nokta filmi kritiÄŸimi senle paylaÅŸmak istedimm
CherryBlossomGirl tarafından Mayıs 7, 2009 tarihinde yazılmıştır.
Bir üçlemenin ikinci filmi olan Derviş Zaim imzalı Nokta’dan bahsedebilmek için önce Derviş Zaim sinemasından bahsetmek gerek biraz. Çektiği beş filmden beşi de ödüllü olan Zaim, Tabutta Rövaşata, Filler ve Çimen, Çamur gibi filmlerinde sosyal sorunların üstüne gitmiş, kendi deyimiyle, içinde bulunduğu coğrafya ile yüzleşme cesaretini gösteren filmler yapmıştır.
Üstelik filmlerinde genelde, örneğin Kıbrıs trajedisini konu alan Çamur’da, gerçeküstücü, fantastik bir dil kurmuştur, adeta masal anlatır gibi kurar filmindeki olayları. Sembol kullanmayı sever, örneğin Tabutta Rövaşata’daki tavus kuşu, birçok kültürde özgürlüğün sembolü olduğu için bu filmde yer almaktadır. Filler ve Çimen’de kullandığı ebru sanatı, klasik sanatlardan farklı olmasıyla yer edinmiştir bu filmde.
Üçlemenin ilk filmi olan Cenneti Beklerken’de ise birşeylerin görüneninden önce manasını önemseyen ve onları Allah’ın bakışıyla gösteren minyatür sanatını ve geleneğini kullanarak iktidar eleştirisi yapmak gibi büyük ve cesaret isteyen bir işe girişir. Cenneti Beklerken’den sonra Nokta’da, hat sanatını konuşturmuş Zaim. İktidar ve güç ilişkilerini, suç ve ceza ilişkisini, gene sembolizmle, sürrealizmle anlatma yoluna gitmeyi tercih etmiş bu filminde de.
Bellidir ki, kendi köklerimizden ilham alan, kendi ulusal kodlarımızdan etkilenen bir film yapma sevdasındadır Zaim. Bu yüzden ebru sanatı, hat sanatı, minyatür sanatı gibi öğeleri filmlerine taşıyarak, yeni bir atmosfer, yeni bir mekan, yeni bir coğrafya yaratan değişik filmler yapmaktadır. Değişik sorular sorarak başlar işlerine, acaba Osmanlı minyatür sanatı, sinemaya yardımcı olabilir mi, bu sanatın üzerine inşa edilen yeni bir dil oluşturabilir miyiz diye girişir Cenneti Beklerken’e… Görsel kültürümüzün kökenlerini iyi bilen Zaim, imge-söz ilişkisinin üzerine kafa yoran bir yönetmendir.
Belki de, batı dünyasının sanatçıları için geniş görsel malzeme veren İncil’i düşünmüş, bizim görsel coğrafyamızın hat ve nakıştan ibaret olmasının sınırlarını kanırtmak istemiştir. Çünkü sinema, resimlerle hikaye anlatma sanatıdır ve Kur’an resimlenemez bir kutsal kitap olarak tanımlanagelmiştir. Fakat Zaim, Tuz Gölü’nün sınırsızlığını almış, onu bembeyaz boş bir kağıt olarak önüne açmış, kamerasını kalem olarak kullanmış, oyuncularını mürekkep yapmış, hat sanatındaki gibi elini hiç kaldırmadan, tek planda bir film çekmiştir.

Filmin adı bana kalırsa Azap da olabilirmiş ama elbette hat sanatı ile olan ilişkisinden dolayı Nokta da başarılı bir isim olmuş zira filmde hatla yazılmış bir cümlenin konmamış noktasından, filmdeki çatışmayı oluşturan konunun noktasının konmamasına doğru güzel bir gönderme var. Azap niye, çünkü aslında çektiği azaptan kurtulmaya çalışan bir adamın öyküsünü izliyoruz beyaz Tuz Gölü’nün üzerinde. Film, bir suç ve ceza ekseni üzerinde ilerliyor ve daha önce de değindiğimiz gibi filmin tek ve kesintisiz bir plandan oluşuyor olması gene hat sanatına bir gönderme olup, inanılmaz zor bir işi başarması adına da takdir uyandırıcı.
