Ağustos, 2009 Tarihine ait olan arşiv

30 ağustos zafer bayramı kutlu olsun

Bepanthol tarafından Ağustos 30, 2009 tarihinde yazılmıştır.

30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun. 30 Ağustos 1922′de Dumlupınar’da Atatürk komutanlığında zaferle sonuçlanan Büyük Taarruz’u anmak için kutluyoruz bu bayramı. İşgal altındaki topraklarımız bu sonuçla nefes almaya başladı ve işgalden kurtulacağımıza tamamen inanç geldi. Tam olarak bir dönüm noktasıydı. Bundan sonra düşmanları denize dökmek için bir asker on asker gibi savaştı. Atatürk’ü, şehitleri ve gazileri bu bayramla saygı ile anıyoruz. Onların sayesinde bugünleri gördüğümüzü unutmayalım.

turk_bayragi8

30 Ağustos

Her yıl bugün olur, Otuz Ağustos
İçime bir ordu havası dolar.
Başlar dimdik, gözler çelik, yüzler pos,
Bayrak imil imil, geçer ordular…

Geçer tunç adımlar demir göğüsler,
Geçer Mehmetçikler, geçer subaylar,
Hepsinin alnında zaferden süsler.
Geçer hayalimde bir bir alaylar.

Geçer toplar, geçer atlar, yağız, al,
Geçer dağlar, geçer yollar, şehirler…
Yangınlar üstünde ince bir hilal!..
Yaralılar düşe kalka geçerler.

Çılgın bir istekle bu şan akını
Afyon’dan, İzmir’e kaçlar çağıldar.
Unutmuş at gemi, kılıçlar kını,
Can canı unutmuş zafere kadar.

Ne var bu dünyada sana yakışan,
Alnında bir zafer sabahı kadar;
Sen Mehmetçik, söyle büyük kahraman,
Sana zafer kadar yakışan ne var?

Her yıl bugün olur, Otuz Ağustos,
İçime bir zafer havası dolar.
Başlar dimdik, gözler çelik, yüzler pos,
Bayrak imil imil, geçer ordular…

Ahmet Kutsi TECER

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

büyükadadaki yerli doku ve pazarlama

Bepanthol tarafından Ağustos 28, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım büyükadaya gittiğim zaman sana hep anlatacak güzel şeyler buluyorum. Bazen aklıma gelmiyor ama ufak çağrıştırmalar ile bir anda ampul yanıyor beynimde. Düşünsene beynimizin diplerinde duran kaç tane unutuğumuzu sandığımız anılarımız var. Aslında o anılar uyku modunda bir kenarda duruyor ve bir ışık geldiğinde uyanıyor.

haberturk_gazeteSabahleyin saat 8:45 motoru ile adaya geldim. Yıldızlar cafe’nin önünden geçiyordum ki bir çay içeyim haydi dedim. Oturdum çay içmek için haydi o zaman bilgisayarımı açayim biraz zaman geçireyim dedim. Ama ne olsa beğenirsin. Dün geceki benim trafik vardır telaşımdan dolayı cep telefonumun ve dizüstü bilgisayarımın kablolarını almayı unutmuşum. Ne yapayim dedim HaberTürk’ün gazetesini almıştım okumaya devam edeyim dedim. Bu şekilde zaman geçirdikten sonra eve gittim. Bir anda kardeşimin bilgisayarını görünce ohh diye rahatladım. Bir an için unutmuşum. Çünkü Büyükada bütün gün yoksa çekilmezdi. Evde oturdum ve babam ile enteresan tartışmalar yaşadım. Yok şu hasta kalıtımsaldır bu değildir. Şu şöyledir bu böyledir. Sonuç olarak kaçtım evden.

kahve_dunyasıYıldızlar cafe bir aile çay bahçesi fakat benim için bir internet cafe. Bundan daha ileri bir yanı kalmadı. Çünkü hiç ailemle burada çay veya kahve içmeye gitmiyorum. Kahve Dünyası bence tam bir aile çay kahve bahçesi edasında bana göre. Ailem ile en çok oraya gidiyorum. Oranın interneti sorunlu olmassaydı kesinlikle orası da benim için bir aile bahçesinden öte bir yer internet cafe olacaktı. Sanırım bir de burası yanı ldızlar Cafe’yi seçmemde buranın büyükada olması. Anadolu yakasında zaten Kahve Dünya’ları var veya Starbucks’lar var. Ada havası en çok böyle daha güzel oluyor bence. Bu aslında şunu gibi birşey de olabilir. Adamızı yabancı markalara satmayalım ve doğal yerli halkı kalkındıralım ki adanın havası değişmesin. Dönercilerimiz hep dönercimiz kalsın. Bursa’dan biri çıkıp iskenderci veya dönerci açmasın. İskender İskenderoğlu’nun yaptığı gibi. Yani Büyükada’nın yerliliği bozulmasın.

