mustafa topaloğlu – Welcome to Pricedency
Bepanthol tarafından Nisan 28, 2009 tarihinde yazılmıştır.
Aşkım söyleyecek birşey bulamadım.
Hello Obama, Hoşgeldin başkanlığa…
Barış getir bu dünyaya…
Bepanthol tarafından Nisan 28, 2009 tarihinde yazılmıştır.
Aşkım söyleyecek birşey bulamadım.
Hello Obama, Hoşgeldin başkanlığa…
Barış getir bu dünyaya…
Bepanthol tarafından Nisan 28, 2009 tarihinde yazılmıştır.
Her sabah msn açtığımda karşıma çıkan diğer msn kutucuğunda bulunan ve dikkati çeken başlıklar bu sefer beni daha çok meraklandırdı. “Dedikoducu musunuz?” Haydi hemen bir test yapayim dedim ben dedikoducu muyum? diye. Öyle saçma sapan sorulardan benim dedikoducu olup olmadığımı nasıl anlayabildikleri ise ayrı bir soru olabilirmiş.
Bu nasıl sorulardır. “Şöhret nasıl bir şeydir?” nereden bileyim heralde iyi birşeydir. Çok para kazanıyorsun falan. Şıklarda elbette İyi bir şeydir yazıyor ama devamı bana uymuyor.
Buna da bir seçenek sunsalarmış keşke. Seveni bol olur demişler ya öbür taraftan bakarsan sevmeyeni de bol olur. Çok düşündürücü bir cevap. En iyi ben başka bir cevap seçeyim dedim. Nasıl meşhur olduğuna bakar. Nasıl meşhur olmuş diyerek soruya soru ile cevap vererek topu soran kişiye attım ve diğer soruya geçtim.
Bilginin hassı nereden nereden edilinir. Eskiden ansiklopediydi. Şimdi internet. Baktım şıklarda buda varmış. Ama hala bir bağlantı kuramadım dedikoduyla. Asıl dedikodu internette dolanır aslında dimi?. Yani o şıkkı işaretlediğinde hemen dedikoducu damgası vurulabilinir.
Kitap falan var şıklarda ama aradığın bilgiye o kitaptan ulaşamıyor olabilirsin. İnternette google var kitapta ne var? Aramadığın bilgiye ulaşabilirsin fakat o bilginin o anlık bir faydası dokunamabilir. Bu şıkkıda çok zaman kaybetmeden geçtim. Tıkladım diğer soruya.
İşte çok tehlikeli bir soru ve can alıcı bir soru bence dedikodu ile en alakalı soru da bu olmuş. “Bütün sırlarını bildiğiniz arkadaşınız artık düşmanınız…” Şıkklarda yandın diye bir cevap bekledim. Bütün sırlarını bilen bir kişi ile düşman olmak demek. Bütün kirli çamaşırlarının ortaya çıkması demek. Ama bu soruda siz de onun sırlarınızı biliyorsunuz diyor acaba savaşmı çıkacak. Soruyu daha çok algıladıktan sonra banane dedim. Gerekirse bende elimdeki kozları kullanırım dedim.
Savaş açılmadan savaşa girmeye gerek yok.
Buna karşılık gelen bir cevap ile yoluma devam ettim. Şıklarda aman kendime hakim olamiyacağım hemen herkese anlatacağım var. Bu tam dedikoducular için biçilmiş bir cevap.
İşte şok edici bir soru “Adınızı çıkartmışlar, onla bunla “oynaşıyormuşsunuz”!” bu nasıl bir sorudur. Yani saçmalık ötesi bir soru. Bu soruyu msn’in kendi sitesinde görmesem inanamazdım. Bu kadar saçmalık olmaz. Madem sorulmuş cevap vereyim. “Geç bunları, anam babam, geç bunları.”
Saçmalamak gerekiyorsa bizde saçmalarız o zaman.
Sorular gittikçe saçmalarken işte karşına böyle birşey çıkıveriyor. “Adı dedikodu olan bir tatlıda aşağıdakilerden hangisi olmalı?” Aşağıdaki şıklara bakmadan. En çok dedikodu nerede nasıl yapılır diye düşündüm. Ve ampul yandı.
5 çayları. Kadınların toplandığı o toplantılarda tüketilen tatlıları düşündüm. Fakat ben bir erkek olarak öyle bir organizasyonda bulamadığım için masadaki tatlıları düşünemedim. Küçükken annem apartmandaki kadınları cağırdığında hanımeli alırdı bakkaldan. Ve muhallebi yapardı. Muhallebiye tarçın atardı. En sevdiğim şey tarçındı. Tarçın hep kaybolurdu annem arardı. Çünkü ben yürütürdüm tarçın paketlerini.
