msn’in abuk subuk soruları ve kişilik analizleri

Bepanthol tarafından Nisan 28, 2009 tarihinde yazılmıştır.

dedikoducu kızlarHer sabah msn açtığımda karşıma çıkan diğer msn kutucuğunda bulunan ve dikkati çeken başlıklar bu sefer beni daha çok meraklandırdı. “Dedikoducu musunuz?” Haydi hemen bir test yapayim dedim ben dedikoducu muyum? diye. Öyle saçma sapan sorulardan benim dedikoducu olup olmadığımı nasıl anlayabildikleri ise ayrı bir soru olabilirmiş.

Bu nasıl sorulardır. “Şöhret nasıl bir şeydir?” nereden bileyim heralde iyi birşeydir. Çok para kazanıyorsun falan. Şıklarda elbette İyi bir şeydir yazıyor ama devamı bana uymuyor. :) Buna da bir seçenek sunsalarmış keşke. Seveni bol olur demişler ya öbür taraftan bakarsan sevmeyeni de bol olur. Çok düşündürücü bir cevap. En iyi ben başka bir cevap seçeyim dedim. Nasıl meşhur olduğuna bakar. Nasıl meşhur olmuş diyerek soruya soru ile cevap vererek topu soran kişiye attım ve diğer soruya geçtim. :)

Bilginin hassı nereden nereden edilinir. Eskiden ansiklopediydi. Şimdi internet. Baktım şıklarda buda varmış. Ama hala bir bağlantı kuramadım dedikoduyla. Asıl dedikodu internette dolanır aslında dimi?. Yani o şıkkı işaretlediğinde hemen dedikoducu damgası vurulabilinir. :) Kitap falan var şıklarda ama aradığın bilgiye o kitaptan ulaşamıyor olabilirsin. İnternette google var kitapta ne var? Aramadığın bilgiye ulaşabilirsin fakat o bilginin o anlık bir faydası dokunamabilir. Bu şıkkıda çok zaman kaybetmeden geçtim. Tıkladım diğer soruya. :)

İşte çok tehlikeli bir soru ve can alıcı bir soru bence dedikodu ile en alakalı soru da bu olmuş. “Bütün sırlarını bildiğiniz arkadaşınız artık düşmanınız…” Şıkklarda yandın diye bir cevap bekledim. Bütün sırlarını bilen bir kişi ile düşman olmak demek. Bütün kirli çamaşırlarının ortaya çıkması demek. Ama bu soruda siz de onun sırlarınızı biliyorsunuz diyor acaba savaşmı çıkacak. Soruyu daha çok algıladıktan sonra banane dedim. Gerekirse bende elimdeki kozları kullanırım dedim. :) Savaş açılmadan savaşa girmeye gerek yok. :P Buna karşılık gelen bir cevap ile yoluma devam ettim. Şıklarda aman kendime hakim olamiyacağım hemen herkese anlatacağım var. Bu tam dedikoducular için biçilmiş bir cevap.

msn-logoİşte şok edici bir soru “Adınızı çıkartmışlar, onla bunla “oynaşıyormuşsunuz”!” bu nasıl bir sorudur. Yani saçmalık ötesi bir soru. Bu soruyu msn’in kendi sitesinde görmesem inanamazdım. Bu kadar saçmalık olmaz. Madem sorulmuş cevap vereyim. “Geç bunları, anam babam, geç bunları.” :) Saçmalamak gerekiyorsa bizde saçmalarız o zaman.

Sorular gittikçe saçmalarken işte karşına böyle birşey çıkıveriyor. “Adı dedikodu olan bir tatlıda aşağıdakilerden hangisi olmalı?” Aşağıdaki şıklara bakmadan. En çok dedikodu nerede nasıl yapılır diye düşündüm. Ve ampul yandı. :) 5 çayları. Kadınların toplandığı o toplantılarda tüketilen tatlıları düşündüm. Fakat ben bir erkek olarak öyle bir organizasyonda bulamadığım için masadaki tatlıları düşünemedim. Küçükken annem apartmandaki kadınları cağırdığında hanımeli alırdı bakkaldan. Ve muhallebi yapardı. Muhallebiye tarçın atardı. En sevdiğim şey tarçındı. Tarçın hep kaybolurdu annem arardı. Çünkü ben yürütürdüm tarçın paketlerini. :) Bu yüzden tarçın dedim. Aaaa bir baktım şıklarda da tarçın varmış. Demek ki tarçın dedikoduda olması gereken bir malzemeymiş.

Bir sonraki soru tamamen insaniyet namına bir soru. Vereceğin cevap çok önemli. Hangisi günahmış? :) Şıklarda dedikodu var. Eğer dedikoduyu işaretlersen testin cevabı sana ne olduğunu söyleyecek ve dedikoducu olmayacaksın. Tabii ki de dedikodu günah olabilir ben bilemiyorum. Yani insanların arkasın kötü kötü şeyler konuşulursa evette şıklarda gerçekten daha günah bir şey var oda “yalan” onu işaretledim.

