Yazar Arşivi

30 ağustos zafer bayramı kutlu olsun

Bepanthol tarafından Ağustos 30, 2009 tarihinde yazılmıştır.

30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun. 30 Ağustos 1922′de Dumlupınar’da Atatürk komutanlığında zaferle sonuçlanan Büyük Taarruz’u anmak için kutluyoruz bu bayramı. İşgal altındaki topraklarımız bu sonuçla nefes almaya başladı ve işgalden kurtulacağımıza tamamen inanç geldi. Tam olarak bir dönüm noktasıydı. Bundan sonra düşmanları denize dökmek için bir asker on asker gibi savaştı. Atatürk’ü, şehitleri ve gazileri bu bayramla saygı ile anıyoruz. Onların sayesinde bugünleri gördüğümüzü unutmayalım.

turk_bayragi8

30 Ağustos

Her yıl bugün olur, Otuz Ağustos
İçime bir ordu havası dolar.
Başlar dimdik, gözler çelik, yüzler pos,
Bayrak imil imil, geçer ordular…

Geçer tunç adımlar demir göğüsler,
Geçer Mehmetçikler, geçer subaylar,
Hepsinin alnında zaferden süsler.
Geçer hayalimde bir bir alaylar.

Geçer toplar, geçer atlar, yağız, al,
Geçer dağlar, geçer yollar, şehirler…
Yangınlar üstünde ince bir hilal!..
Yaralılar düşe kalka geçerler.

Çılgın bir istekle bu şan akını
Afyon’dan, İzmir’e kaçlar çağıldar.
Unutmuş at gemi, kılıçlar kını,
Can canı unutmuş zafere kadar.

Ne var bu dünyada sana yakışan,
Alnında bir zafer sabahı kadar;
Sen Mehmetçik, söyle büyük kahraman,
Sana zafer kadar yakışan ne var?

Her yıl bugün olur, Otuz Ağustos,
İçime bir zafer havası dolar.
Başlar dimdik, gözler çelik, yüzler pos,
Bayrak imil imil, geçer ordular…

Ahmet Kutsi TECER

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

büyükadadaki yerli doku ve pazarlama

Bepanthol tarafından Ağustos 28, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım büyükadaya gittiğim zaman sana hep anlatacak güzel şeyler buluyorum. Bazen aklıma gelmiyor ama ufak çağrıştırmalar ile bir anda ampul yanıyor beynimde. Düşünsene beynimizin diplerinde duran kaç tane unutuğumuzu sandığımız anılarımız var. Aslında o anılar uyku modunda bir kenarda duruyor ve bir ışık geldiğinde uyanıyor.

haberturk_gazeteSabahleyin saat 8:45 motoru ile adaya geldim. Yıldızlar cafe’nin önünden geçiyordum ki bir çay içeyim haydi dedim. Oturdum çay içmek için haydi o zaman bilgisayarımı açayim biraz zaman geçireyim dedim. Ama ne olsa beğenirsin. Dün geceki benim trafik vardır telaşımdan dolayı cep telefonumun ve dizüstü bilgisayarımın kablolarını almayı unutmuşum. Ne yapayim dedim HaberTürk’ün gazetesini almıştım okumaya devam edeyim dedim. Bu şekilde zaman geçirdikten sonra eve gittim. Bir anda kardeşimin bilgisayarını görünce ohh diye rahatladım. Bir an için unutmuşum. Çünkü Büyükada bütün gün yoksa çekilmezdi. Evde oturdum ve babam ile enteresan tartışmalar yaşadım. Yok şu hasta kalıtımsaldır bu değildir. Şu şöyledir bu böyledir. Sonuç olarak kaçtım evden.

kahve_dunyasıYıldızlar cafe bir aile çay bahçesi fakat benim için bir internet cafe. Bundan daha ileri bir yanı kalmadı. Çünkü hiç ailemle burada çay veya kahve içmeye gitmiyorum. Kahve Dünyası bence tam bir aile çay kahve bahçesi edasında bana göre. Ailem ile en çok oraya gidiyorum. Oranın interneti sorunlu olmassaydı kesinlikle orası da benim için bir aile bahçesinden öte bir yer internet cafe olacaktı. Sanırım bir de burası yanı ldızlar Cafe’yi seçmemde buranın büyükada olması. Anadolu yakasında zaten Kahve Dünya’ları var veya Starbucks’lar var. Ada havası en çok böyle daha güzel oluyor bence. Bu aslında şunu gibi birşey de olabilir. Adamızı yabancı markalara satmayalım ve doğal yerli halkı kalkındıralım ki adanın havası değişmesin. Dönercilerimiz hep dönercimiz kalsın. Bursa’dan biri çıkıp iskenderci veya dönerci açmasın. İskender İskenderoğlu’nun yaptığı gibi. Yani Büyükada’nın yerliliği bozulmasın.