Tabutta Rövaşata her ne kadar ödüllü bir film olsa da, bir ilk film için iddialı bir bağımsız filmdi. Sinemanın heyecanlı ve keyif verici yanını çok fazla kullanan bir film değildi, temposu itibariyle seyirciyi kazanmak anlamında çok başarılı olmadığı da söylenebilirdi. Zaim’in, bunu takip eden filmlerinde de keyif aldırmaktan ziyade düşündürmek istediği açıktı fakat bu üçlemede sanki bu kadar ağır işlerin altına girerken, kitle sanatı olan sinemanın keyif verici boyutunu da düşünür olduğunu hissettiren tempoda işler yaptığını söyleyebiliriz. Her bir yeni filmde seyircisiyle daha barışık filmler çektiğini gözlemlediğimiz Zaim’in, üçlemenin son filmi Gölgeler ve Suretler’ini merakla bekliyoruz.
Bu yazıyı beyazperdede görmek istersen buradan bakabilirsin aşkım.
Etiket bulutu: beyazperde, Çamur, cenneti beklerken, derviş zaim, ebru sanatı, Filler ve Çimen, film, film kritik, gölgeler ve suretler, hat sanatı, minyatür sanatı, nokta, sinekritik, sinema, Tabutta Rövaşata, tuz gölü, üçleme
Mayıs 8, 2009 tarihinde ve 10:31 saatinde...
AÅŸkım bence bu film kritiÄŸin ÅŸuana kadar yapmış olduÄŸun en iyi kritik. Film’i geçtim. Film’in konusunuda geçtim. Sen film’in üzerinden bir edebiyat çıkarmışsın. İlk önce bize DerviÅŸ Zaim’i tanıtmışsın. Hiç bilmeyen bir kiÅŸi bile senin sayende o yönetmen hakkında hemen ufak bir fikir sahibi bile olabiliyorken izleyecekleri film hakkında bilgiler de vermeye baÅŸlıyorsun çaktırmadan.
DerviÅŸ Zaim’in bu filmini çekim tekniÄŸi ve sanatı ile anlatman filmin konusunun içine geçmiÅŸ. Bu yöntem ile insanların bu filmi izleme merakını artırabilmiÅŸsin aÅŸkım. Tebrik ederim. Ben bu kritiÄŸine 5 yıldız veriyorum.
Bu filmi izlediÄŸin için ve bir daha benle seyredermisin bilmiyorum ama bir ÅŸekilde benim izlemem gerekiyor. Film’in afiÅŸi ise ayrı bir merak uyandırıyor. Çok etkileyici. DerviÅŸ Zaim sence bu filmle de bir ödül alır mı?
Mayıs 10, 2009 tarihinde ve 21:21 saatinde...
aşkım derviş zaim bu filmle istanbul film festivalinde ödül aldı. daha da ödüller alabilir bence. yazımı beğenmene çok sevindim. muck.
Mayıs 12, 2009 tarihinde ve 23:16 saatinde...
Geçende bu yazın hakkında okan ile konuşmuştum. Bak unuttum sana söyleyecektim. Derviş Zaim kimdir? Nedir? bilmiyordum dedi. Bu yazın sayesinde gerçekten çok merak etmiş. Aslında bir iki filmini de izlemiş aslında ama kendisi yönetmenleri bilemiyordu. Şimdi merakla bu filme gidecekmiş.
Yani aşkım tebrikler.
Mayıs 13, 2009 tarihinde ve 13:33 saatinde...
yaşasın:)
Mayıs 13, 2009 tarihinde ve 17:15 saatinde...
Sana yaşasın süper