Neyse bu düşüncelere dalmışken bir e-posta geldi. Büyük ihtimale spam olarak gönderilmiş birşeydi fakat açtım. İçinde eğitimler falan vardı. Yok bilmemne marketing yok şu marketing diye. İlgimi en çok cross marketing çekti. Sonra hatırladım ki üniversitede bir ders almıştım ve bu konuyu işlemiştik. Daha sonrasında bir seminerde karşıma çıktı. Ya işte can sıkıntısı ve merak sonucunda bir bakmışım. Bu konular üzerinde dokümanlar bulup okumaya. Okudukça okudum hatta bir sayfada maalesef Türkçe karakter sorunu vardı. Buna rağmen okudum ve bitirdim.

buyuk_manavBu konulara epey bir kafayı takmış oldum bir süreliğine. Biraz kendimce örnek çıkarmaya çalışırken aklıma balıkçı ve manav ilişkisi geldi. Hani demiştim ya anılar bir anda uykudan uyanıyor bir ışık sayesinde. Aynı onu hissetim. Büyükada çarşıda bir balıkçı ve manav vardı. Bunlar ne kadar ayrı iş yapsalarda söz üzerinde olan bir anlaşma yaptılar. Yani kağıda dökmediler birşekilde ve şunu yaptılar. Birbirlerine uygun giden ürünleri paylaşma ve ortak satış. Yani şu Balıkçı sattığı gaya balıklarının yanında tatlı erik koydu. Çünkü gaya balığı alan bir kişi evinde balığını erikle yapıyordu. Yani bu balığın yapılış tekniği bu. Tuzlama balık yani lakerda satışı yaparken kırmızı soğan koydu. Balıkçı dükkanında balık ile alakası olmayan gereksiz saçma sapan şeyler satıyordu bunun dışında. Yok amcasının memleketinden peynir çeşitleri ve bal. Fakat bunları satamıyordu. Bu ürünleri de manav satmaya başladı. Bu şekilde hem dükkanlarında ürün çeşitliliği oldu hem de dükkanlarında gereksiz ürünler ile yer kaybında kurtulmuş oldular. Bu iki yer gecen seneye kadar açıktı. Tam 10-15 sene böyle ortaklık içerisinde çalışmışlardı. Herhalde okumuş olduğum yazılardan kendimce doğru bir örnek vermişimdir.

Sonuç olarak adanın hep yerel dokusunu korumasını istemişimdir. Manav hep açık kalsın ve o yerli dokuyu kaybetmesin. Balıkçı kapanacaksa bile yerine yine balıkçı açılsın. İşte kapanan o manavın yerine İskender İskenderoğlu açıldı.

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

yaz bitti sıra geldi yeni bir mevsime

Bepanthol tarafından Ağustos 28, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım farkında mısın zaman nasıl geçiyor? Anlamak pek mümkün değil yaz da bitti sayılır ve en sonundayız. Herkes yazlıklarından dönüyor okullar başlayacak yakında. Bizim okul ile uzaktan yakından bir bağlantımız olmasada aslında hep bu dönem bana okul yıllarımı hatırlatıyor.

yaz_bitti

Yaz tatillerinin başında of be kurtulduk modundan başlayıp bu modun yaz sonuna kadar hadi başlasın okul moduna dönüşmesini hep yaşamışımdır. Bir yerden sonra tatil çok sıkıyordu beni. Devamlı aynı şeyleri yapmak olsa gerek. Hep bu dönemlerde ise oh okul başlayacak heyecanı ve arkadaşlarıma kavuşma heyecanı sarıyordu beni. Yazın okul arkadaşlarım ile hiç konuşmamam ve görüşmemem bu konuda heyecanımı kat kat artırıyordu. Bunun sebebi okul başlayınca herkesin birbirine anlatacağı bir çok şey olurdu. Bir de merak kim nasıl olmuş değişmiş mi? Her sene herkes biraz daha değişirdi. Ben de değişirdim fakat okul arkadaşlarım ne kadar değişselerde benim için aynı kalırdı.

