Etiket bulutundan seçilmiş giri ‘beyazperde’

fransa’dan geldiler inşallah beğendiler

Bepanthol tarafından Eylül 6, 2010 tarihinde yazılmıştır.

Aşkımi haftalardır beklediğin an bugün gerçekleşiyor. Şuanda sen Fransa’dan gelen patronlarını Su Ada’da ağırlıyorsun ve eminim ki çok güzel sohbetler ediyorsunuz. Boğazın tam ortasında Su Ada’da kimbilir neler konuşuluyor. İş mi konuşuluyor? Geyik mi yapılıyor? Herşey çok ama çok bilinmeyecek derecede uzaktan farklı gelişiyor. Çok eminim ki sen onlara ilk görünüşte pozitif enerjinle inandırdığın iş kişiliğinle kendini daha da iyi kanıtlıyorsun. Ne bileyim bilmemek çok kötü. Nasıl olucak? Dedin Msn’de ben de çok güzel olacak dedim. Çok güzel oldu. Hep böyle iş konularında şanslı olmanı istiyorum. Eline bu fırsat o kadar isteyerek geçti ki şimdi daha da çok güzel şeyler eline fırsat olarak geçecek. Belki yeni bir ofis ve sana bağlı çalışacak birçok kişi. İnanılır gibi mi? Düşünsene geçen seneyi. Ben düşünüyorum. Ne yapacağız diyordun. Ben işsiz sen dışardan işler yapıyordun. Hiç birini ne sen ne ben hak ediyorduk. Hiç unutmuyorum Beyazperde’de çalışmak için kendini o kadar üzüyordun. Göz yaşların sel gibi oluyordu. Şimdi hepsi birer gülücüğe dönüştü. Buradan ben inşallah beğendiler diyorum. Sevdiler benim aşkımı diyorum. Bil ki senden iyisini bu devirde bulamazlar. Bundan da çok eminim. İşine olan saygın ve mükemmeliyeticiliğin seni her zaman daha iyi yerlere getirecek. Hep birlikte işlerimizle başarımızla ve aşkımızla hep mutlu olacağız. Seni çok seviyorum aşkım. Pu pu pu maşallah nazar deymez inşallah. :)

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (2 votes cast)

sınav delisi oldu benim aşkım

Bepanthol tarafından Haziran 6, 2010 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım, kocaman insanlar olduk ama her zaman karşımıza yeni deneyler ve sınavlar çıkıyor. Tamam hayatımız bir sınavdan ibaret ama yeter demiyor muyuz? Her sorun her soru çözülmesi gereken denklemlerden ibaret. Bir cevap hem doğru olabilir hem yanlış olabilir. Merak ettiğimiz acaba diğer cevap bizim için yanlış olsada daha iyi kapıların açılmasına mı sebebiyet verecekti diye düşünmemiz. Sınavlarımız ilk okul sıralarında başlıyor asıl. Ondan önceside var ama pek hatırlamıyoruz. Sanırım bu sınavlar ölene kadar devam edecek. Belki bir noktadan sonra doğru ve yanlış pek bir anlam ifade etmeyecek. Her sorunun bir cevabı vardır diyenlere katılmıyorum. Her zaman birden daha fazla cevabı vardır. Bunu doğru veya yanlış sınırlandıramaz.

sınav stresiAşkım senin de hep kafanda soru işaretleri vardı. Okul konusundaki soru işaretlerin seni yormasından dolayı daha çok artmasına sebep verdi. Şimdiyse yüzdün ve sonuna geldin. Zorlandın sıkıldın üzerine geldi herşey. Şimdi ben senin soruna cevap vermek istiyorum. Hep kafanda soru işareti vardı ya. Aslında cevap benim tarafımdan değil şuanki durumun ile belirtilebilinir. Şuanda Beyazperde.com’un tek sorumlususun ve gelecekte de o site bir tek senden sorulacak. Zaten şuanki durum böyle. Hep böyle olmasını istemiyor muydun? Okulsa senin hep üzerinde durmak istediğin bir branşta eğitim veriyor sana ve şuanda bitmek üzere. 3 ders kaldı gelecek seneye ne olacak ki! Zorlanıyorsun ama yapıyorsun. Ne kadar başarılı olduğunu göremez insan ama bence sen yeteneğinin farkında değilsin. Onun için sana hatırlatmak istiyorum aşkım sen süpersin.