Neyse bu düşüncelere dalmışken bir e-posta geldi. Büyük ihtimale spam olarak gönderilmiş birşeydi fakat açtım. İçinde eğitimler falan vardı. Yok bilmemne marketing yok şu marketing diye. İlgimi en çok cross marketing çekti. Sonra hatırladım ki üniversitede bir ders almıştım ve bu konuyu işlemiştik. Daha sonrasında bir seminerde karşıma çıktı. Ya işte can sıkıntısı ve merak sonucunda bir bakmışım. Bu konular üzerinde dokümanlar bulup okumaya. Okudukça okudum hatta bir sayfada maalesef Türkçe karakter sorunu vardı. Buna rağmen okudum ve bitirdim.

buyuk_manavBu konulara epey bir kafayı takmış oldum bir süreliğine. Biraz kendimce örnek çıkarmaya çalışırken aklıma balıkçı ve manav ilişkisi geldi. Hani demiştim ya anılar bir anda uykudan uyanıyor bir ışık sayesinde. Aynı onu hissetim. Büyükada çarşıda bir balıkçı ve manav vardı. Bunlar ne kadar ayrı iş yapsalarda söz üzerinde olan bir anlaşma yaptılar. Yani kağıda dökmediler birşekilde ve şunu yaptılar. Birbirlerine uygun giden ürünleri paylaşma ve ortak satış. Yani şu Balıkçı sattığı gaya balıklarının yanında tatlı erik koydu. Çünkü gaya balığı alan bir kişi evinde balığını erikle yapıyordu. Yani bu balığın yapılış tekniği bu. Tuzlama balık yani lakerda satışı yaparken kırmızı soğan koydu. Balıkçı dükkanında balık ile alakası olmayan gereksiz saçma sapan şeyler satıyordu bunun dışında. Yok amcasının memleketinden peynir çeşitleri ve bal. Fakat bunları satamıyordu. Bu ürünleri de manav satmaya başladı. Bu şekilde hem dükkanlarında ürün çeşitliliği oldu hem de dükkanlarında gereksiz ürünler ile yer kaybında kurtulmuş oldular. Bu iki yer gecen seneye kadar açıktı. Tam 10-15 sene böyle ortaklık içerisinde çalışmışlardı. Herhalde okumuş olduğum yazılardan kendimce doğru bir örnek vermişimdir.

Sonuç olarak adanın hep yerel dokusunu korumasını istemişimdir. Manav hep açık kalsın ve o yerli dokuyu kaybetmesin. Balıkçı kapanacaksa bile yerine yine balıkçı açılsın. İşte kapanan o manavın yerine İskender İskenderoğlu açıldı.

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

yaz bitti sıra geldi yeni bir mevsime

Bepanthol tarafından Ağustos 28, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım farkında mısın zaman nasıl geçiyor? Anlamak pek mümkün değil yaz da bitti sayılır ve en sonundayız. Herkes yazlıklarından dönüyor okullar başlayacak yakında. Bizim okul ile uzaktan yakından bir bağlantımız olmasada aslında hep bu dönem bana okul yıllarımı hatırlatıyor.

yaz_bitti

Yaz tatillerinin başında of be kurtulduk modundan başlayıp bu modun yaz sonuna kadar hadi başlasın okul moduna dönüşmesini hep yaşamışımdır. Bir yerden sonra tatil çok sıkıyordu beni. Devamlı aynı şeyleri yapmak olsa gerek. Hep bu dönemlerde ise oh okul başlayacak heyecanı ve arkadaşlarıma kavuşma heyecanı sarıyordu beni. Yazın okul arkadaşlarım ile hiç konuşmamam ve görüşmemem bu konuda heyecanımı kat kat artırıyordu. Bunun sebebi okul başlayınca herkesin birbirine anlatacağı bir çok şey olurdu. Bir de merak kim nasıl olmuş değişmiş mi? Her sene herkes biraz daha değişirdi. Ben de değişirdim fakat okul arkadaşlarım ne kadar değişselerde benim için aynı kalırdı.

Bu dönem işte hep heyecanlı bir dönem olurdu ve bu heyecan yaklaşık 1 ay falan sürerdi okullar başladıktan sonra. Bunun sebebi derslerin yoğunlaşması ve sınavların hafiften başlamasıydı bence. Sonra bütün değişik olan şeyler sıradan gelmeye başlardı. Herkesin birbirine anlattıkları şeyler ilgini çekmiyordu ve tam anlamıyla anlatılacak çok şeyde kalmıyordu. Bu sayede ders çalışma ve sınav stresi yeni bir özlem doğurmaya başlıyordu. Hadi tatil gelsin.