Bu dönem işte hep heyecanlı bir dönem olurdu ve bu heyecan yaklaşık 1 ay falan sürerdi okullar başladıktan sonra. Bunun sebebi derslerin yoğunlaşması ve sınavların hafiften başlamasıydı bence. Sonra bütün değişik olan şeyler sıradan gelmeye başlardı. Herkesin birbirine anlattıkları şeyler ilgini çekmiyordu ve tam anlamıyla anlatılacak çok şeyde kalmıyordu. Bu sayede ders çalışma ve sınav stresi yeni bir özlem doğurmaya başlıyordu. Hadi tatil gelsin.

Bu döngüyü kaç yıl yaşamış olabiliriz acaba. İlkokul, ortaokul ve lise. Üniversite daha bir değişikti onu saymıyorum. Hani okula gitme zorunluluğu olmadığı için bazen 2 gün okula gitmediğimi hatırlıyorum. Ama bu sık olmazdı. Hepsi bence çok güzel duygulardı. O yaşlara geri dönmek isterdim. Baksana zaman nasıl hızlı geçiyor herşeyi dün gibi hatırlıyorum ve gözümün önünden film şeridi gibi geçiyor.

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (1 vote cast)

Yaşasın film izlemek!

CherryBlossomGirl tarafından Ağustos 26, 2009 tarihinde yazılmıştır.

finalAşkım sinema okumuş ve  sinema yazarı olmuş biri olarak öhöms öhöms:)  film seyretmekten çok keyif alıyor olmam kaçınılmaz. Senin de film izlemekten zevk alıyor olduğunu bilmek ve yazılarımı okuyor olman benim için ekstra gaz, canım benim. Dün seninle dvd keyfi yapalım dedik, sen komedi çok seviyorsun diye komik olduğu söylenen bir film aldım (Smart People) ama hayatımda nadiren bu kadar sıkıldığımı hatırlıyorum. Sen izlerken uyudun zaten:)

Bugün ise akşam seninle basın gösterimine davetliyizzz. Filmimiz ne yazık ki Son Durak-4. Ne yazık ki dememin sebebi, filmin ilk ve ikinci bölümlerinden sonra, daha nereye kadar devam edecek, bitsin artık bu çile demiştim ama devam ediyor! Sen izlememişsin aşkım, sana biraz bahsettim, bu bir gerilim filmi ve kader, ölümden kurtulan insanları takip ediyor. İlla ölecekler yani ve öyle bir kaçış-kovalama ki bu, ölün artık hepinizzzz diye bağırmak istiyorsun izleyici olarak. Ama olsun, gene de bir basın gösterimine davetli olmak ve böyle önemli bir filmi hem de 3D izleyecek olmak, hem de seninle izleyecek olmak beni mutlu ediyor.  (Buradan Mars Entertainment Group’a da teşekkür edelim.)

Yaşasın Film İzlemek :)

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

kara akbaba ile ışıl ışıl yeni birgün doğdu

Bepanthol tarafından Ağustos 25, 2009 tarihinde yazılmıştır.

turkcell3gAşkım günaydın. Aslında bu yazıyı daha önce yazacaktım fakat Büyükadadaki evde internet yok maalesef. Turkcell’in doğru düzgün kapsama alanına giremediğimiz için şu 3G olayını kullanamıyorum. Anneannemin evine gittiğimde çok güzel kullanabiliyorum tepede oturdukları için ama ilginç tabii ki de. Bizim evin orada sinagog olduğu için sinyal bozucu sistemlerin olduğu söylenir hep böyle şehir efsanesi gibi. :) Sahile indin mi sorun kalmıyor.