Evet. Son olarak hem hayat sınavı hem okul sınavı derken aşkım ne kadar güzel bir yerdesin. Birlikte olduğumuz zamanlarda hiçbir zaman yanlış bir karar aldığını görmedim. Bunlarda seni hedefe doğru nasıl ilerletti. Şuanda yaptığın işe destek olacak okuduğun okul bu da ne kadar güzel ekstra birşey. Neyse ben senin için çok mutluyum ve sevinçliyim. Sınav delisi yok ödev delisi oldun çıktın ama seni tebrik ederim. Son bir hafta ondan sonra evde oturmak yok.

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (1 vote cast)

sinema yazarlığı

CherryBlossomGirl tarafından Eylül 28, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım biliyorsun ben sinema üzerine yüksek lisans yaptım, sinema sektöründe çalışmış olsam da, daha sonra kendimi web şirketlerinde çalışırken buldum, edebiyat, sanat, sinema, basın, internet (çünkü yeni mecra bu) ilgi alanlarım ve işim gücüm haline geldi. Bu noktada beni en çok tatmin eden iş herhalde 9 ay süresince yapmış olduğum beyazperde.com site editörlüğü ve sinema yazarlığıydı. filmler hakkında kritik yazılarım orada gelişti ve pekişti. artık editörü olmasam da hala kritikler yazıyorum siteye. Siteye yazdığım ve yazmadığım kritikleri de kendi blogumda topluyorum. Erdal Kaplanseren sağolsun, Eylül ayı PCNet dergisinde blog tanıtımı sayfalarında benim bloguma da yer vermiş. Çok hoşuma gitti, gururlandım, bir de üzerine beni bu dergi aracılığıyla gören birkaç kişiden mail alınca iyice havalara girdim. :)

pcnetblog

Seninle de burada paylaşmak istedim aşkım dergide çıkan yazıyı. Bu arada blogumda yapmış olduğun header güncellemesi için ayrıca teşekkür ederim aşkım, bence hoş oldu. Belki bir süre sonra template’imi de değiştirmeye karar verirsem yardımcı olursun. :)

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

arkadaşlık, dostluk…

Bepanthol tarafından Haziran 12, 2009 tarihinde yazılmıştır.

I-love-you-man-Aşkım, küçüklüğümden beri en önemli şeyin arkadaşlık ve dostluk olduğuna inandım. Klasik ama çok gerçek bir cümle vardır, akrabalarını sen seçemezsin ama arkadaşlarını sen seçersin. Kimi zaman gerçekten de bir arkadaş bir akrabadan daha yakın hissettirir kendini sana. Aşktan da ötedir çünkü aşk kimi zaman gelip geçicidir ama dostluk her zaman kalıcıdır, seni yıllardır tanımaktadır o kişi, herşeyini bilmektedir, bu yüzden sevgilinden de akrabalarından da ötedir, öte olmalıdır…

……………..diye düşündüm yıllarca… Ama maalesef hayat bana arkadaşlık ve dostluk kavramlarında çok da cömert davranmadı. Ha, sayı olarak bakarsan fazlasıyla cömert davrandı ama gerçek arkadaşlık ve gerçek dostluk olarak gerçekten de çok hayal kırıklığı yaşadım. Elbette benim de hatalarım olmuştur ayrı konu ama sonuçta ben hep çocukluğumdan, gençliğimden kalan yakın bir arkadaş grubum, bu grubun içinden de bir-iki kişinin dostum olmasını istedim ama hiçbiri uzun süreli olmadı. İki kez kalabalık bir grubum oldu ama ikisi de bir şekilde dağıldı. Dost kazıkları ve arkadaş vefasızlıklarının harici, hayat koşulları da tabii ki insanları oradan oraya sürüklüyor, kimi arkadaşlarım evlendi, Amerikaya yerleşti vs vs, bu da paylaşımı zorlaştırdı elbette.