Diğer soruda empati kurmak isteniliyor. :) Ve bu soru ile birlikte canım sıkılmaya başlıyor. Çünkü şıklarda ne yazsa bile empati kuramıyorum cevap verebilmek için. “Dedikodu hastası biri var, siz de doktorsunuz, günde en fazla kaç saat dedikodu yapsın?” Keşke cevaplarda aç karnına 1 saat gibi komik cevaplar olsa biraz sıkıntım geçsin diyordum ki sanırsam en ciddiye aldıkları soru bu olmuş ki ciddi ciddi zaman aralıkları vermişler. Ben de ciddi oldum ve ne kadar az dedikodu o kadar çabuk iyileşme dedim. Burada en üst zaman aralığını işaretlersen yine dedikoducu çıkacaksın testin sonucunda belli. :)

Çok sıkıldım ve hiç mantık yürütmeden cevap vermeye başladım işte sorular işte cevaplar
S:Dedikodunun kime ne yararı var?
C:Bir tür terapidir, insanı rahatlatır

S:En tehlikeli dedikodu türü hangisidir?
C:Aşk dedikoduları
Derken… Son soru.. :)
Aşağıdakilerden hangisi daha güvenilir?
Hülya Avşar
Seda Sayan
Gülben Ergen
Esra Ceyhan
Şıklardaki Esra Ceyhan beni benden aldı ve hemen işaretledim. Neden bilmiyorum ama aklıma alllaaahhhh diye bağıran uçan adam videosu geldi. Çok canım sıkılmıştı ama bir anda gülesim geldi. :)

Sorulan bir iki mantıklı sorudan geriye kalan abuk subuk sorular sonucunda kişiliğinizi analiz edilmesi ve buna bağlı olarak sizi dedikoducu olarak zan altında bırakmaları gibi durumlar çok komik değil mi? Bir de bu testler sonucunda kendilerine çeki düzen vermek isteyenler yada aa ben gerçekten dedikoducuy muşum diyenler. Var mıdır? :) vardır vardır…

Neyse sanırsam ben dedikoducu değilmiş. İşte benim test sonucum:

İşinde gücünde

Etrafınızda olup bitenlerle pek ilgilendiğiniz söylenemez. Dedikodu yapacak kadar çok insan da yok hayatınızda. İnsanlar sizi yoruyor ve uzak duruyorsunuz. Sizi yormalarının başlıca nedeni de dedikoduculukları zaten. Kendi işinizle, gücünüzle, hayatınızla ilgileniyor; başkalarıyla ancak talep ettiklerinde ve sizin belirlediğiniz sınırlar çerçevesinde bilgi alışverişinde bulunuyorsunuz. Herhangi bir dedikodu döngüsüne girmemek, onun bir parçası olmamak için azami özen gösteriyorsunuz. Dışarıdan bakanlar sıkıcı, tekdüze bir insan olduğunuzu zannediyorlar. Çünkü dedikodusu edilecek bir tarafınız yok. Ama siz sahip olduğunuz huzurla o kadar iyisiniz ki, kimsenin ne dediği umurunuzda olmuyor.

Bookmark and Share

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 4.3/5 (4 votes cast)

nutella mı? sarelle mi?

Bepanthol tarafından Nisan 28, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Bundan bir iki ay öncesinde bir gece çikolata krizimiz tutar ve şarküteriden bir nutella alınır. :) “Gözleri dönmüştü.”

Uf aşkım nasıl gözümüz dönmüştü gerçekten. O nutellayı yediğimiz yerden geçtikçe ağzım sulanıyor demiştin ya bir keresinde. Orası bizim için ne kadar güzel bir anı olmuş aslında. Dediğin gibi ben de hep oradan geçerken oraya bakıyorum. O sırada nasıl kendimizden geçmiş gibi yediğimizi hatırlıyorum. Oturduğumuz yer mermer olmasına rağmen ve havanın soğuk olmasına aldırmadan ne hırsla yemişiz unutulur gibi değil. :) Tatlı yedik tatlı konuştuk ve sohbetimize doyum olmadı.

sarelleGeçenlerde bizim ofisin oradaki marketten yeni %100 sarelle aldım. Nutella mı? yoksa sarelle mi? allah allah dedim düşündüm durdum. Çok merak etmiştim. Yeni çıkmış almam lazım dedim. Bir de şunu unutmamak gerekirse dış görünüş olarak albenisi var. Upss bir de eski günlerin anısına. Taa eskilerden sarelleyi hatırlarsın. Hiç mukayese bile edilemezdi Nutellayla. Fakat ne olduysa olmuş ve inanılmaz sonuç elde edilmiş. Tamamen doğal içerik ile hazırlanan bu kakaolu fındık kreması. Gerçekten krem gibi krema gibi. Nutella ile karşılaştırdığımda damakta inanılmazsı güç bir şekilde daha fazla fındık tadı ve kakao tadı bırakıyor. Oda sıcaklığında ise Nutelladan daha yumuşak ve ekmeğe sürülür oluyor.

Peki aşkım sagra’yı hatırlar mısın? Çikolata musluğu rüyası o dükkanda gerçeğe dönüşmüştü. Sagrada işte bizim bu bayıla bayıla satın aldığımız sarelle satılırdı. :) Kova kova alınan kakaolu fındık kreması 3-4 günde tükenirdi. Sarelle sarelle istiyorum diye koşulurdu o dükkana. Bu tamamen Türk malı yerli malı olan çikolata rüyası yurt dışından gelen diğer kaliteli markalar ile yarışamadı ve TMSF el koydu. Şuanda bayıla bayıla yediğimiz çikolatalar ve kakaolu fındık kremaları çocukluk anımızın yok olmasına sebebiyet verdi. 2007 yılında bir ilaç firması Sagra’yı satın alarak deliler gibi araştırma ve yatırım yaparak tekrar Sagrayı rekabet edebilir duruma getirdi. Saralle’nin o müthiş geri dönüşü gerçekleşmiş oldu. :)

nutella2Nutella, Sarelle’den daha çok bulunuyor. Geçen gün sana almak istedim fakat alamadım. Türk malı yerli malı yurdumun malı memleketinde bulunmuyor. Çok enteresan değil mi aşkım? Bundan sonra sarelle yiyelim aşkım sarelle… :)