Belki can sıkıntısından belki de havanın çarpmasından dolayı Büyükadadaki evime vardığımda bir türlü yataktan kalkamadım. Yalan söylemiyim aşkım kalktım ama yemek yemek için sonra tekrar yattım. Bu uyku ve havaya yemeğin ağırlığı çökünce sızmışım kalmışım saat 9′da. Bu arada hayal meyal kardeşimin bana seslenişlerini duydum. Hadi kalk iskeleye gidelim. Hadi derken oda biraz ben de uzanayım demiş. Çok komik ki o kadar hazırlanmışken uyuyakalmış. Beni kaldıramamış ve uyumuş canım yazık olmuş. Bunu saat 2:30 sularında öğreniyorum tabii ki. İkimiz aynı anda kalktık ve anlatıyor. Uyuz olmuş. Biraz sohbet ettikten sonra o uyuya kaldı bende telefondan internete giremeyince oyun oynamaya başladım o meşhur oyunum “StoneLoops”. Bu arada seni merak edip aradım çünkü bana mesaj falan atmamışsın unutmuşsun beni. :( Neyse oyun oynadım ve en sonunda bitirdim. Hem de iki farklı bölümünü. Kurtuldu artık oyun benden. Bende kurtuldum artık silebilirim.

stoneloops2

stoneloops

Saat 4:oo olmuş. Televizyonu açtım. Kanalları atlarken TRT4′te kara akbabaların hayatını anlatan bir belgesel ile karşılaştım. Kızılcahamam ormanları diyene kadar Türk yapımı bir belgesel olduğunu anlayamadım. Tabii ki yabancı bir yapım olabilir ama birazda daha çok tanıtıcı bölümler olduğu için Türkiye’nin ipucu verdi yani. Kara Akbabalar ne kadar ilginç hayvanlarmış avlanmaları, uçmaları, hayatta kalmaları, üremeleri ve diğer konuları. Her bir konu ayrı ilginçlikte ve ayrı bir hikayeye sahip. En çok hoşuma giden nokta bir çift olduktan sonra ölene kadar bu çiftler başka bir eş bulmuyor ve çiftleşmiyormuş. kara akbabaAma öldükten sonra soylarının devamı için başka bir eş bulabiliyormuş. Yılda sadece birkere tek yumurta dünyaya getiriyorlarmış. O kadar çok detay varki kuş beyinli lafının ne kadar saçma birşey olduğunu anlıyorsun. Gerçekten çok akıllı hayvanlar. En üzüldüğüm noktaysa kuzgun cinsi kuşun bu bildiğimiz karga gibi bir kuş kara akbaba’nın yuvasındaki yumurtayı yemesiydi. Kara Akbaba o sırada yumurtası için çalı toplamaya gitmişti ve geri döndüğünde ne kadar üzüldüğünü hissediyordun. Çok başarılı bir belgeseldi ve kare kare başka canlıların görüntülerini gösteriyorlardı. Ayrıca arada mevsim değişiyordu. Çok zaman harcanmış ve çok emek sarfedilmiş bir yapımdı. Özellikle kızılcahamam ormanın kar yağarken ki görüntüleri inanılmazdı.

Program bitince ben kesinlikle uyuyamayacağımı anladım aşkım. Hatta süt bile içtim ki uykum gelsin yok. Bir türlü uyuyamadım. Sonra masanın üzerinde vapur tarifesi gözüme ilişti. Saat 6:00′da vapur varmış. Birazda sıkılmıştım ve çıktım yetiştim vapura. Büyükada pastanesinden zeytinyağlı patlıcanlı poaça aldım. :) Onu taze taze sıcak sıcak yerken vapurdaydım. Bir anda hemen fotoğraf karesi yakaldım. Hava kızıl renginde ve yeni yeni güneş doğacak gibi olmuştu. Bulutlar değişik bir gölge vermişti. O anı hemen ölümsüzleştirdim. :) Eğer çalışıyor olsam herhalde bu saate yolculuk yapsam ne kadar sinir olurdum diye düşündüm. Şuanda ise geziyorum ve zevk alıyordum. Ne kadar garip psikolojimiz var.

güneş doğuyor büyükada

Son olarak aşkım şunları söyleyeceğim. Yeni birgün doğdu ışıl ışıl. O ışıltı sana bana herkese güzel enerjiler versin ki hepimiz mutlu olalım. Kimse birbirinin mutluluğunu bozmasın. Güzel birgün için sana kocaman bir öpücük atıyorum. Mujks.

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

Auranız ne renk testini yaptım vee..

CherryBlossomGirl tarafından Ağustos 24, 2009 tarihinde yazılmıştır.

KIRMIZIAşkım uzun zamandır msn testlerini yapmıyordum, bu sabah karşıma çıkar çıkmaz yaptım ve seninle paylaşmak istedim, oldukça da doğru çıktı sonuç, bence sen de yap, buraya tıkla aşkım.