Bu yüzden tarçın dedim. Aaaa bir baktım şıklarda da tarçın varmış. Demek ki tarçın dedikoduda olması gereken bir malzemeymiş.
Bir sonraki soru tamamen insaniyet namına bir soru. Vereceğin cevap çok önemli. Hangisi günahmış?
Şıklarda dedikodu var. Eğer dedikoduyu işaretlersen testin cevabı sana ne olduğunu söyleyecek ve dedikoducu olmayacaksın. Tabii ki de dedikodu günah olabilir ben bilemiyorum. Yani insanların arkasın kötü kötü şeyler konuşulursa evette şıklarda gerçekten daha günah bir şey var oda “yalan” onu işaretledim.
Diğer soruda empati kurmak isteniliyor.
Ve bu soru ile birlikte canım sıkılmaya başlıyor. Çünkü şıklarda ne yazsa bile empati kuramıyorum cevap verebilmek için. “Dedikodu hastası biri var, siz de doktorsunuz, günde en fazla kaç saat dedikodu yapsın?” Keşke cevaplarda aç karnına 1 saat gibi komik cevaplar olsa biraz sıkıntım geçsin diyordum ki sanırsam en ciddiye aldıkları soru bu olmuş ki ciddi ciddi zaman aralıkları vermişler. Ben de ciddi oldum ve ne kadar az dedikodu o kadar çabuk iyileşme dedim. Burada en üst zaman aralığını işaretlersen yine dedikoducu çıkacaksın testin sonucunda belli.
Çok sıkıldım ve hiç mantık yürütmeden cevap vermeye başladım işte sorular işte cevaplar
S:Dedikodunun kime ne yararı var?
C:Bir tür terapidir, insanı rahatlatır
S:En tehlikeli dedikodu türü hangisidir?
C:Aşk dedikoduları
Derken… Son soru.. ![]()
Aşağıdakilerden hangisi daha güvenilir?
Hülya Avşar
Seda Sayan
Gülben Ergen
Esra Ceyhan
Şıklardaki Esra Ceyhan beni benden aldı ve hemen işaretledim. Neden bilmiyorum ama aklıma alllaaahhhh diye bağıran uçan adam videosu geldi. Çok canım sıkılmıştı ama bir anda gülesim geldi.
Sorulan bir iki mantıklı sorudan geriye kalan abuk subuk sorular sonucunda kişiliğinizi analiz edilmesi ve buna bağlı olarak sizi dedikoducu olarak zan altında bırakmaları gibi durumlar çok komik değil mi? Bir de bu testler sonucunda kendilerine çeki düzen vermek isteyenler yada aa ben gerçekten dedikoducuy muşum diyenler. Var mıdır?
vardır vardır…
Neyse sanırsam ben dedikoducu değilmiş. İşte benim test sonucum:
Bepanthol tarafından Nisan 28, 2009 tarihinde yazılmıştır.
Bundan bir iki ay öncesinde bir gece çikolata krizimiz tutar ve şarküteriden bir nutella alınır.
“Gözleri dönmüştü.”
Uf aşkım nasıl gözümüz dönmüştü gerçekten. O nutellayı yediğimiz yerden geçtikçe ağzım sulanıyor demiştin ya bir keresinde. Orası bizim için ne kadar güzel bir anı olmuş aslında. Dediğin gibi ben de hep oradan geçerken oraya bakıyorum. O sırada nasıl kendimizden geçmiş gibi yediğimizi hatırlıyorum. Oturduğumuz yer mermer olmasına rağmen ve havanın soğuk olmasına aldırmadan ne hırsla yemişiz unutulur gibi değil.
Tatlı yedik tatlı konuştuk ve sohbetimize doyum olmadı.
Geçenlerde bizim ofisin oradaki marketten yeni %100 sarelle aldım. Nutella mı? yoksa sarelle mi? allah allah dedim düşündüm durdum. Çok merak etmiştim. Yeni çıkmış almam lazım dedim. Bir de şunu unutmamak gerekirse dış görünüş olarak albenisi var. Upss bir de eski günlerin anısına. Taa eskilerden sarelleyi hatırlarsın. Hiç mukayese bile edilemezdi Nutellayla. Fakat ne olduysa olmuş ve inanılmaz sonuç elde edilmiş. Tamamen doğal içerik ile hazırlanan bu kakaolu fındık kreması. Gerçekten krem gibi krema gibi. Nutella ile karşılaştırdığımda damakta inanılmazsı güç bir şekilde daha fazla fındık tadı ve kakao tadı bırakıyor. Oda sıcaklığında ise Nutelladan daha yumuşak ve ekmeğe sürülür oluyor.