Bu döngüyü kaç yıl yaşamış olabiliriz acaba. İlkokul, ortaokul ve lise. Üniversite daha bir değişikti onu saymıyorum. Hani okula gitme zorunluluğu olmadığı için bazen 2 gün okula gitmediğimi hatırlıyorum. Ama bu sık olmazdı. Hepsi bence çok güzel duygulardı. O yaşlara geri dönmek isterdim. Baksana zaman nasıl hızlı geçiyor herşeyi dün gibi hatırlıyorum ve gözümün önünden film şeridi gibi geçiyor.

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (1 vote cast)

kara akbaba ile ışıl ışıl yeni birgün doğdu

Bepanthol tarafından Ağustos 25, 2009 tarihinde yazılmıştır.

turkcell3gAşkım günaydın. Aslında bu yazıyı daha önce yazacaktım fakat Büyükadadaki evde internet yok maalesef. Turkcell’in doğru düzgün kapsama alanına giremediğimiz için şu 3G olayını kullanamıyorum. Anneannemin evine gittiğimde çok güzel kullanabiliyorum tepede oturdukları için ama ilginç tabii ki de. Bizim evin orada sinagog olduğu için sinyal bozucu sistemlerin olduğu söylenir hep böyle şehir efsanesi gibi. :) Sahile indin mi sorun kalmıyor.

Belki can sıkıntısından belki de havanın çarpmasından dolayı Büyükadadaki evime vardığımda bir türlü yataktan kalkamadım. Yalan söylemiyim aşkım kalktım ama yemek yemek için sonra tekrar yattım. Bu uyku ve havaya yemeğin ağırlığı çökünce sızmışım kalmışım saat 9′da. Bu arada hayal meyal kardeşimin bana seslenişlerini duydum. Hadi kalk iskeleye gidelim. Hadi derken oda biraz ben de uzanayım demiş. Çok komik ki o kadar hazırlanmışken uyuyakalmış. Beni kaldıramamış ve uyumuş canım yazık olmuş. Bunu saat 2:30 sularında öğreniyorum tabii ki. İkimiz aynı anda kalktık ve anlatıyor. Uyuz olmuş. Biraz sohbet ettikten sonra o uyuya kaldı bende telefondan internete giremeyince oyun oynamaya başladım o meşhur oyunum “StoneLoops”. Bu arada seni merak edip aradım çünkü bana mesaj falan atmamışsın unutmuşsun beni. :( Neyse oyun oynadım ve en sonunda bitirdim. Hem de iki farklı bölümünü. Kurtuldu artık oyun benden. Bende kurtuldum artık silebilirim.

stoneloops2

stoneloops

Saat 4:oo olmuş. Televizyonu açtım. Kanalları atlarken TRT4′te kara akbabaların hayatını anlatan bir belgesel ile karşılaştım. Kızılcahamam ormanları diyene kadar Türk yapımı bir belgesel olduğunu anlayamadım. Tabii ki yabancı bir yapım olabilir ama birazda daha çok tanıtıcı bölümler olduğu için Türkiye’nin ipucu verdi yani. Kara Akbabalar ne kadar ilginç hayvanlarmış avlanmaları, uçmaları, hayatta kalmaları, üremeleri ve diğer konuları. Her bir konu ayrı ilginçlikte ve ayrı bir hikayeye sahip. En çok hoşuma giden nokta bir çift olduktan sonra ölene kadar bu çiftler başka bir eş bulmuyor ve çiftleşmiyormuş. kara akbabaAma öldükten sonra soylarının devamı için başka bir eş bulabiliyormuş. Yılda sadece birkere tek yumurta dünyaya getiriyorlarmış. O kadar çok detay varki kuş beyinli lafının ne kadar saçma birşey olduğunu anlıyorsun. Gerçekten çok akıllı hayvanlar. En üzüldüğüm noktaysa kuzgun cinsi kuşun bu bildiğimiz karga gibi bir kuş kara akbaba’nın yuvasındaki yumurtayı yemesiydi. Kara Akbaba o sırada yumurtası için çalı toplamaya gitmişti ve geri döndüğünde ne kadar üzüldüğünü hissediyordun. Çok başarılı bir belgeseldi ve kare kare başka canlıların görüntülerini gösteriyorlardı. Ayrıca arada mevsim değişiyordu. Çok zaman harcanmış ve çok emek sarfedilmiş bir yapımdı. Özellikle kızılcahamam ormanın kar yağarken ki görüntüleri inanılmazdı.