KIRMIZI

Bütün duygular aşırı yoğun kıvamlarda karşılık buluyor sizde. Öfkeniz derin, aşkınız ateşli, aklınız hevesli. İnandığınız şeylere fanatiklik ölçüsünde bağlanabiliyorsunuz. Bir şeyden vazgeçtiğinizde ise yanından bile geçmiyorsunuz artık. Dostlarınızla iletişim kurarken gösterdiğiniz samimiyet, düşmanlarınıza gösterdiğiniz sertliğin de ölçüsü. Size ait bir şeye zarar vermeye kalkışanın vay haline. Ama kimseye bir zararınız yok. Bilinçli kötülüğe bütün varlığınızla karşı koyuyorsunuz. Öte yandan kederinizle başa çıkmak çok zor. Mutlu olduğunuz zamanlarda ise sizden daha uçucusu yok.

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 3.0/5 (2 votes cast)

minik serçelerle paylaşılan bir kahvaltı

CherryBlossomGirl tarafından Ağustos 22, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım bu sabah senden çıktım, bankaya gittikten sonra evime dönecektim fakat para çektikten sonra acıktığımı farkettim ve McDonald’sn önünden geçiyordum, bir küçük cheeseburger yemekten birşey çıkmayacağını düşünerek aldım burgerimi ve şeftalili ice tea’mi, dışarda oturdum ve yemeye başladım.

Mc Donalds bomboştu, sadece ben vardım. Hava çok güzeldi, biliyorsun ben yalnız kalmayı ve kafa dinlemeyi severim, çok iyi geldi orada oturmak. Bir süre sonra münük bir serçe kondu masama ama saniyesinde uçtu ve sonra da yere kondu. Baktım bir tane de arkadaşı var ve cikcik ötüp bana bakıyorlar. hemen hamburgerimin ekmeğinden iki küçücük parça koparıp yer attım. O miniminnacık parçayı bile yüze bölerek yediler aşkım ve hemen kafalarını bana çevirdiler tekrar.

O kadar tatlılardı ki, dakikalarca onlara ekmek atıp durdum, beni rahatlattılar resmen, stresimi aldılar…

minikserce

Foto-0097

Daha sonra da Nezih Kitapevine girdim, Nezih büyümüş, çok güzel olmuş. Sonra D&R’a girdim birkaç dergi, ve eve geldim. Kendime küçük bir cips aldım, soğuk kahve aldım ve odama yayılıp onları tüketip dergilerimi okuduktan sonra birkaç saat uyudum. İhtiyacım vardı bu tembelliğe:))

Stresliyim bu ara biraz, sen de biliyorsun, sana da yansıtıp üzüyorsam beni affet aşkım. geçecek bu günler çok güzel fikirlerim ve kararlarım var aslında. Ama herşey bloga yazılmıyor tabii ki :) ) Seni seviyorumm.

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

meşhur filibe köftecisi ve dumansız hava sahası

Bepanthol tarafından Ağustos 21, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım şimdi bu başlık birbirinden çok farklı iki konuyu teşkil ediyor ama bugün yaşadığım ilginç şeyleri senle bir yazıda paylaşmak istedim. Böyle biraz garip gözüktü sanki filibe köftesinde geçen bir dumasız hava sahası konusu olacak gibi gözüküyor ama olsun idare edersin beni biliyorum. Kimbilir bugüne kadar ne kadar saçma başlıklar oluşturmuşumdur burada.

hommer simpsonİki gündür nışantaşındaki evden bir türlü çıkamadım. Geçen haftaki balık yakalayacağım hırsından dolayı her yerim tutulmuş olmasından dolayı bir robokop oldum. Bacaklarım diz eklemlerinden kalçama kadar sabitlenmiş gerilmiş ve tutuktu. Yürümeye çalıştığımda ise çok büyük can acısı çekiyordum. Rüzgarı çok fena yemişim o iskelede. Balıkları da babam yedi çoğunu afiyet olsun. Ben de acısını çektim.

