Canım aşkım gene pressyadoyu çok boşladığımızı hatırlatarak hemen konuya giriyorum.
İş dolayısıyla bir haftalığına Paris’teydim Kasımın başında. Vize kuyruğunda birlikte yaşadığımız sancılı anları herhalde hiç unutmayacağız değil mi? Artık AB mi olur YZ mi olur bilemem ama ben bu vize olaylarından çoook sıkıldım. Paris Orly’e vardığımda polislerden gördüğüm muamele de cabası… Neyse, yağmur çamur demeden haftasonu gezdiğim, haftaiçi de mynet’imsi bir ortamdad çalıştığım bir bir haftaydı. Benim için çok değişik ve güzel bir deneyimdi. Hatta şu an evde oturmuş bunu yazarken bir an inanamadım, yani taa Paris’lere gittim, tam bir hafta geçirdim de geldim neredeyse ay bitecek… Nasıl oluyor da oluyor??

Gelmeden birkaç gün önce konuşurken bana şey demiştin, Cumartesi akşamı için biryere rezervasyon yaptırdım, yemeğe çıkalım, hem birbirimizi çok özledik, hem zaten 23. ayımız doluyor, onu kutlamış olalım. Hatta şık şık giyinelim dedin, o kadar hoşuma gitti ki, bayıldım böyle içim içime sığmadı. Ne tatlı aşkım var yaa diye düşündüm.
Perşembe akşamı geldim Türkiye’ye. Cuma gene işler toplantılar yoğunluklar offf fena bir gündü. Cumartesi bu yüzden geç kalktım ve annemle neredeyse bütün gün tembellik yaptık. Akşama doğru da kuaföre gittim. Arada senle konuştum, sende işten çıktığını, yorgun olduğunu, biraz Neşe’ye gidip tembellik yapacağını, daha sonra yedi gibi beni almaya geleceğini söyledin telefonda.
Altı buçuk gibi geldin. Ben tam hazır sayılmazdım, birşey arıyordum odada. O arada çekmecemde bir yüzüğümü buldum, hazır şık şık giyiniyoruz, şunu da takayım dedim. Hazırlandım ve bindik arabaya gidiyoruz, sen yüzüğümü farkedip, hiç sevmiyorum bu yüzüğünü dedin, ben çok şaşırdım, gümüş, gayet sade, üzerinde belli belirsiz bir taş olan, teyzemin aldığı bir yüzük. Niye ki dedim, biraz da bozuldum. Sen işte taşı gerçek mi ki filan gibi şeyler söyledin ben hiçbir anlam veremedim.
The Marmara’ya geldik, en üst katındaki lokantada yer ayırtmıştın. Harika bir manzara eşliğinde yemek yedik. Herşey çok normal ve çok güzeldi. Hatta bir ara o kadar güzel sohbet ettik ki, kızma ama şaşırdım. Yani aktı resmen böyle uzun uzun çok güzel bir sohbet ederken ben bir yandan yüzüğümle oynuyordum farkında olmadan. Birden yüzük elimden fırlayıverdi! Yere düştüğü anda sen BÜYÜK ADAMIM BEN YA diye bağırdın, bak hazır çıktı, çantana koy dedin. Ben iyice kızıp, ya ne alaka deyip gene taktım.