Ben şimdi sana çocukluğumdan bir şeyler anlatayım. :)

Çocuk olupta çocukluğumuzdan unutamadığımız küçük küçük şeyler vardır. İşte benim için Sagra dükkanındaki Sarelle. Aklıma çikolata’nın musluktan akarken ki görüntüsü geliyor. Suyu kana kana içerken acaba çikolata nasıl yenirdi? Su da musluktan akıyor çikolata da. O zaman kana kana çikolata yiyebilirim düşüncesi en büyük fantezimdi. :) Ya birde alerji meselesi nasıl çözülürdü? “Hayır olmaz alerjin var.” Sesleri kulağımda çınlardı. Bir şekilde o çikolata eve girerdi. Nasıl olurdu bilemiyorum. Ne kadar şansız bir durumdur ki en sevdiğin şeylere karşı alerjin vardı. Ama bu alerjiye bir ilaç çıkartmışlar ki benim çocukluğumu kurtaran ilaçtır İnsidal. Sagra’ya giderken birde eczaneye gidilirdi çünkü sonuç kesin ültiker dolu bir vucut. :) Bu anılar hep böyle döngü içerisinde devamlı döndü durdu. Ne zaman ki göztepe istasyon’un oradaki dükkan kapanana kadar.

Not: Tüp içerisinde satılan o ürünü unutmamak lazım. :)

Bookmark and Share

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 4.2/5 (9 votes cast)

biggoo’nun doğumu

Bepanthol tarafından Nisan 28, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım bu olayı beraber birebir yaşadık. Senin beni heveslendirmen ve yüreklendirmen sayesinde ben mutlu sona ulaştım ve bir dövmem oldu. Bu konuda ufak tefek tartışmalar yaşadık. :P Kazanan sen oldun çünkü haklısın aşkım. Dövme?? :) Bunu gerçekten istemek lazım. Bir ömür boyu seninle olacak çünkü. Ondan bıksanda ayrılamassın ayrılsanda sonucu çok kötü olacaktır. Lazer işlemleri ve hiçbir zaman oradan o iz çıkmayacaktır. Sonuç olarak kötü bir anı olacaktır. Fakat senle bu yaşadığımız benim için çok çok mutlu bir anı olarak kolumda yaşıyor. :)

Kolumadaki dövme Armin Van Buuren’ın Sound of Goodbye single’ının kapağındaki o sevimli karakterden oluşuyor. Hem müzik tarzım hem de Armin Van Buuren’a karşı olan hayranlığımdan dolayı ve tamamen o karakterde kendimi buluğumdan dolayı hiç pişman olmadan bu dövmeyi yaptım. Bu karakter 3 saatlik işlemden sonra kolumda doğdu. Ve bu doğan karakter adına Biggoo ismini bulduk ve koyduk. Sen de çok beğendin ve çok çok yakıştı bu isim ona. İyi ki doğdun Biggoo 16 Aralık 2008… Gelecek sene inşallah güzel bir pasta kaseriz Biggoo’ya… :)

Burada da hatıramız devam etsin diye biggoo’nun doğumunu bir kaç resim ile buraya koymak istedim aşkım. Murat Yapıcı’nın da eline sağlık çok güzel çizdi.  Renklendirdi boyadı. O kadar hevesliydi ki yaparken ve o kadar zevk alıyordu ki enerjisi ile zor 3 saat su gibi geçti. Çok acıdı yalan değil ama buna değer. ;)

    

    

Bookmark and Share

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 4.5/5 (4 votes cast)

ilişkiler, genellemeler, istisnalar…

CherryBlossomGirl tarafından Nisan 26, 2009 tarihinde yazılmıştır.

kadın ve erkekİkili ilişkiler tuhaftır. Hele ki karşı cins ilişkilerinden, yani aşktan bahsediyorsak… Hepimiz yaşadıklarımız sonucu bazı kanılara varıyoruz, erkekler şöyledir, kadınlar böyledir diye. Bir ilişkide şöyle olursa genelde erkekler böyle davranır ama erkek böyle yaparsa kadın şöyle düşünür filan. Aslında bu cinslere dair genellemelerin, bir insana nerelisin diye sorup, nereli olduğunu öğrendikten sonra o yöreye ait genel bir kanıyı o insana yapıştırmaktan ne farkı var? Veya belki de burçlara inanmaktan… Kova burcu musun kesin şeysindir, Adanalılar genelde şey olur filan gibi genellemeler bence konu kadın/erkek’e gelince de hem acayip tutar, hem de hiç tutmaz. Yani bana kalırsa bu hayatta hiçbir şeyin bir formülü yoktur.

