külahıma anlat
Bepanthol tarafından Kasım 15, 2009 tarihinde yazılmıştır.
Aşkım canım benim. Hani koşturmaca falan diyordum ya. Koşuşturmacalar devam ettiği için paylaşmak istediğim birçok şeyi buradan sana yazamadım. Ama olsun şimdi teker teker farklı konu başlıkları ile anlatacağım.
Yani derli toplu olsun.
Cuma sabahı çok güzel bir telefon ile uyandım. Arayan Mynet’i ve son görüşme için beni çağırıyorlardı. Evet sabahın en erken saatinde yada benim alışmış olmamdan da kaynaklanabilir bilemiyorum saat 10 gibiydi. Aslında planlarım babamı hastanede ziyaret etmek ve doktorla konuşmam lazımdı. Bir anda planlar programlar değişebiliyor hayatta. Neyse ki hemen programladım kendimi ve eşyalarımı hazırlayarak yola çıktım. İlk önce bir sakal traşı olmam lazım ve daha sonra takım elbisemi giymem gerekiyordu. Her zaman önemli görüşmeleri önemsediğini belli etmek gerekir. Kendini ifade etsende dışardan da bunu hissettirmen gerekiyor. İşte bunu prensip haline getirerek koşuşturmacam farklı kulvarda oldu o gün.

Berber meselesi çok farklı bir konu. İnsan alıştığı berberi bırakamıyor. Hani ben sakal traşı olabilirim fakat. Emin ol ki aşkım. Onlar benim sakalımı daha kibar narin kesiyorlar. Bir de cildim tahriş olduğu için jiletten daha dikkatli olmak gerekiyor. Hemen kabaran bir cilde sahibim. Onun üzerine bir de sakallarım kıvırcık ve çok kalın. Bir keresinde Fatih yani berberim oluyor kendisi bu gür sakalların kafanda çıksa o zaman senin saçını kesemezdik dedi. Biraz tepeden açılması konusunda da biraz ima yapıyordu. Alıştığım için ters yönde bile olsa berberim illa birşekilde beşiktaş trafiğine girip park etmem gerekiyor. Belki bilirmisin ama aşkım orada park etmek ölüm bir durum. Hem paralı yerler hem ara sokaklar. Neyse ki park edecek yeri hemen buldum. Bu sefer berber sırası beklemek zorunda kaldım ama.
Berberde sıra beklerken gazeteleri kurcaladım ama çok sıkıldım. Tek ben olunca sırada başka oturan yok. Muhabbet ediliyor ama o muhabbete de uzak kalmışım. Kalktım ben geliyorum dedim çıktım. Beşiktaşta yıllarca çalışıp ve üniversite yıllarında orada yaşamamdan dolayı kendi mahallem gibi hissediyorum. Fakat artık bu bağ kopmuştu oradan. Uzun zamandır da gezmiyordum sokaklarında. Her sokağında anım olmasada yürürken düşündüğüm konular beynimde canlandı. İş ile alakalı olsun veya üniversite ile alakalı olsun. Çarşıdan geçerken balıkçıların bulunduğu bölüm ne kadar kötü koksa da oraya özgü güzel bir hava katıyordu. Modernize edilmesi beni çok üzmüştü. O yerelliği eskiliği gerçek çarşı havasından uzaklaştırmıştı. Fakat bu değişim sayesinde balıkçılar ve oradaki lokantalar epey muşteri kazandı.
Aşkım aklıma senle hiç tiyatroya gitmediğimiz aklıma geldi. Nasıl olurda senle hiç tiyatroya gitmedik. Halbuki o kadar düşünüp taşınmıştık. Hep birşeyler oldu yine unuttuk. Bu sefer dedim ki kendi kendime BKM’ye uğrayayim. Fakat bunu derken dalmışım geçmiş gitmişim. Aslında aklımı alan şey çok farklı yeni bir fast-food dükkanın açılmasından kaynaklandığını itiraf edebilirim.
Böyle koca koca yazmışlar Amsterdam’dan gelen lezzet diye. Sen de olsan ki biliyorum. Heyecanlanırsın hadi bakalım dersin. Aynı ben de böyle oldum. Hemen yönüm değişti. Yeni açıldıkları için tanıtım broşürleri dağıtıyorlardı. İlk önce kalite tasarım ve temizliği beni çok şaşırttı. Bir anda gayet güzel görünümlü büfe tarzında şık ve modern bir yer yapmışlar. Hemen elime aldım broşürü başladım okumaya. Buranın adını söyleyeyim ilk max4all. Değişik bir adı var pek ilişkilendiremedim sattıkları şeyler ile neyse. Broşüründe ürünlerini anlatıyorlardı ve aslında pek aç değildim evden birşeyler yemiştim çünkü. Bildiğimiz kızarmış patates ve bilemediğimiz tarzda kroket ürünlerini satıyorlarmış. Ben de dayanamadım ve biraz bunların tadına bakayim dedim. Meraktan kim ölmüş ki. Bu arada iş görüşmesine gideceğim. Traş olmam lazım ve takım elbise giymem lazım. İçimden bunları sayıyorum. Ürünlerinin adı maxpatat ve maxcroquet. Biraz ondan biraz bundan alayim dedim ama biraz pahalı olduğu için sadece maxpatat aldım. Servisi yapan bayan hemen olacak 90 saniyede dedi ve özel sosları anlattı. O kadar güzel soslar var ki. Sıcak peynirli, Cafe de Paris, fesleğenli mayonez. Daha kimbilir kaç tane sos vardı bunlar aklımda kaldım. Ben sıcak peynirli ve fesleğenli sos aldım. Keşke Cafe de Paris sosu alsaydım dedim daha sonra ama bu soslarda çok güzeldi. Asıl güzel tat patateslerde. Hani bildiğimiz kızarmış patates değil çok değişik bir tadı vardı. Çıtır çıtır kızarmış delillik birşey. Sosa bandığın zaman biraz daha yumuşuyor sanki o sosu içine doğru çekip emiyor.
Aşkım inşallah yolumuz düşsün. Kesinlikle kroketini yememiz de lazım çünkü çok merak ediyorum dana eti varmış içinde. Aslında şöyle birşey mi yapsak hem tiyatro ve tiyatro öncesinde buraya mı uğrasak. Sloganları külahıma anlat.
Çünkü çok güzel bir külah içerisinde servis ediliyor ve menü alırsan eğer değişik bir set üzerine oturtabiliyormuşsun. Ben böyle geçiştirmelik tek aldım.
Daha sonra neler aşkım. Berbere gittim. Sakal traşı oldum bir güzel sinek kaydı üzerinden. Anneannemin evinde de Takım elbisemi giydim ve iş görüşmesi için yola çıktım. Bu arada da doktorla babam hakkında konuştum. Kök hücreleri birgün sonra ancak toplayabiliriz dedi. İnşallah o da çok güzel birşekilde sağlığına kavuşacak. Buna inanıyorum.
Not: İnsan patatesleri yemeden önce fotoğrafını çeker dimi? İşte ne bileyim. Hahah aç bir aşkın var. Hemen yüttüm. Heheh. Ondan sonra aklıma geldi.
Aşkım editörü olduğum