Şarabımız bitmek üzereyken sen artık yavaş yavaş kalkar başka yere geçeriz dedin. Ama ben bir anda bir kadeh şarap daha istedim. Sen böyle sinir oldun biraz, ya kalkıyorduk? dedin. Amaan içerim kalkarız dedim ben. Hesabı ödememize az kala sen bir tuvalete gidip geleyim kalkalım dedin, ben o arada garsonu görünce hesabı isteyiverdim. Bunu gören sen acilen bana kredi kartını ve bilgilerini verip, hatta bahşişi dahil ekleyip apar topar tuvalete (?) gittin. Ben de gayet normal hesabı ödedim, seni bekliyorum. Gelmen biraz uzun sürünce fotoğraf makinemdeki foto ve videolara bakmaya başladım. Fransa’da çektiklerim vardı ve bir videonun çok hoşuna gideceğini düşündüm, sen gelince hadi kalkalım dedin ama ben, dur ya bir otur şu videoyu izlesene dedim. Sen iyice çıldıracaktın artık, gittiğimiz yerde bakardık?diyor, bir yandan da kavga çıkmasın diye karşı da koyamayıp izliyor, ama biraz debeleniyordun. Ben tabii hala bir anlam veremiyorum bu acelene. En sonunda baktım ilgiyle izlemiyorsun, kalkalım dedim. Sen bana otelin içinde alt katlardan birinde bir cafe olduğunu, oraya gideceğimizi söyledin asansöre binerken. Hafif şarabın etkisiyle açıkçası çok da kendimde değildim, yani bir mantık kuracak durumda değildim ve güle eğlene, ne cafesi yaa diyip seni takip ettim. 14. katta indik ve sen birden bire bir otel odasının kapısını açtın!!! Ben ne oluyor dememe kalmadan içeri bir girdim, aman allahım!!!!
The Marmara’nın bir odası.. Evet.. Ama odanın her yerinde, evet herrrr yerinde, deliler gibi dağıtılmış şekilde – yatakta, televizyonun kenarlarında, ayna köşelerinde, masalarda sandalyelerde yerlerde – bizim fotoğraflarımız yer alıyordu!!! Hem de içinde gül yapraklarıyla!! Yatağın üstündeki fotoğrafların arasında pembe güllerle yapılmış bir kalp şekli bile vardı!!!

Şaşkınlığımı anlatmama kelimeler yetmez. Zaten gerek de yok çünkü sen bir yandan bu anı kameraya alıyordun. Hem de gizli kameraya!!! Meğer tuvalete diye çıktığında odaya çıkmış, özenle gizlediğin kamerayı çalıştırmışsın ki biz içeri girdiğimizde, her anımızı kaydetsin!!!
Videoyu izledik sonrasında. Ben birkaç dakika donup kalıyorum. Sonra da naptın sennn canım benim cümlelerini 90594095435 defa tekrar ederek, hüngür şakır ağlıyorum, dakikalarca uzun uzun ağlıyorum. Gören de kötü birşey oldu sanacak!! İzlerken komik oluyor ama ya o anda yaşadıklarımız:)) Ben odaya bakar şaşırırken sen bir sürpriz daha var diyorsun ama ben seni adeta duymuyorum sana sarılıp naptın sen naptın sen derken artık beni kendime getirmek için beni itip sana bir sürprizim daha var diyorum, diyorsun ve bir kutuyu açarak benimle evlenir misin diyorsun!!!!
Ben yüzüğü görünce gene canımmm çok güzell diyip ağlamamı arrttırıyorum. Uzun bir süre, bu fevkalade soruya cevap bile vermemişim ya!!:)) Şaşkınlıktan, adeta sarhoşum! (tamam şarabın da etkisi var ama şaşkınlık sarhoşluğu hiçbirşeye benzemez
)
Neyse sonra kamerayı kapattık ve tek tek fotoğrafları toplayıp baktık, iki senenin anılarının sığdığı bu fotoğraflar mükemmeldi. Bir yandan şampanyamızı içerken bir yandan da aşkımızı konuştuk.
Aşkım bana hayatımın en güzel sürprizini yaşattın. Fotoğraflara mı sevineyim, bütün gün ne yaptığınla başlayan, benim şaşkınlık anlarımla biten o kamera kaydına mı, toplu olarak bu fikrine mi, yüzüğe mi yoksa teklifine mi??
Evet aşkım, evet, seni çok seviyorum ve sana kocaman bir EVET!!
VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (2 votes cast)
Etiket bulutu: aşk, aydönümü, evlenme teklifi, evlilik, fotoğraf, fransa, kamera, pasir, sürpriz, the marmara, yüzük
1 tane yorum var.»