Geçenlerde birlikte izlediğimiz Erkekler Ne Söyler Kadınlar Ne Anlar adlı filmin kritiğini beyazperdeye yazdım, buradan okuyabilirsin. Fakat burada da konuyu biraz deşmek istiyorum. Bu filmde önce kadınların herşeyden bir anlam çıkarmaya çalışan, fazla derin düşünen ve bu yüzden çok hayal kırıklığına uğrayan yaratıklar olduğunu, erkeklerinse çok basit düşünen, ne demek istiyorlarsa onu net bir şekilde söyleyen, hiç bir laflarının arkasında bir yan anlam yatmayan yaratıklar olduğunu önümüze seriyor. Evet gerçekten de kendi tecrübelerime bakarsam, ben de bunun böyle olduğunu düşündüm çoğu kez. Hatta ekşi sözlükte bununla ilgili çok detaylı bir yazı vardı bulabilseydim koyacaktım buraya ama bulamadım, bir erkek tarafından yazılmış olduğu belli olan yazının başlığı “kızların efendi adam yerine piç tercihi” idi ve yazan kişi biz kızlara şöyle sesleniyordu aşağı yukarı, hatırladığım kadarıyla:  bana çok kötü davranıyor/suratı asık/çok karizmatik ve acı çekmiş gibi bir hali var, kesin hayatında çok derin şeyler yaşamış, belki çocukluğu kötü geçmiş, belki onu çok üzen bir ilişki yaşamış, belki en yakın arkadaşı ölmüş, bana bu yüzden kötü davranıyor/hayata karşı bu yüzden bu kadar asıl suratlı ve bu yüzden bu kadar acı çekmiş bir hali var gibi senaryolar yazmaktan ve yarattığınız kişiye aşık olmaktan vazgeçin, bir piç, çoğunlukla sadece piçtir. he-s-just-not-that-into-you-posterHerşeyin içini doldurmaya çalışmayın, hiç acı çekmemiş de olsa gerçekten kötü insanlar var, hayata negatif bakan ve tek amacı senin canını yakmak olan insanlar var, bunlara bir anlam yüklemekle uğraşana kadar, zaten dışardan sevgi dolu olduğu belli olan erkeklere koşsana!!!

Gerçekten de kadınların, erkeklerin yaptıkları her şeye olumlu/olumsuz anlam yükleme hastalıkları olduğu ve genelde bu anlamların yanlış çıktığı bir gerçek. Ama filmde de biliyorsun ki aşkım, bazı istisnalar da vardır, bazen gerçekten de yüklediğiniz anlamlar doğru olabilir, iyisi mi siz içinizden geldiği gibi davranın gibi bir mesaj var. İyice kafa karıştırıcı…

Mesela bence sen kesinlikle bir kaide değil bir istisnasın aşkım, erkeklerin genelde yaptıkları davranışları (yani sinir bozucu olanları) sende gerçekten de göremiyorum, sen nev-i şahsına münhasır (off bu da ne laftır) bir insansın, seni seviyorum :)

Bookmark and Share

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (5 votes cast)

John Lennon Yaşıyor!

CherryBlossomGirl tarafından Nisan 26, 2009 tarihinde yazılmıştır.

parmaklarDün Seda’nın düğününe gittik birlikte, sonra sen yarın adaya gidelim dedin büyük bir kararlılıkla ve beni sevindirdin:) Bugün açıkçası uyandığımda biraz üşendim adaya gelmeye ama işte şu an adada, iskelenin karşısındaki cafe’de çayımı yudumlarken bunu yazıyorum:)

Bostancı’dan motora binmeden önce dergi aldık ve hava soğuk olduğu için içerde oturup dergilerimizi okumaya, yanımızdaki kekleri yemeye karar verdik, sen önde ben arkada yer bulmak için ilerlerken, orta bölümde bir gitar dikkatimi çekti önce, gitarın konduğu koltuğun solunda ise, derin uykuda gibi gözüken bir adam. Bir adam. Bir karakter. Gözlükler, saçlar, kıyafet… Aman tanrım, resmen John Lennon!!

Oturacak bir yer bulduk ve oturduk, hemen sana eğilip, şu arkadaki adam dedim ve aynı anda John Lennon dedik, meğer senin de dikkatini çekmiş. Sonra bakıştık ve karar verdik: Bu adam fotoğraflandırılacaktı :) )))

Devamını merak ediyorsan eğer tıkla »

Bookmark and Share

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 4.7/5 (3 votes cast)

hayatımdaki büyükada

Bepanthol tarafından Nisan 25, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım büyükada doğduğumdan beri yazları geçirdiğim yazlık bir mekan. İstanbul’un içinde ama aynı zamanda dışındadır. Yani Büyükada istanbul’un bir tatil bölgesidir ve hiçbir zaman İstanbul’da olduğunu anlamazsın. Havası suyu herşeyi farklıdır. Güneşin batışı ve doğuşu da farklı olduğu gibi. Büyükadada yaşayan yerel halkın 5 bin kişi kadar olduğunu biliyorum. Yanlış ta biliyor olabilirim. Fakat yazın gelen yazlıkçılar ile bu sayının 25 bin’e ulaştığını biliyorum, buna dışardan günü birlik gelen yerli ve yabancı turistler dahil değil. Her zaman elit bir kesimin tercih ettiği, çok kaliteli bir toplumun yaşadığı bir adadır. Modern bir topluluk yaşar büyükadada.