Bu arada her zaman erkek erkeğe arkadaşlık ve dostlukları daha çok sevmişimdir. Yıllardır kanka olan iki erkek, hiçbir zaman daha on günlük sevgilisi için erkek arkadaşını satmaz. Elbette istisnalar vardır ama genelleme yapacak olursak erkeklerin kankalarına daha çok değer verdiği, kızların ise, sevgili bulur bulmaz kankalarını unuttujları gerçeğini görebiliriz. Bunun sebepleri de var mutlaka.  Erkekler biraraya geldiklerinde aslında biz kadınlardan daha çok şey paylaşıyorlar. Birlikte maça gitmek, play station oynamak, konsere gitmek, karı kız muhabbeti yapmak, bira içmek, birlikte spor yapmak vs vs… Kadınlar ise genelde biraraya gelip dedikodu yapmayı, aşklarını anlatmayı tercih ediyorlar. Hal böyle olunca, bir erkek arkadaş bulan kız, artık kız arkadaşıyla biraraya gelip dedikodu yapmasa da bunun eksikliğini çok fazla hissetmiyor ama erkek, yukarıda saydığım etkinlikleri hala yapmak istiyor çünkü bir kısmını kız arkadaşıyla yapamaz.

I-Love-You-Man-Movie-Poster

Bu yüzden erkek arkadaşları onun için hala ayrı bir yerde. Ben açıkçası, erkek arkadaşlarıyla play station oynamak için kız arkadaşına bugün buluşmasak olur mu diyen bir arkadaşıma helal olsun demiştim. Ama kız arkadaşıma, madem o öyle yapıyor, gel bu pazar biz de dvd izleyelim, pizza söyleyelim, kitap okuyalım, müzik dinleyelim dediğimde tek başına eve gidip sevgilisi için ağlamayı tercih etmişti.

Elbette şu ayrı bir konu, istisnalar gerçekten var. En ideali tabii ki sevgilisiyle de çoğu şeyi paylaşabilenler.. Birlikte maça gidebilen, bira içebilen, dedikodu yapabilen, dvd izleyebilen, sırlarını paylaşabilen çiftler de var mesela biz dimi aşkım eheh cila verelim biraz :) )

Aşkım vizyonda çok güzel bir film var. İsmi I Love You Man (Adamım Benim). Gerçekten izlemelisin, harika bir film, erkeklerin arkadaşlıklarını konu alıyor. Filmle ilgili kritiğimi buradan okuyabilirsin. Özellikle How I Met Your Mother’ın Marshall’ını burada bambaşka bir karakterde gördüğünde şok olacaksın :) )

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

Coraline (Koralin ve Gizli Dünya)

CherryBlossomGirl tarafından Mayıs 17, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım beyazperde’ye kritiğini yazmak için izlediğim son film çok çok ilginç bir filmdi. Seninle fragmanlarını görmüştük, çok psikopat bir film gibi görünüyor demştin, haksız da sayılmazsın. Kuklalarla yapılmış animasyon bir film olan ve stop-motion tekniğiyle kurgulanmış olan Coraline, inanılmaz bir emek ürünü, ve büyüklere masallar niteliğinde çünkü gerçekten de depresif ve ürkütücü, beyazperdede filmle ilgili kritiğimi buradan okuyabilirsin.

Filmle ilgili araştırma yaparken inanılmaz fotoğraflara rastladım, prodüksiyon aşamasından.

9.5 inch’lik Coraline bebeği, ayrıca 250 kukla ve oyuncak, rengârenk fantastik bir bahçe için plastikler, fiberoptikler, kablolar, tüpler, kozmetik süngerler, teller, pinpon topları, bahçedeki bahar çiçekleri  (blossomlar :) ) ve onlar için hazırlanan 70 maket ağacın üzerine yapıştırılan,içi kırmızıya dışı pembeye boyanarak 250 bin adet patlamış mısır tanesi…

Bu fotoğrafları wired.com sitesinden aldım, umarım sorun olmaz :)

pop corn blossomkedigözleri

coralinecoraline kukla

   

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (3 votes cast)

nokta filmi kritiğimi senle paylaşmak istedimm

CherryBlossomGirl tarafından Mayıs 7, 2009 tarihinde yazılmıştır.

noktaBir üçlemenin ikinci filmi olan Derviş Zaim imzalı Nokta’dan bahsedebilmek için önce Derviş Zaim sinemasından bahsetmek gerek biraz. Çektiği beş filmden beşi de ödüllü olan Zaim, Tabutta Rövaşata, Filler ve Çimen, Çamur gibi filmlerinde sosyal sorunların üstüne gitmiş, kendi deyimiyle, içinde bulunduğu coğrafya ile yüzleşme cesaretini gösteren filmler yapmıştır.