Peki aşkım sagra’yı hatırlar mısın? Çikolata musluğu rüyası o dükkanda gerçeğe dönüşmüştü. Sagrada işte bizim bu bayıla bayıla satın aldığımız sarelle satılırdı.
Kova kova alınan kakaolu fındık kreması 3-4 günde tükenirdi. Sarelle sarelle istiyorum diye koşulurdu o dükkana. Bu tamamen Türk malı yerli malı olan çikolata rüyası yurt dışından gelen diğer kaliteli markalar ile yarışamadı ve TMSF el koydu. Şuanda bayıla bayıla yediğimiz çikolatalar ve kakaolu fındık kremaları çocukluk anımızın yok olmasına sebebiyet verdi. 2007 yılında bir ilaç firması Sagra’yı satın alarak deliler gibi araştırma ve yatırım yaparak tekrar Sagrayı rekabet edebilir duruma getirdi. Saralle’nin o müthiş geri dönüşü gerçekleşmiş oldu.
Nutella, Sarelle’den daha çok bulunuyor. Geçen gün sana almak istedim fakat alamadım. Türk malı yerli malı yurdumun malı memleketinde bulunmuyor. Çok enteresan değil mi aşkım? Bundan sonra sarelle yiyelim aşkım sarelle…
Ben şimdi sana çocukluğumdan bir şeyler anlatayım.
Çocuk olupta çocukluğumuzdan unutamadığımız küçük küçük şeyler vardır. İşte benim için Sagra dükkanındaki Sarelle. Aklıma çikolata’nın musluktan akarken ki görüntüsü geliyor. Suyu kana kana içerken acaba çikolata nasıl yenirdi? Su da musluktan akıyor çikolata da. O zaman kana kana çikolata yiyebilirim düşüncesi en büyük fantezimdi.
Ya birde alerji meselesi nasıl çözülürdü? “Hayır olmaz alerjin var.” Sesleri kulağımda çınlardı. Bir şekilde o çikolata eve girerdi. Nasıl olurdu bilemiyorum. Ne kadar şansız bir durumdur ki en sevdiğin şeylere karşı alerjin vardı. Ama bu alerjiye bir ilaç çıkartmışlar ki benim çocukluğumu kurtaran ilaçtır İnsidal. Sagra’ya giderken birde eczaneye gidilirdi çünkü sonuç kesin ültiker dolu bir vucut.
Bu anılar hep böyle döngü içerisinde devamlı döndü durdu. Ne zaman ki göztepe istasyon’un oradaki dükkan kapanana kadar.
Not: Tüp içerisinde satılan o ürünü unutmamak lazım.
Bepanthol tarafından Nisan 28, 2009 tarihinde yazılmıştır.
Aşkım bu olayı beraber birebir yaşadık. Senin beni heveslendirmen ve yüreklendirmen sayesinde ben mutlu sona ulaştım ve bir dövmem oldu. Bu konuda ufak tefek tartışmalar yaşadık.
Kazanan sen oldun çünkü haklısın aşkım. Dövme??
Bunu gerçekten istemek lazım. Bir ömür boyu seninle olacak çünkü. Ondan bıksanda ayrılamassın ayrılsanda sonucu çok kötü olacaktır. Lazer işlemleri ve hiçbir zaman oradan o iz çıkmayacaktır. Sonuç olarak kötü bir anı olacaktır. Fakat senle bu yaşadığımız benim için çok çok mutlu bir anı olarak kolumda yaşıyor.
Kolumadaki dövme Armin Van Buuren’ın Sound of Goodbye single’ının kapağındaki o sevimli karakterden oluşuyor. Hem müzik tarzım hem de Armin Van Buuren’a karşı olan hayranlığımdan dolayı ve tamamen o karakterde kendimi buluğumdan dolayı hiç pişman olmadan bu dövmeyi yaptım. Bu karakter 3 saatlik işlemden sonra kolumda doğdu. Ve bu doğan karakter adına Biggoo ismini bulduk ve koyduk. Sen de çok beğendin ve çok çok yakıştı bu isim ona. İyi ki doğdun Biggoo 16 Aralık 2008… Gelecek sene inşallah güzel bir pasta kaseriz Biggoo’ya…
Burada da hatıramız devam etsin diye biggoo’nun doğumunu bir kaç resim ile buraya koymak istedim aşkım. Murat Yapıcı’nın da eline sağlık çok güzel çizdi. Renklendirdi boyadı. O kadar hevesliydi ki yaparken ve o kadar zevk alıyordu ki enerjisi ile zor 3 saat su gibi geçti. Çok acıdı yalan değil ama buna değer.