Doğduğum senenin ilk yazından beri gitmiş olduğum adamda, bebekliğimi, çocukluğumu, ergenliğimi yani kısaca bugüne kadar herşeyimi yaşamışım ve izlerini de taşıyorum aşkım. Her noktasında farklı farklı ufak tefek anılarım var.

resim-023Bebekliğim hep anneannemin evinde geçmiş ve o yaşlarda ne kadar yaramaz bir çocuk ve hiperaktif olacağım anlaşımıştı. Yıkanmaz, yıkansa bile hemen kirlenen bir bebektim ben. Emeklememe rağmen yürüyen bir insanın tırmanamayacağı yerlere tırmanmak. Saç ve baş yolduran uyuz edici şeyler yapmak benim en büyük hünerimmiş. Anneannemlerin mangal için aldıkları kömürle oynamak ise yaramazlıklarımın en zevklisiymiş benim için. :)

Yürümeye başladıktan bir kaç sene sonra ama henüz evden uzaklaşamadığım yaşlarda sokakta koşuşturmalar ve faytonlardan kaçmalar. Annem seslenir fakat duymamazlıktan gelmeler. Yavaş yavaş azıcık büyüdüğümde ise misket tüccarlığı yapmaya başlamalar. :) Aşkım en büyük kavgalar bunlardan çıkardı. Bir anda sokakta bir kargaşa, bir bakmışsın herkes birbirine girmiş. :)

Ada halkında yaşlı nufüs biraz daha fazla olduğu için her camdan bir dede bir teyze çıkar ve şöyle bağırırlardı. “Yeter gidin başka bir sokakta oynayın!” Biz küçük çocuklar hemen korkardık başka bir sokağa giderdik. Orada da kavga gürültü ve yine kovulmalar… Yazın öğlen sıcağı olunca evlere dağılır sonra akşamüstü tekrar sokaklarda toparlanırdık sanki sözleşmişiz gibi.

resim-107Ergenlik dönemlerimizde artık evde uzaklaşır gece saat 22:00′a kadar iskelede takılırdık. :) Saat 19:30 bizim saat meydanı önünde buluşma vaktimizdi. O zamanlar cep telefonu yoktu. Gelen gelir gelmeyen gelmezdi. Herkes beline kazaklarını bağlamış şekilde hergün buluşulunurdu. Döner ve tost en sevdiğimiz yemeklerdi. Daha sonra ya mısır ya dondurma. Ama en beğendiğim geleneğim turşucu abiden acılı turşu içmekti. O abi değişti başka bir abi oldu sonra. :)

Biraz daha büyüdük artık İstanbul’da diskoya gidemezken adada bir şekilde gidebiliyorduk. Anadolu kulübünde şamdan vardı. Bizim yaşlarımız için özel partiler olurdu. Akasya diye başka bir yer vardı. Anadolu kulübüne üye olmayanlar oraya da gidebilirlerdi. Yok o ondan hoşlanıyor o bunu sevmiyor. Büyük bir arkadaş grubu oluşturmuştuk. Tam bir gençlik dizisi edasında aşk, ihtiras, nefret, kin…vs… yani aklına gelebilecek herşey. Sonra o kocaman grubun 10′lı gruplara bölünmesi ve parçalanmalar.

resim-101Ergenlik döneminden çıkmaya yakın veya ergenlik döneminde çıkışta adada güzel aktivitelere katılmalar başlandı. Spor olayları diye kısaltabilirim aslında. Büyük tur yürüyüşleri, Aya yorgi gezileri, lunaparkta mangal sefası ve arkadaşların evinde toplanıp oyun oynama mangal sefaları. Bu yaşlarda ada’nın tarihi de dikkatini çekmeye başlıyor ve keşfetmeye çalışıyorsun. Bunun dışında da adanın arkasında daha temiz bir denize girme merakından yeni yerleri keşfediyorsun.

Aşkım genel olarak toplamak gerekirse bebeklikten bu yaşa gelene kadar aslında bunu yaşayanların bileceği bir büyükada keşfi oluyor kendini de keşfederken. Onun için ada bende hep izler bırakmıştır. Hem iyi hem kötü. Büyükada yaz ayları için yaşanılası inanılmaz güzel bir yerdir. İstanbul’un iş güç kalabalık gürültü stresinden seni alıp kopartıyor. Sanki bir Bodrum veya Çeşme gibi bir yazlık mekana 30 dakikalık bir vapur seyahatı ile gitmiş gibi oluyorsun.

Büyükada hakkında genel ve tarihi bir araştırma yaptım. Bunu da seninle paylaşmak istiyorum aşkım. Bunu ben okumuştum daha önceden Büyükadada yaşarken daha çok tanımak için, fakat çok uzundur, biraz özet şeklinde bir şeyleri de paylaşayim istedim. Aslında tam bir tarihi bilgi sayılmaz ama idare et biraz. :)