Üstelik filmlerinde genelde, örneğin Kıbrıs trajedisini konu alan Çamur’da, gerçeküstücü, fantastik bir dil kurmuştur, adeta masal anlatır gibi kurar filmindeki olayları. Sembol kullanmayı sever, örneğin Tabutta Rövaşata’daki tavus kuşu, birçok kültürde özgürlüğün sembolü olduğu için bu filmde yer almaktadır. Filler ve Çimen’de kullandığı ebru sanatı, klasik sanatlardan farklı olmasıyla yer edinmiştir bu filmde.

Üçlemenin ilk filmi olan Cenneti Beklerken’de ise birşeylerin görüneninden önce manasını önemseyen ve onları Allah’ın bakışıyla gösteren minyatür sanatını ve geleneğini kullanarak iktidar eleştirisi yapmak gibi büyük ve cesaret isteyen bir işe girişir. Cenneti Beklerken’den sonra Nokta’da, hat sanatını konuşturmuş Zaim. İktidar ve güç ilişkilerini, suç ve ceza ilişkisini, gene sembolizmle, sürrealizmle anlatma yoluna gitmeyi tercih etmiş bu filminde de.

Bellidir ki, kendi köklerimizden ilham alan, kendi ulusal kodlarımızdan etkilenen bir film yapma sevdasındadır Zaim. Bu yüzden ebru sanatı, hat sanatı, minyatür sanatı gibi öğeleri filmlerine taşıyarak, yeni bir atmosfer, yeni bir mekan, yeni bir coğrafya yaratan değişik filmler yapmaktadır. Değişik sorular sorarak başlar işlerine, acaba Osmanlı minyatür sanatı, sinemaya yardımcı olabilir mi, bu sanatın üzerine inşa edilen yeni bir dil oluşturabilir miyiz diye girişir Cenneti Beklerken’e… Görsel kültürümüzün kökenlerini iyi bilen Zaim, imge-söz ilişkisinin üzerine kafa yoran bir yönetmendir.

Belki de, batı dünyasının sanatçıları için geniş görsel malzeme veren İncil’i düşünmüş, bizim görsel coğrafyamızın hat ve nakıştan ibaret olmasının sınırlarını kanırtmak istemiştir. Çünkü sinema, resimlerle hikaye anlatma sanatıdır ve Kur’an resimlenemez bir kutsal kitap olarak tanımlanagelmiştir. Fakat Zaim, Tuz Gölü’nün sınırsızlığını almış, onu bembeyaz boş bir kağıt olarak önüne açmış, kamerasını kalem olarak kullanmış, oyuncularını mürekkep yapmış, hat sanatındaki gibi elini hiç kaldırmadan, tek planda bir film çekmiştir.

nokta2

Filmin adı bana kalırsa Azap da olabilirmiş ama elbette hat sanatı ile olan ilişkisinden dolayı Nokta da başarılı bir isim olmuş zira filmde hatla yazılmış bir cümlenin konmamış noktasından, filmdeki çatışmayı oluşturan konunun noktasının konmamasına doğru güzel bir gönderme var. Azap niye, çünkü aslında çektiği azaptan kurtulmaya çalışan bir adamın öyküsünü izliyoruz beyaz Tuz Gölü’nün üzerinde. Film, bir suç ve ceza ekseni üzerinde ilerliyor ve daha önce de değindiğimiz gibi filmin tek ve kesintisiz bir plandan oluşuyor olması gene hat sanatına bir gönderme olup, inanılmaz zor bir işi başarması adına da takdir uyandırıcı.

Tabutta Rövaşata her ne kadar ödüllü bir film olsa da, bir ilk film için iddialı bir bağımsız filmdi. Sinemanın heyecanlı ve keyif verici yanını çok fazla kullanan bir film değildi, temposu itibariyle seyirciyi kazanmak anlamında çok başarılı olmadığı da söylenebilirdi. Zaim’in, bunu takip eden filmlerinde de keyif aldırmaktan ziyade düşündürmek istediği açıktı fakat bu üçlemede sanki bu kadar ağır işlerin altına girerken, kitle sanatı olan sinemanın keyif verici boyutunu da düşünür olduğunu hissettiren tempoda işler yaptığını söyleyebiliriz. Her bir yeni filmde seyircisiyle daha barışık filmler çektiğini gözlemlediğimiz Zaim’in, üçlemenin son filmi Gölgeler ve Suretler’ini merakla bekliyoruz.