Program bitince ben kesinlikle uyuyamayacağımı anladım aşkım. Hatta süt bile içtim ki uykum gelsin yok. Bir türlü uyuyamadım. Sonra masanın üzerinde vapur tarifesi gözüme ilişti. Saat 6:00′da vapur varmış. Birazda sıkılmıştım ve çıktım yetiştim vapura. Büyükada pastanesinden zeytinyağlı patlıcanlı poaça aldım. :) Onu taze taze sıcak sıcak yerken vapurdaydım. Bir anda hemen fotoğraf karesi yakaldım. Hava kızıl renginde ve yeni yeni güneş doğacak gibi olmuştu. Bulutlar değişik bir gölge vermişti. O anı hemen ölümsüzleştirdim. :) Eğer çalışıyor olsam herhalde bu saate yolculuk yapsam ne kadar sinir olurdum diye düşündüm. Şuanda ise geziyorum ve zevk alıyordum. Ne kadar garip psikolojimiz var.

güneş doğuyor büyükada

Son olarak aşkım şunları söyleyeceğim. Yeni birgün doğdu ışıl ışıl. O ışıltı sana bana herkese güzel enerjiler versin ki hepimiz mutlu olalım. Kimse birbirinin mutluluğunu bozmasın. Güzel birgün için sana kocaman bir öpücük atıyorum. Mujks.

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

meşhur filibe köftecisi ve dumansız hava sahası

Bepanthol tarafından Ağustos 21, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım şimdi bu başlık birbirinden çok farklı iki konuyu teşkil ediyor ama bugün yaşadığım ilginç şeyleri senle bir yazıda paylaşmak istedim. Böyle biraz garip gözüktü sanki filibe köftesinde geçen bir dumasız hava sahası konusu olacak gibi gözüküyor ama olsun idare edersin beni biliyorum. Kimbilir bugüne kadar ne kadar saçma başlıklar oluşturmuşumdur burada.

hommer simpsonİki gündür nışantaşındaki evden bir türlü çıkamadım. Geçen haftaki balık yakalayacağım hırsından dolayı her yerim tutulmuş olmasından dolayı bir robokop oldum. Bacaklarım diz eklemlerinden kalçama kadar sabitlenmiş gerilmiş ve tutuktu. Yürümeye çalıştığımda ise çok büyük can acısı çekiyordum. Rüzgarı çok fena yemişim o iskelede. Balıkları da babam yedi çoğunu afiyet olsun. Ben de acısını çektim.

En sonunda güç geldi sabahleyin uyanır uyanmaz çıktım evden. Gerçekten gün ışığını ve gökyüzünün rengini unut vermişim. Sirkeci de senin fotoğraf makineni alıp başka bir tamirciye götürmem gerekiyordu. Gerçekten çok üzülüyorum o kadar para verip alınmış bir aletin tamir olamamasına. Aslında tamir oluyor fakat yani bu kadar pahallı olabilir mi? yok canon s1′lerin genel sorunuymuş. Çok süper bir özellik eklemişler ama oda makinaya hassasiyet katmış. Yok oraya çarpmayacak yok tozlanmayacak. Tamirciye gittiğim de adam yok çıkma yok yok bilmemne yok diye geri verdi. Senin fotoğraf makinenden 3 tane daha gördüm arka masasında. Sonra diğer fotoğraf makinası tamircisine götürdüm o da daha önce götürdüğümüz yere götürün dedi. E peki bu fotoğraf makinası tamircisi değil mi? Sonra bir iki yere daha gösterdim. Hep aynı cevap bunun tamiri ile fotoğraf makinası alırsınız dendi. Üzgünüm ama galiba ömrü doldu. O kadar uğraştık ve oraya buraya gittik sorduk. Hani elimizden birşey gelmedi.

Bu olaylar olurken meşhur filibe köftecisinden geçtim. Orada senle yemek yemiştik ve fotoğraf çekmeyi unutmuşum. Hatıra olsun diye buraya koyuyorum fotoğrafı. Üniversiteye gittiğim zamanlarda dayımın ofisine giderdim yaz tatillerinde. Böyle arada derede kalan zamanda işte staj başlamadan evel. Hep böyle yok boş oturuyorsun muhabbeti oluyordu. Sanıyorum ki iyi  bir kaçış oluyordu. Bir keresinde 3 porsiyon yemiştim. O zamanlar 110 kg olduğum için normal geliyordu. Şimdi beni 1 porsiyon kesiyor. İşte sabah sabah kahvaltı yapmadan o köfteyi yediğimi itiraf ediyorum. Biraz pis boğazlığım tuttu ve o kısa zaman aralığı koşturmacasında götürdüm işte. Ama görevlerimi de bitirdim yemekten sonra.

meşhur filibe köftecisi

Fotoğraf makinası elimde tutup sinirlerim bozularak yürürken etrafta dumansız hava sahası pankartları gördüm. Sıgara içenler için kötü bir uygulama evet fakat yeterliydi artık. Sıgara dumanından hiçbir yerde oturamaz oluyordu insan. Birden aklıma yurtdışında okuyan bir arkadaşım geldi. O da sıgara içmiyordu. Göteborg muydu acaba? İnsanlar sokakta bile sıgara içmiyorlarmış. Her taraf dumansız temiz ve berrakmış. Şimdi biz de öyle oluyorken demişken ki o sırada vapura binmiştim. Vapurun kenarında açık kısmında oturuyordum. İki genç sıgara içmeye başladı. Bildiğim kadarıyla açık alanda sıgara içilebiliniyordu fakat toplu taşıma araçlarında sıgara içilmiyordu. Peki bu adamı kim uyaracak veya uyarılması gerekiyor mu diye düşünürken bir güvenlik elemanı geldi. Sıgaralarınızı söndürün yoksa size ceza kesmek zorundayım dedi. Çok şaşırdım. Eğer her yerde böyle bir denetleme varsa kesin bir şekilde toplumumuz alışır diye düşünüyorum. Ben temiz hava almak için dışarda manzaraya bakarak yolculuk ederken adamın külünü dumanını yutmak istemiyorum artık ki evet yutmayacağız.