resim-119“İstanbul Adaları’nın en büyüğü Büyükada’dır. Yüzölçümü 5,4 kilometrekaredir. Adalar’da, biri güney diğeri kuzeyde olmak üzere iki tepe bulunur. Güneydeki tepe, 203 metre yükseklikteki Yücetepe’dir. Kuzeydeki tepe ise İsa Tepesi bulunmaktadır. Seyahatnamelerden ve tarihi olaylardan anlaşıldığı kadarıyla Büyükada, Bizans döneminde de, Osmanlı döneminde de hep meskun kalmıştır. 19. Yüzyılın ilk yarısında 3 bin kadar olduğu tahmin edilen Büyükada’nın nüfusu, Adalar’a vapur işlemeye başladıktan sonra artmış, 20. Yüzyıl başlarında 5 bini aşmıştır. Ada’nın nüfusu bugün 8 bin civarındadır. Ancak ada, yazları günübirlik ziyaretler ve yazlığa gelenler nedeniyle kalabalık olmaktadır.19. yüzyıl ortalarında Büyükada’yı anlatan yabancılar akşamüstleri iskele çevresindeki şıklığı, zerafeti, sahildeki gezintileri ballandıra ballandıra anlatırlar. 20. Yüzyılın ilk çeyreği boyunca Rumların ağırlık taşıdığı ada halkı ve yazlıkçı gayrimüslimlere ek olarak Osmanlı aydın ve yazarlarının da önemli bir bölümü Büyükada’nın güzelliklerini ve toplumsal atmosferini paylaşmışlardır.1. Dünya Savaşı ve Cumhuriyet sonrasında Rum halkını kaybeden Büyükada’daki canlılık 1930’lara kadar büyük ölçüde kaybolmuştur. Ancak, 1940’lı yıllara doğru, Cumhuriyet dönemi devlet ileri gelenlerinin ve yüksek bürokrasinin, varlıklı kesimlerin rağbet ettiği bir sayfiye yeri olma özelliğini yeniden kazanmıştır. Büyükada, bu dönemde yeni köşklerle, özenli ve zevkli yapılarla süslenmiş, İstanbul halkının günlük gezinti yerlerinin de başında yer almıştır.Adanın Kuzey-Güney doğrultusuna dik olarak çıkan Dil Burnu’nun iki yanındaki Yörük Ali ve Nizam Plajları, Luna Park, Aşıklar, Viranbağ kır gazinoları, korulukları, biri iskeleden başlayıp Ada’nın tüm çevresini dolaşan büyük tur, diğeri Araba Meydanı’ndan başlayıp Dil’den, Aşıklar Kır Gazinosu’ndan Lunapark’a oradan da Maden’e geçerek binildiği noktaya dönülen küçük tur olmak üzere araba turları, Luna Park meydanındaki süslü eşeklerle yapılan geziler Büyükada resim-031gezilerinin başlıca eğlenceleri haline gelmiştir.Ada’nın en yüksek tepesinde Aya Yorgi kilise ve manastırı bulunmaktadır. Buradaki ilk yapı, miladi 6. Yüzyılda inşa edilmiştir. Bu mevkide, bir çok kilise ve manastırın kalıntıları da vardır. Bunlardan bazıları bugüne kadar ulaşmış, bazıları yıkıntı olarak kalmıştır.İsa Tepesi’nde ise Hristos Kilise ve manastırı bulunmaktadır. Kumsal semtindeki Ayios Dimitrios Kilisesi de Ada’nın önemli dini yapılarındandır. Adadaki Ortodoks cemaat, büyük ayinlerini burada yapar.Büyükada’da bulunan 4 camiden mimari bakımdan en dikkat çekeni 2. Abdülhamid tarafından yaptırılan Hamidiye Camii’dir. Mimari açıdan batı etkisinde inşa edilmiş bulunan bu cami, Ada Camii sokağında bulunmaktadır. Büyükada’ya, günümüzde Sirkeci, Kabataş ve Bostancı’dan kalkan Ada Vapurları ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin deniz otobüsleri ile ulaşmak mümkündür. Adada otomobil yasağı vardır. Bu da, Ada’nın gürültüden uzak, havası temiz bir mevki olarak kalmasını sağlamaktadır.”

Not: Fotoğrafları tıkladığında kocaman oluyor. Bu fotoğrafları birlikte çekmiştik aşkım. :)

Bookmark and Share

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (2 votes cast)

birlikteliğimizden ufak kesitler

Bepanthol tarafından Nisan 24, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım bugün senin sapancadan geleceğin gün. Bugün günlerden de cuma en sevdiğim gün. Ama aynı zamanda da en yorgun olduğum gün. Seni gördüğüm an bütün yorgunluk üzerimden kalkacak ve yerine içimi ısıtan bir enerji dolduracak. Bu saatlerde tatilin keyfini çıkartırken aslında uyuduğunu tahmin ediyorum. Arayıpta uyandırmak istemiyorum. Senin yerinde olsam hiçte uyandırılmak istemezdim. Bu sapanca tatili inşallah kafanı toplamakta ve kendini iyi hissetmekte faydalı olmuştur sana. Ama hem Ankara hem Sapanca çok uzun oldu aşkım seni çok özledim. Bir geldin bir gittin… :(

polen çiçekleri

Aşkım sen gitmeden önce şaşkınbakkal sahilde çimlerin üzerinde oturduğumuz ve kısa bir süreli piknik yaptığımız aklıma geldi. Ne kadar güzeldi herşey. Hava sımsıcak güneş vardı mis gibi. Birbirimize sarılıp sarılıp sohbet ettik. Sonra karnım aç dedin. :) Ve piknik yaptık. Ne kadar insan sirkülasyonu olsada sanki orada sadece ikimiz vardık. Yukardaki fotoğraftaki polen püskürten bitkiyi de hatırladın mı? :) Bir birimize üflemiştik.

sevgili mumları

Ya peki sevgililer günümüzü hatırladın mı? Biraz tartışıyorduk o gün. Yine kararsızlığımdı ve belki de tedbirsizliğimdi. Bu güveni o zaman sana verememiştim o zaman. Fakat sonunda güzel bir şekilde devam etmiştik yemeğe. O senin güzel anlayışlılığın sayesinde toparlandı. İnşallah gelecek senelerimizde daha güzel yemeklerimiz ve gecelerimiz olacak. Kavgalarımız da olacak tabii. Herşeyin tadına vararak yaşayacağız. Bir birimize olan sevgimizi ve saygımızı yitirmeyeceğiz. Her günümüz bizim için sevgililer günü olsun. Suprizlerimizi ve sevgimizi hergün birliktte yaşayalım. Bak yine özledim seni aşkım.

