklılığının pekiştiğini düşünerek kendi davranışları konusunda iç görü geliştiremeyecektir.
Bu kuram Pygmalion Etkisi olarak da tanımlanır. Bu kurama göre diğer kişiler hakkında hatalı görüşleri bulunan birey, kendi hatalı görüşlerini doğrulayacak şekilde davranır ve hedef kişilerde aynı yönde davranışlar sergiler, kişinin hedef kişiler hakkında beklentiler oluşturması, ardından da bu beklentilere göre davranması ve sonuçta da diğer kişilerin bu beklentiye uygun şekilde tavır sergilemesiyle beklentiler doğrulanır. Burada diğerlerinin davranışlarını kişinin kendi beklentileri belirler. Kendisi hakkında olumsuz düşüncelere ve benlik imajına sahip bir insan, kendisinin eğlenceli bir insan olmadığını kimsenin ona katlanmayacağını, ondan hoşlanabilecek insanların olmadığını düşündüğünde, diğer kişilere bu beklentisine uygun şekilde davranacak, başkalarına karşı surat asacak, bunun neticesinde de diğer kişiler tarafından aranıp sorulmayan bir insan olacaktır.
Başkalarından aldığımız geri bildirimlerde bu yönde bizim iç gerçeğimizle bütünleşir. Bir insana sevilen bir insan olduğunu hissettirirseniz gerçekten daha mutlu ve sevilen bir birey olur. Bir çocuğa zeki bir çocuk olduğunu hissettirirseniz o çocuk bir süre sonra daha başarılı bir öğrenci olmaya başlar. Kendinizin değerli olduğuna inanırsanız gerçekten değer verilen bir birey olursunuz ve kehanet gerçekleşir. Başkalarının bize vereceği geri bildirimler bu yönde etkilenmiş olur. Değer verilmeyen, itici, şanssız bir insan olduğumuza inanırsak şanssızlıklar hep bizi bulur. Neye inanıyorsak başımıza o gelir, bu durumda başımıza ne gelmesini istiyorsak ona inanmayı öğrenmek gerekir.
PSK.NUR GEZEK
Etiket bulutu: depresyon, iyi hissetmek, iyimserlik, kehanet, kişisel gelişim, kötümserlik, psikoloji, pygmalion etkisi, şans
Nisan 22, 2009 tarihinde ve 00:36 saatinde...
Kocaman çok uzun bir yazıdan sonra uf neler neler düşünüyorum. Acaba hepsini bir anda yazabilecek miyim?
İlk önce aşkım eğer sana biraz pozitiflik bulaştırdıysam ve seni bu mutlu ettiyse ben daha mutlu oldum. Pozitif olmak kendini kandırıyor olmak gibi gözüksede kimi zaman aslında bu kendini iyileştirmek olarak algılanmalı. Yani bence kendini kandırmak kötü anlamda bir şey. Sanki sen kötü bir şey yapıyormuşsunda hani bunu düzeltmeye çalışmak istemekte kötü birşeymiş gibi.
Ben pozitif olmayı her zaman savunacağım ve savunmak istiyorum. Ama pozitif olmak gerçekleri de görmemek değildir. Gerçekleri görememek insanın en büyük zafiyeti olur. O zaman pozitif olmak insana zarar vermeye başlar. İşte bu zamandan sonra insan kendini kandırmaya başlamış olur bence.
Sen aşkım kişilik olarak bence yaşanılması gereken şeylerin yaşanılması taraftarısın. Buna ben de çok çok katılıyorum. Sen de bunu bana kazandırdın. Fakat bazı yaşanılan zorluklar bir adım atmamızı engelleyebilir ve doğru düşünmemizi engelleyerek hedeften şaşmamızı sağlayabilir. Bu durumlarda da pozitif yaklaşım sergilersek eğer doğru noktaya ilerlememiz kaçınılmaz olur.
Aşkım bu yazıda da beynin neler neler yapacağını anlatıyor. Biz insanlık olarak sadece %5′ini kullanıyormuşuz beynin. Geri kalan kısımda kimbilir neler vardır ki neler. Bunların hiç birini bilemiyoruz. Çünkü geliştirmesini bilmiyoruz ve kontrolsüz güç güç değildir oluyor. Bunun illa yöntemleri vardır fakat hiç bir bilgim yok. Show dünyasında gördüğümüz cisimleri hareket ettirme, zihin okuma veya telepati… Bunlar beynin diğer güçleri olabilir.
Buradaki örneklerde de beynin kendini kandırarak insanın kendini dondurduğu veya kanama geçirdiğini zannederek kan kaybından öldüğü gibi bence sıradışı durumlar var. Bunlar elbette ki gerçek örnekler ama gündelik hayatın dışında olan şeyler olduğu için pek inandırıcı gelmiyor insana. Fakat ben inanıyorum özellikle afrika yerlilerin yada asyadaki bazı toplumlarda ateşte yürüme veya dikende yürüme gibi törenleri var. Bu törenlerde elbette yanma ve kanama gibi olaylara maruz kalıyorlar fakat acı çekmiyorlar. Çünkü beyinlerini koşulluyorlar. Bu şekilde törenlerini başarılı bir şekilde sonuçlandırıyorlar.
Biz de normal hayatımzıda beynimizi koşullandırarak ve konsantre bir şekilde hedef koyarsak yapamayacağımız hiç birşey olmadığına inanıyorum. Aşkım şuanda tatil mi yapmak istiyorsun yap eğlen. Çalışmak mı istiyorsun o zaman geldiğinde çalışmak için gerekli eforu sarf edeceksin zaten. Beynimiz ne isterse o olur ama ilk önce beynimizi bizim yönetmemiz gerek.
Nisan 22, 2009 tarihinde ve 00:50 saatinde...
aşkım bu konuda beni doğru anlamana, gerçek birşey varsa onu yaşamak isteme durumumu anlamana ve bu konuda senin de benden benim de senden birşeyler kapmamıza o kadar sevindim ki.
dediğin gibi beynimizi yönetmek bizim elimizde ne kadar byük bir güç aslında. herşey için güzel hissedelim güzel olsun.