Bir süre sonra vapur kadıköy iskelesine yanaştı. Denize bakıyordum. Ya buradaki sen kadar pis bulanık derken vapurun motorları çok hızlı çalışmaya başladı ve deniz köpürdü. Köpükler geçtikten sonra denizde o kadar çok büyük balıklar göründü ki bacaklarımın ağrısı yeni geçmesine rağmen bir anda balık yakalama hırsım geldi. :) Sonra hayır hayır diyerek kendime geldim. Onunda bir fotoğrafını çekeyimde artık bacaklarım acı çekmesin ve bu acı sadece fotoğraflarda kalsın dedim. :P Bir de evde oturmaktan o kadar çok sıkılmışım ki hala eve gitmedim.

kefal balıkları

Aşkım bu telefonda yakınlaştırma özelliği olmadığı için çok net gözükmüyor fakat gerçekten büyüktüler. Yani gözle daha iyi anlaşılıyor. Bunlar kefal balığımış ve pis sularda yaşayan lağım balığı da deniliyormuş adına.

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (2 votes cast)

iyi ki doğdun tombiş annem

Bepanthol tarafından Ağustos 21, 2009 tarihinde yazılmıştır.

happy-birthdayBugün benim annemin doğum günü. :) Dünyanın en şirin en tombul en iyi en tatlı ve en iyi iyilik meleği. Herkesin kendi annesi kendisine göre bu içerikleri bünyesinde taşır fakat benim annem çok ayrı biri. Aklıma şuanda hiç gelmiyor. :( Ama gerçek bir melektir evet bir melektir kanatsızdır. Dünyaya gelince allah onun kanatlarını saklamış. Sadece iyilik düşünen birisinin başına birşey geldimi kendisini parçalayan ne yapsam ne yapsam diye düşünen ve bu uğurda kendini feda edecek kadar düşünceli hassas bir insandır. Ne kadar şanslıyım ki benim böyle bir annem var. Yerim ben onu. Bir de tombiş olduğu için daha çok mıncıklanmak için yaratılmış bir anne bile olabilir. Beni doğururken ne acılar çekmiş. Bir türlü çıkmak istememişim. Onun için buradan annemden özür dileyeyim. Devamlı der zaten benim ilk göz ağrım sensin diye diye içi parçalanır. Hatta bazen benim büyüdüğümü unutup gel biraz kucağımda otur der. Yok daha neler. O sevdikçe ben kaçarım ben sevdikçe o kaçar. Ne onda ayar var ne bende. Demek ki anneme çekmişim. İyi ki doğmuşsun ki ben de doğmuşum anneciğim. :) Seni çok seviyorum anneciğim canım benim canım benim seni ben pek çok pek çok severim. Nasıl şımardım annem için. Onu da bu akşam biz şımartacağız aşkım. Kardeşim güzel bir pasta almış ki anlatamam. Yemen lazım. Bir de yemek yapıyorlar evde. Ziyafet var akşama. Seni bekliyorum aşkım.

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (2 votes cast)

canlı canlı garfield

Bepanthol tarafından Ağustos 19, 2009 tarihinde yazılmıştır.