ayıcıklar

Peki ya birgün moralin bozuktu benzinlikte durmuştuk. Hatırladın mı? Bütün yaptığım şebekliklere rağmen hiç yüzün gülmemişti. :( O gün şarkı söyleyen ördek ile tanışmıştın. Kuyruğuna basınca şarkı söyleyen. Ne kadar aptaldı değil mi? Kafa bir sağa bir sola ama aynı zamanda da şirindi. Hiç yakışmıyordu bir ördeğe o şarkı. :) Gülmeye başlamıştın sonra sen bana sarılmıştın.  Ben de sana. Aynı yukardaki ayıcıklar gibi. Bende de vardı bu ayıcıklardan bir tane. Adı yumoştu. Kardeşim yerine sayıyordum. Kardeşim doğana kadar.

priz
Aşkım biz yanyana farklı insanlar olarak gözüksekte içerden birbirimize bağlı bir çiftiz. Aramıza mesafeler girsede hep içimizdeki bağ birbirine sıkı sıkı bağlanacak. Zamanla hep daha iyiye gideceğiz. Birbirimizi ne kadar da tanımaya başlasakta hergün yeni birşeyimizin farkına varacağız. Belki daha önceden anlatmadığımız birbirmize konuları farklı konular açıldıkça anlatacağız. İçimizdeki bu bağ kopmasın seni çok seviyorum ve özlüyorum.

kuzucuklar

Yolunu dört gözle bekliyorum. Lütfen gel artık…

Bookmark and Share

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (2 votes cast)

bugün 23 nisan neşe doluyor insan

Bepanthol tarafından Nisan 23, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım küçüktüm ufakcıktım. Aklım bir karış havadaydi. Öğretmenler bana bir şiir okuyacaksın dedi. Bende anlamadım. Şiir mi? Çok yaramazdım ufakken en iyi bildiğim şey yaramazlık yapmaktı. Bütün herkesi kovalar. Önüme gelene bir tekme. Doğal olarak ezberlemedim şiirimi de. :)

Atatürk büstünün önüne çıktığımda başıma gelecekleri iyi biliyordum. Kemler kümler ne yapıcam ben. Hiç unutmuyorum. Şimdi bazen geçtiğim zaman oradan aklıma güzel anılarım gelirken bu anıda gelir. Elime de kağıdı tutturmuştu öğretmenim allahtan takılırsan devam et diye. Şiir nasıl okunur? :) İşte aklında o soru ile düz bir metin olarak okuyarak indim sahneden. Böyle işte.

Şiirimi çok merak etmiştim. Hiç unutmamıştım o şiiri çünkü o kağıt bir şekilde eve gitti. Evde dolabıma girdi. Dolabımdan çıkmadı. Yıllar sonra okudum. Sonra taşınınca kayboldu. :( İşte o meşur şiirim.

23 Nisan

Bugün 23 Nisan
Toplandı bütün vatan
Millet meclisimize
Atatürk oldu başkan

Kaldırdı hasta yurdu
Yılmaz bir ordu kurdu
Türkün şanlı sesini
Dünyalara duyurdu

Yükseldi bayrağımız
Koparıldı bağımız
Sultandan ayrılınca
kurtuldu toprağımız.

Türk çocuğu gün senin
Yaşa yurdunda emin
Bugünü an bayram et
Bugün senindir senin

Buna bağlı olarakta aklıma Cem Yılmazın o şiir okuyan videosu aklıma geldi. O gösteride ben vardım. :) BKM üst katta balkondaydım. En önde oturduğum için aşağıya düşme tehlikesi geçirdim.


Bookmark and Share

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 4.3/5 (3 votes cast)

Bö! Blog yarışması 2009′da kampanya şoku!

Bepanthol tarafından Nisan 23, 2009 tarihinde yazılmıştır.

sokAşkım, katılmış olduğumuz blog ödülleri yarışmasında inanılması güç haksız rekabet oluşturan konular ile karşı karşıya kaldım. Kimse kimsenin emeğine saygı göstermiyormuş meğer. Kimisi “ip” değiştirerek kendi kendine oy atıyormuş. Kimsi de başka şeyler.

İşi çığırından çıkaran ise bende şu oldu. Blog siteleri yazarları bana oy verene hediye vereceğim gibi kupon toplayana çanak çomlak vereceğim gibilerinden garip kampanyalar yapıyormuş. Peki bu yarışmanın amacı ne? Burada güzel bir blog’u olan emek harcayanın kazanması. Ben de dayanamadım aşkım ve aşağıdaki gibi bir metin yazdım. Gerekli yerlere de e-posta gönderdim.

Konu Başlığı: Kampanyalar ve eşit olmayan rekabet
“En iyi kampanya yapan blog ödüllerini kazanır mı? Blog ödülünü kazanmak için hediye dağıtmak mı? Ya ne kadar komik… Burada para konuşacaksa paramıza göre oy alalım. Buna nasıl müsade edilir.

Şunu yaparsınız anlarım… Arkdaşlarına söylersin blogunu takip edenlere söylersin bize oy verin dersin ok… Bilgisi yoktur destek istersin. Destek istemekte bir sorun yok. Ama burada bir kandırma var. Beş para etmez emek harcanmamış bir blog için dünya kadar oy alırsın. Eşit güç dağılımı yok. Parası olan kazanır o zaman. Herkes bir uğraş veriyor. Emek harcıyor.