En sonunda güç geldi sabahleyin uyanır uyanmaz çıktım evden. Gerçekten gün ışığını ve gökyüzünün rengini unut vermişim. Sirkeci de senin fotoğraf makineni alıp başka bir tamirciye götürmem gerekiyordu. Gerçekten çok üzülüyorum o kadar para verip alınmış bir aletin tamir olamamasına. Aslında tamir oluyor fakat yani bu kadar pahallı olabilir mi? yok canon s1′lerin genel sorunuymuş. Çok süper bir özellik eklemişler ama oda makinaya hassasiyet katmış. Yok oraya çarpmayacak yok tozlanmayacak. Tamirciye gittiğim de adam yok çıkma yok yok bilmemne yok diye geri verdi. Senin fotoğraf makinenden 3 tane daha gördüm arka masasında. Sonra diğer fotoğraf makinası tamircisine götürdüm o da daha önce götürdüğümüz yere götürün dedi. E peki bu fotoğraf makinası tamircisi değil mi? Sonra bir iki yere daha gösterdim. Hep aynı cevap bunun tamiri ile fotoğraf makinası alırsınız dendi. Üzgünüm ama galiba ömrü doldu. O kadar uğraştık ve oraya buraya gittik sorduk. Hani elimizden birşey gelmedi.

Bu olaylar olurken meşhur filibe köftecisinden geçtim. Orada senle yemek yemiştik ve fotoğraf çekmeyi unutmuşum. Hatıra olsun diye buraya koyuyorum fotoğrafı. Üniversiteye gittiğim zamanlarda dayımın ofisine giderdim yaz tatillerinde. Böyle arada derede kalan zamanda işte staj başlamadan evel. Hep böyle yok boş oturuyorsun muhabbeti oluyordu. Sanıyorum ki iyi  bir kaçış oluyordu. Bir keresinde 3 porsiyon yemiştim. O zamanlar 110 kg olduğum için normal geliyordu. Şimdi beni 1 porsiyon kesiyor. İşte sabah sabah kahvaltı yapmadan o köfteyi yediğimi itiraf ediyorum. Biraz pis boğazlığım tuttu ve o kısa zaman aralığı koşturmacasında götürdüm işte. Ama görevlerimi de bitirdim yemekten sonra.

meşhur filibe köftecisi

Fotoğraf makinası elimde tutup sinirlerim bozularak yürürken etrafta dumansız hava sahası pankartları gördüm. Sıgara içenler için kötü bir uygulama evet fakat yeterliydi artık. Sıgara dumanından hiçbir yerde oturamaz oluyordu insan. Birden aklıma yurtdışında okuyan bir arkadaşım geldi. O da sıgara içmiyordu. Göteborg muydu acaba? İnsanlar sokakta bile sıgara içmiyorlarmış. Her taraf dumansız temiz ve berrakmış. Şimdi biz de öyle oluyorken demişken ki o sırada vapura binmiştim. Vapurun kenarında açık kısmında oturuyordum. İki genç sıgara içmeye başladı. Bildiğim kadarıyla açık alanda sıgara içilebiliniyordu fakat toplu taşıma araçlarında sıgara içilmiyordu. Peki bu adamı kim uyaracak veya uyarılması gerekiyor mu diye düşünürken bir güvenlik elemanı geldi. Sıgaralarınızı söndürün yoksa size ceza kesmek zorundayım dedi. Çok şaşırdım. Eğer her yerde böyle bir denetleme varsa kesin bir şekilde toplumumuz alışır diye düşünüyorum. Ben temiz hava almak için dışarda manzaraya bakarak yolculuk ederken adamın külünü dumanını yutmak istemiyorum artık ki evet yutmayacağız.

Bir süre sonra vapur kadıköy iskelesine yanaştı. Denize bakıyordum. Ya buradaki sen kadar pis bulanık derken vapurun motorları çok hızlı çalışmaya başladı ve deniz köpürdü. Köpükler geçtikten sonra denizde o kadar çok büyük balıklar göründü ki bacaklarımın ağrısı yeni geçmesine rağmen bir anda balık yakalama hırsım geldi. :) Sonra hayır hayır diyerek kendime geldim. Onunda bir fotoğrafını çekeyimde artık bacaklarım acı çekmesin ve bu acı sadece fotoğraflarda kalsın dedim. :P Bir de evde oturmaktan o kadar çok sıkılmışım ki hala eve gitmedim.

kefal balıkları

Aşkım bu telefonda yakınlaştırma özelliği olmadığı için çok net gözükmüyor fakat gerçekten büyüktüler. Yani gözle daha iyi anlaşılıyor. Bunlar kefal balığımış ve pis sularda yaşayan lağım balığı da deniliyormuş adına.