unusual_phones_02Aşkım geçen hafta evimizin önünde karşılaştığım bu kedi aynı garfield. Yaklaşık 20 dakika bu kediyi izledim. Aklıma garfield’ın çizgi filminde ve filmindeki hareketleri aklıma geldi. Bu kadar miskin bu kadar tembel bir kedi olamaz. Kıpırdaması için tek sebeb bulunduğu yere güneş gelmeye başlamasıydı. Güneşin geldiğini anladı ısındı kedicik ve yer değiştirdi. Orada bir türlü rahat edemedi. Arkadaki yeşilliklerin oraya geçti. Yeşiliklerin oraya geçmesi epey uzun sürdü. Sanki yavaş çekim hareket ediyormuş gibiydi. Bu kadar uyuşukluk hayatımda görmedim. Biliyorum böyle bir uyku hissi vardır. İnsan mayışın fakat bu kediciğin standardı kesinlikle bu. Yeşiliklerin orada sinekler vardı. İlk başlarda umursamadı sonra yüzünden anlaşılmaya başladığı üzere rahatsız oldu. Böyle kocaman ağzını açtı. Esnedi esnedi esnedi. Yemin ederim ben de esnedim. Hani esnemek bulaşıcıdır ya fakat hayvanlardan insanlara bulaşıcı olacağını hiç tahmin etmiyordum. Sineklerden sıkıldıktan sonra yine çok yavaş kalktı. Etrafına baktı ne yapsam ne etsem diye düşündü. Düşünürken de düşündürttü. Ben de ne yapacak dedim. Yaklaşık iki adım ileri gitti. Ya da gidebildi bilemiyorum. Çok farklı bir şekilde bir öne bir geriye gitti. Sonra bu fotoğraftaki pozu verdi. Ayakta uyuduğu için hiç iki gözü açık bir poz yakalayamadım. :) Yanına oturdum baktım baktım. O kadar miskindi ki umursamadan gözünü kapadı. Ben de ilgi ve alaka görmediğim için eve çıktım. 20 dakika bu kediyi nasıl izlediğimi bilemiyorum ama çok tatlı bir kediydi. Hatta gördüğüm canlı canlı yanında durduğum en şirini bu diyebilirim. Sanıyorum ki tekir ile iran kedisi karışımı bir kedi. Böyle bir sonuç vermiş. Daha sonra karşılaşma fırsatı bulamadım.

garfield

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

gel gel mezgit’e gel kova kova

Bepanthol tarafından Ağustos 18, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım azmettim ve en sonunda başardım. Biliyorsun ki aylardır senle balık tutmak istiyordum. Ah birlikte balığa çıksak böyle ondan sonra bir güzel kızartsak ve rakı balık yapsak diyorduk. Maalesef bunu seninle yapamadım ama kardeşim ile yaptım. Fakat sonuçta sadece balığı kızartıp yedik yani yanında rakı yoktu. En baştan o zaman anlatayım bir kova balık nasıl yakalandığını.

olta kamış

Pazar günü bizdeydin ve oltayı nasıl bulduğumu biliyorsun. :) Bulduğumda heralde dünyalar benim oldu. Çünkü aylardır ah vah ah vah ile geçti bir oltam yok vardı fakat kayboldu diyordum. Hatta bir kere sirkeciye gittiğimizde balıkçıları gördüğümüzde az kaldı ki alıyorduk. Fakat bir şekilde hallederiz falan filan ile sıyırdık. Aslında hatırladım ki geçen sene balık yakalamıştım bu oltam ile ve yeni motor takmıştım. Bu oltanın tarikçesi daha benim 5 yaşıma kadar dayanıyor. Büyükadaya bir gün babam elinde olta ile geldi ve balık yakalayacağız dedi. O günden sonra benim en büyük zevkim oldu belli bir yaşıma gelene kadar. Her gece olmasada bir çok gece büyükada’nın dalga kıranında istavrit yakalamaya çalışıyorduk. Belli bir zamanı var tabii ağustos ayından itibaren çok iyi çıkıyor. Yıllar geçtikçe istavrit adamızı terk etti. Terk etmessinden değilde aslında büyük balıkçı tekneleri istavritlerin yuvalarına zarar verdi. Dinamit ile balık yakalayanlar var. Hiç duymuşmuydun. Ben de ilk defa duymuştum o zamanlar. Daha çok balık yakalamak için istavritin soyunu tükettiler. Biz de artık istavrit yakalamayı bıraktık. Ve o olta kenarda bir yerde unutuldu. Benim içimde de hep kalmıştır yakalayacağım bir gün bir gün bir gün diyerek. Geçen sene epey uğraştım fakat istediğim sonuça ulaşamadım ve bir şekilde üzerine duramadım. Yine unutuldu kaldı kenarda. O kadar unutmuşum ki kayboldu sanıyordum. Bir ara aradım çünkü yazın başında fakat bulamadım. En sonunda yatağımın altında çantaların arasında tozlu tozlu hatta biraz küflenmiş şekilde bulduğumda ise tekrar hırs bastırdı. Sen evine geri döneceğin için balık yakalamamız saçma olacaktı bu yüzden sabah güneş doğarken kardeşim ile balık yakalamaya çıkmamız daha mantıklı olacaktı. Daha da güzel yaptık aslında büyükada’da yeni açılan iskender iskenderoğlunda iskender yedik. :) Sonra yıldızlarda kahve içtik.