Para verip kampanya yapanların bizim emeklerimizi çalması büyük bir haksızlık bunu kabullenemiyorum. “Bana 5 oy toplayana ansiklopedi hediye edeceğim.” diyenle aynı kulvarda yarışmak beni bu organizasyondan soğuttu.

Bu sebepten dolayı blogumda reklamını yaptığım blog ödülleri yarışmasının banner’ını kaldırıyorum. Mümkünse yarışmadan da çıkarılmak istiyorum.

Bir daha ki senelerde bu gibi sorunları daha önemle dikkate alıp tekrar etmemenizi rica ederiz. ”

İşte böyle aşkım. Çok ama çok sinirlendim. İnşallah bu konuda sen de benle aynı fikirde olursun. Blog blogluktan çıkmış bok olmuş!!

Bookmark and Share

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (2 votes cast)

bu renklerin ve şekilerin bir sebebi var

Bepanthol tarafından Nisan 23, 2009 tarihinde yazılmıştır.

kurbagaDünya’nın en zehirli hayvanı küçücük bir kurbağa olduğunu biliyor muydun aşkım? Minicik minicik olmasına rağmen çok çok az zehiri ile ona temas eden herhangi bir canlıyı anında ölmesine sebebiyet verebiliyor. Bu kurbağının cinsi Kokoi ok. Üzerindeki renkler ise doğal ortamda av olmaktan kurtulmak için bir kamuflaj. Üzerindeki renkler parlaklığı ve güzelliği aynı zamanda da dikkat dağıtıcı olarakta kullanabiliyorlarmış. Bu kurbayı yiyecek olan hayvanın zaten son yemeği oluyor. Doğal ortamda hayatta kalmak o kadar zor ki doğal seleksyon ile geriye bu kadar çeşit tür geride kalmış bütün hayvanlar aleminde. Kuvvetli olanlar hep hayatta kalmayı başarmış ve soyunu geliştirmeye devam etmiş. Ve bu hayvanlar doğal ortama uyum sağlamak için değişik evrimleşme süreci geçiriyor ve geçirmeye devam ediyor. Bunu başaramayan diğerlerinin maalesef soyları tükeniyor. Bu soy tükenme olayı bir tek sebebi bu değil. Doğa olayları ve iklim değişiklikleri gibi sebeblerde var.

orumcekAşkım öyle bir böcek var ki inanılmaz garip ve bilim adamlarını hayrete düşürmüş. Bu örümcek doğal yaşamında sık sık av olan kuşlar tarafından yenilen bir böcekmiş. Bu şekilde zamanla üst derisi doğal ortama uyum sağlamak için evrimleşmiş. Tabii ki bunlar bir varsayım. Bu örümceğin yapraklarda gezerken daha az gözükecek bir renge dönüştüğü ve ilginç olarak üstünde de bir gülen surat şekili oluşmuş. Bu örümceği görünce iğrenerek çığlık atarak kaçacak bir insan heralde gülmeye falan başlıyordur. Ben resmini ilk gördüğümde zaten örümcek olarak göremedim başaramadım. Dikkatini hemen üst kısımdaki gülen surata veriyorsun, şaşırıyorsun gülüyorsun. İşte avlanan kuşlarda bu şekili görüp duraksadıkları için bu cins örümceğin kaçma fırsatı oluyormuş aynı zamanda.

Facebook sayesinde ilkokul arkadaşlarım ile 15 yıl sonra görüşme fırsatı buldum. :) Bu facebook’un en başarı özelliği olsa gerek. Nasıl olduysa herkes kendi ismini soyadını kullanarak yani nickname kullanmayarak aşırı güvenle internette bugüne gelen gelenek yıkılmış oldu. Bu sayede insanlar herkes bir ortaya çıktı. İlkokul arkadaşlarımızla buluştuğumzda herkes bir anısını paylaştı. Cenk arkadaşımız da “Survivor” programına katılmış. Bu programda da okyanusun ortasındaki o muhteşem adalardan birine koymuşlar yarışmacıları. Yemek yok su yok. Herkes kendi yemeğini ve suyunu bir şekilde taştan çıkarıyorlarmış. Yarışmalarda kazandıklarında yemek alabiliryorlarmış ama bazen çok aç kalındığında değişik tropik hayvanlar da yeniyormuş. Bunlardan da biri bukalemun. Evet aşkım bukalemun yemişler. İnanamadım. Bu doğal ortamdaki en iyi kamuflaj yapan hayvan. Kendisini bulunduğu alanın rengine çevirerek gözükmemeyi sağlayan hayvan. Kendilerini o kadar ağır ve savunmasız ki duyarlılıkları çok önemli gözleri birbirinden farklı yönlere bakabiliyor. Avlanarak yemek bulması da en zor hayvanlardan biri çünkü çok ağır hareket ediyor. Doğal ortamda öyle bir evrimleşme geçirmiş ki dilleri boylarının 1,5 katı ve yapışkan.

Bukalemun aynı zamanda o kadar zararsız ki evcil hayvan olarak evde de yetiştirilebiliniyor.  İşte evde bakılan doğal hayattan uzakta bir bukalemun. :) İzle aşkım çok şirin. Tavşan yerine yoksa bukalemun mu alsak. :)

Bookmark and Share

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)
pressyado.com teknik özelliklerini geliştirmeye devam ediyor...