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (2 votes cast)

iyi ki doğdun tombiş annem

Bepanthol tarafından Ağustos 21, 2009 tarihinde yazılmıştır.

happy-birthdayBugün benim annemin doğum günü. :) Dünyanın en şirin en tombul en iyi en tatlı ve en iyi iyilik meleği. Herkesin kendi annesi kendisine göre bu içerikleri bünyesinde taşır fakat benim annem çok ayrı biri. Aklıma şuanda hiç gelmiyor. :( Ama gerçek bir melektir evet bir melektir kanatsızdır. Dünyaya gelince allah onun kanatlarını saklamış. Sadece iyilik düşünen birisinin başına birşey geldimi kendisini parçalayan ne yapsam ne yapsam diye düşünen ve bu uğurda kendini feda edecek kadar düşünceli hassas bir insandır. Ne kadar şanslıyım ki benim böyle bir annem var. Yerim ben onu. Bir de tombiş olduğu için daha çok mıncıklanmak için yaratılmış bir anne bile olabilir. Beni doğururken ne acılar çekmiş. Bir türlü çıkmak istememişim. Onun için buradan annemden özür dileyeyim. Devamlı der zaten benim ilk göz ağrım sensin diye diye içi parçalanır. Hatta bazen benim büyüdüğümü unutup gel biraz kucağımda otur der. Yok daha neler. O sevdikçe ben kaçarım ben sevdikçe o kaçar. Ne onda ayar var ne bende. Demek ki anneme çekmişim. İyi ki doğmuşsun ki ben de doğmuşum anneciğim. :) Seni çok seviyorum anneciğim canım benim canım benim seni ben pek çok pek çok severim. Nasıl şımardım annem için. Onu da bu akşam biz şımartacağız aşkım. Kardeşim güzel bir pasta almış ki anlatamam. Yemen lazım. Bir de yemek yapıyorlar evde. Ziyafet var akşama. Seni bekliyorum aşkım.

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (2 votes cast)

canlı canlı garfield

Bepanthol tarafından Ağustos 19, 2009 tarihinde yazılmıştır.

unusual_phones_02Aşkım geçen hafta evimizin önünde karşılaştığım bu kedi aynı garfield. Yaklaşık 20 dakika bu kediyi izledim. Aklıma garfield’ın çizgi filminde ve filmindeki hareketleri aklıma geldi. Bu kadar miskin bu kadar tembel bir kedi olamaz. Kıpırdaması için tek sebeb bulunduğu yere güneş gelmeye başlamasıydı. Güneşin geldiğini anladı ısındı kedicik ve yer değiştirdi. Orada bir türlü rahat edemedi. Arkadaki yeşilliklerin oraya geçti. Yeşiliklerin oraya geçmesi epey uzun sürdü. Sanki yavaş çekim hareket ediyormuş gibiydi. Bu kadar uyuşukluk hayatımda görmedim. Biliyorum böyle bir uyku hissi vardır. İnsan mayışın fakat bu kediciğin standardı kesinlikle bu. Yeşiliklerin orada sinekler vardı. İlk başlarda umursamadı sonra yüzünden anlaşılmaya başladığı üzere rahatsız oldu. Böyle kocaman ağzını açtı. Esnedi esnedi esnedi. Yemin ederim ben de esnedim. Hani esnemek bulaşıcıdır ya fakat hayvanlardan insanlara bulaşıcı olacağını hiç tahmin etmiyordum. Sineklerden sıkıldıktan sonra yine çok yavaş kalktı. Etrafına baktı ne yapsam ne etsem diye düşündü. Düşünürken de düşündürttü. Ben de ne yapacak dedim. Yaklaşık iki adım ileri gitti. Ya da gidebildi bilemiyorum. Çok farklı bir şekilde bir öne bir geriye gitti. Sonra bu fotoğraftaki pozu verdi. Ayakta uyuduğu için hiç iki gözü açık bir poz yakalayamadım. :) Yanına oturdum baktım baktım. O kadar miskindi ki umursamadan gözünü kapadı. Ben de ilgi ve alaka görmediğim için eve çıktım. 20 dakika bu kediyi nasıl izlediğimi bilemiyorum ama çok tatlı bir kediydi. Hatta gördüğüm canlı canlı yanında durduğum en şirini bu diyebilirim. Sanıyorum ki tekir ile iran kedisi karışımı bir kedi. Böyle bir sonuç vermiş. Daha sonra karşılaşma fırsatı bulamadım.

garfield

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)
pressyado.com teknik özelliklerini geliştirmeye devam ediyor...