mezgit-baligiBen sabaha çok erken kalkacağım için hemen yattım fakat saat 2 gibi uyandım. O sırada kardeşim geldi. O da benim kadar hevesli ve heyecanlıydı. Uyursak bu saatte uyuyamayız dedik ve lale büfe’den tostlar yedik. Saat 3 gibi olduğunda. Baktık ki zaman geçmiyor sokak sokak dolaştık. Dolaşırken bol bol sohbet ettik. Hatta dalgakırana gittik ve burada balık yakalayacağız hava süper falan dedik. Saat 4 gibi evimize geri döndük. Balkonda oturduk ve sohbet etmeye devam ettik. Bir yarım saat geçti ki uyku acayip bastırdık. Kardeşim oooo ben uyumam demesine rağmen dünden razıydı. :) Ben de alarm kurulu zaten haydi gel uyuyalım uyanırız dedim. Fakat saat gibi kalkmamız gerekirken saat 6 olmuştu. Allahtan herşey hazırdı sadece kardeşimin kalkması zor oldu. Balık yakalayacağımız yere vardığımızda o hala uyuyordu ve ben ise hırs yaptığım için yeni uyanmış gibi değildim. Oltayı denize attığımızda anladım ki hiç balık yoktu. Bir balık bile iğneye dokunmuyordu. Kardeşim de atmayı bilmediği için sadece çekiyordu. Baktı ki buradan balık yakalayamam ben uyuyacağım dedi gitti. Ben yalnız kaldım ve devam ettim. Şansa bir kaç balık yakaladım. Yem olmamasına rağmen mezgit yakaladığım için demek ki mezgit oltası yapmak ve yem koymak gerek dedim. Kovada 8-10 adet balık varken bir motorlu sal oltayı kopardı. Ben de tekrar uğraşmak istemedim. Geri dönerken benim oltamı koparan salın sahibine bir kaç soru sordum. Çok güzel bilgiler aldım. Yapmam gereken daha ilerki iski iskelesine gitmem mezgit oltası yapmam iğnelere ise tavuk parçası koymammış. Bu bilgileri aldıktan sonra kovadaki bizim yiyemeyeceğimiz balıkları mezgit hariç martılara verdim. Eve vardığımda yorgunluktan ölüyordum ki yatağa yatar yatmaz uyumuşum.

Ve senin telefonunla uyandım aşkım. Senle konuştuktan sonra saate baktım ki saat 2 gibi olmuş. Kardeşim çoktan arkadaşları ile buluşmaya gitmiş. Ben de o balıkçının söylediklerini illa ki denemem gerekiyordu. Büyükada çarşıda affan kırtasiyesinden bütün olta malzemelerini alabiliyorsun. Onun dışında da bir sürü şey var ama eskiden görecektin. Bir derlenmiş ve toparlanmış. İçerisi çok eski bir mahalle kırtasiyesini andırıyor ki öyle zaten. Gerekli malzemeleri aldıktan sonra yarım kilo tavuk göğüs aldım. :) Bunun yarısını iğneye geçirecek şekilde ince ince kıydım. Sabır isteyen birşeydi gerçekten çok sıkıcı ve zor birşey. Bu arada karnım açıkmıştı ve diğer kalan tavuk ile çok güzel soslu bir karışım yaptım süper oldu yedim. Bu arada kardeşim arkadaşları ile kanasta oynadığı için gelemiyormuş. O kadar gel dememe rağmen o hiç oralı olmadı. Fakat aynı zamanda da çok istiyordu. Ben ona mesaj attım ben gidiyorum istersen gelirsin diye. Biraz tavır yaptım. :P Gittiğim yeri de tarif ettim.

Bütün malzemeler hazır. İskelenin en ucundayım. Hava o kadar çok esiyordu ki 3 metrelik olta olmasa heralde oltayı hiç ileri fırlatamam diye düşünürken acaba oltanın ucundaki ağırlık yeterli mi diye düşündüm. Sonra oraya küçük yaramaz bir iki çocuk doldu. Bir anda çocukluğumu hatırladım bende onlar gibi böyle tek iğneli oltalar ile küçük balıklar yakalamaya çalışırdım. Neyse ki bir tanesi bu işleri biliyordu. Ağırlığın az abi ama idare eder tavuğun varsa her türlü yakalarsın dedi. İlk attım hemen balıkların vurmasını hissettim dedim ki amacıma ulaştım bu kova dolar. Vurdu çektim vurdu çektim. Her atışta ikişer üçer mezgit geliyor. Bir de bu mezgit kumlu dip balığı olduğu için atıyorsun bekliyorsun. Yemi takıyorsun geliyorlar. Bu sırada kardeşimde geldi. O kovaya bakınca çok şaşırmıştı. Hiç böyle bir tablo ile karşılaşacağını düşünmüyordu. Kardeşim de bana eşlik etti ve yakaladık epey. Maalesef ki iskeleye gemi yanaşınca oradan gitmek zorunda kaldık fakat kova tamamen mezgit ile dolmuştu zaten.

bir kova mezgit

Keşke sen de olsaymışsın aşkım çok eğlenceliydi ama sen göremezdin yani kendini kötü hissederdin. Çünkü gerçekten hani yakalaması zevkli ama o balıkları iğneden çıkartmak görüntü olarak hiç hoş değil. Özellikle mezgit’in ağzı epey büyük ve iğneyi yutuyorlar. O sırada kesmek biçmek gerekiyor. Sanıyorum ki hırsımdan dolayı içim sızlamadı fakat eve vardığımda bir garip oldum çünkü bütün balıklar ölmüştü. Bu arada babam kapıda bekliyordu ve hemen aldı kovayı ben temizlerim dedi. Onun da hoşuna gitmişti. Belki de o eski zamanlar aklına geldi birlikte balık yakaladığımız. Kızarttık ve yedik. Yedikte içim sızlayarak üzülerek yedim fakat tadı çok güzeldi. Geriye daha çok balık var. Onlar afiyet ile yiyecekler. Ben de hevesimi almış oldum.

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

8. ayımız da oldu olleyy

Bepanthol tarafından Ağustos 13, 2009 tarihinde yazılmıştır.

kalp resimleriAşkım bugün yine ayın 13′ü fakat aylardan ağustos. Günümüz hep aynı kalıyor ve aylar değişiyor. Sonra bakacağız ki aylar aynı kalacak ve inşallah yıllar geçecek. Değişen yıllarımız olacak.

Bir ayı da seninle birlikte çok güzel geçirdik. Eğlendiğimiz zaman da oldu sıkıldığımız zaman da. Üzüldük bazı anlarda fakat sevindiğimiz anlar da az olmadı. Ne olursa olsun. Senle olmak her şekilde ve her yönden benim en büyük mutluluğum. Senle birlikte bir mevsimin sonlarına geldik. İnşallah daha çok ayları, mevsimleri ve seneleri birlikte yaşarız. Herşeyimizi doğru ve güzel yaşayalım.

Bu gece evdeki kutlamamız içinse aşırı derecede heyecanlanıyorum. Uzun zamandır çünkü birlikte baş başa kalamıyoruz ve yemek yiyemiyoruz. Sanki bir düzenimiz oturmuştu sen çalışmazken fakat bu şekilde bir düzen oturtmalıyız. Yakında ben de inanıyorum ki bir işe başlayacağım. :) Bu arada nedense karnım çok çok acıktı. Evde yapılmış yemekler ve kırmızı şarap hakkımız kutlayalım. Bu güzel günümüzü…

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

yaratıcılık ile ölümsüzleşmek

Bepanthol tarafından Ağustos 13, 2009 tarihinde yazılmıştır.

yaşlı tweetyAşkım bir gün herkes yaşlanacak ve mezara gidecek. Ne kadar karamsar bir konu değil mi? Bunu düşündükçe devamında acaba ne olacak diye daha çok korkuyorum. Beynimin içinde bir yankılanma oluyor. Çünkü cevabı yok. O kadar derine inmeye çalıştığımda sadece ufak bir ışık noktası ve sonsuz karanlık içerisinde buluyorum kendimi. Karnıma ağrılar giriyor ve o zaman gelmeden birşeyler yapmalıyım diyorum.

Keşke sonsuza kadar yaşayabilsek diyoruz ve ölümsüzlük icat edilse diye hayal kuruyoruz. Herşeyin sonu olduğu gibi bizim de sonumuz olmalı veya sonsuzuluk olmamız için dünyaya öyle kalıcı birşey bırakmamız lazım. Mesela bir icat yapmak. Bir eser ortaya çıkarmak. Fakat bunlar herkesin yapacağı şeyler değil. Büyüklerimiz hep bizim unutmayın anılarımızla yaşatın bizi der. Babaannem de öyle demişti. Hep aklımızda güzel hatıralarını saklayıp arada sırada hatırlamak onu bir şekilde ölümsüzleştiriyor fakat benim çocuklarım onu hiç tanımayacak ve hatıralarımı anlatsam da onların yaşamadıkları şeyleri olduğu için unutulacak. Sadece fotoğraflar kalacak.

Neyse Aşkım bir anda çok duygusal konulara girdim kendimce. Konuyu farklı yöne çevirmeye çalışıyım ben en iyisi. Anladım ki ben yaratıcı olmak istiyorum. Güzel işler ortaya çıkarmak ve onların bir şekilde takdirini almak istiyorum. Hani sanki bende bir şımarıklık var. Beğendiğim bir şey yaptığımda güzel bir fikir aklıma geldiğinde takdir edilmek istiyorum. Yaratıcı olabileceğim bir yerde de olmam lazım. Onun için yapmak istediğim işi çok seviyorum ve inat ediyorum bu olmalı bu olmalı diye. Hani öyle güzel birşey ortaya çıkarmak istiyorum ki böyle nesillerden nesillere geçsin. Örneğin bir çigi film karakteri. Bizim çocukluğumuzun en güzel çizgi filmleri hala televizyonda dönüyor ve yaşamaya devam ediyor. Tom ve Jerry. Casper. Bunlar ölmüyor ve yaşlanmıyor. Ya yaşlansalarmış.

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (1 vote cast)
pressyado.com teknik özelliklerini geliştirmeye devam ediyor...