Bu yazıyı beyazperdede görmek istersen buradan bakabilirsin aşkım.

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (1 vote cast)

Sinema ve yazmak

CherryBlossomGirl tarafından Mayıs 2, 2009 tarihinde yazılmıştır.

movieclapperAşkım biliyorsun ben sinema yüksek lisansı yaptım ve bu sektörde çalıştım, yapım yönetim asistanlığı, senaristlik, kısa film, klip yönetmenliği vs vs yaptım ama en çok sinema yazarı olmaktan keyif aldım çünkü aslında sinemadan da önce en sevdiğim şey yazmak.

Yaklaşık bir buçuk iki sene önce beyazperde.com sitesinin editörlüğünü, yazı işleri sorumluluğunu yapmaya başlamıştım, sonra ayrılsam da sinema kritiği yazmayı bırakmadım hala da yazıyorum iyi ki de yazıyorum çok seviyorum.

Beyazperdedeki yazılarımı bir blogda topladım ki aşkım böyle derli toplu olsun, benim yazılarım bunlar demek için bir düzen olsun, http://melisinema.blogspot.com adresinden okuyabilirsin aşkım.

Film kritiklerimde mümkün mertebe filmin sürprizlerini açıklamamaya özen gösteriyorum, filmle ilgili kaba bir bilgi verip elbette ki kendi fikrimi katıyorum beğenip beğenmemiş olmam mutlaka içinde oluyor yazının ama asla yönlendirmiyorum, sakın gitmeyin, mutlaka gidin dememeye çalışıyorum.

Umarım okunuyordur, beğeniliyordur :)

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

ilişkiler, genellemeler, istisnalar…

CherryBlossomGirl tarafından Nisan 26, 2009 tarihinde yazılmıştır.

kadın ve erkekİkili ilişkiler tuhaftır. Hele ki karşı cins ilişkilerinden, yani aşktan bahsediyorsak… Hepimiz yaşadıklarımız sonucu bazı kanılara varıyoruz, erkekler şöyledir, kadınlar böyledir diye. Bir ilişkide şöyle olursa genelde erkekler böyle davranır ama erkek böyle yaparsa kadın şöyle düşünür filan. Aslında bu cinslere dair genellemelerin, bir insana nerelisin diye sorup, nereli olduğunu öğrendikten sonra o yöreye ait genel bir kanıyı o insana yapıştırmaktan ne farkı var? Veya belki de burçlara inanmaktan… Kova burcu musun kesin şeysindir, Adanalılar genelde şey olur filan gibi genellemeler bence konu kadın/erkek’e gelince de hem acayip tutar, hem de hiç tutmaz. Yani bana kalırsa bu hayatta hiçbir şeyin bir formülü yoktur.

Geçenlerde birlikte izlediğimiz Erkekler Ne Söyler Kadınlar Ne Anlar adlı filmin kritiğini beyazperdeye yazdım, buradan okuyabilirsin. Fakat burada da konuyu biraz deşmek istiyorum. Bu filmde önce kadınların herşeyden bir anlam çıkarmaya çalışan, fazla derin düşünen ve bu yüzden çok hayal kırıklığına uğrayan yaratıklar olduğunu, erkeklerinse çok basit düşünen, ne demek istiyorlarsa onu net bir şekilde söyleyen, hiç bir laflarının arkasında bir yan anlam yatmayan yaratıklar olduğunu önümüze seriyor. Evet gerçekten de kendi tecrübelerime bakarsam, ben de bunun böyle olduğunu düşündüm çoğu kez. Hatta ekşi sözlükte bununla ilgili çok detaylı bir yazı vardı bulabilseydim koyacaktım buraya ama bulamadım, bir erkek tarafından yazılmış olduğu belli olan yazının başlığı “kızların efendi adam yerine piç tercihi” idi ve yazan kişi biz kızlara şöyle sesleniyordu aşağı yukarı, hatırladığım kadarıyla:  bana çok kötü davranıyor/suratı asık/çok karizmatik ve acı çekmiş gibi bir hali var, kesin hayatında çok derin şeyler yaşamış, belki çocukluğu kötü geçmiş, belki onu çok üzen bir ilişki yaşamış, belki en yakın arkadaşı ölmüş, bana bu yüzden kötü davranıyor/hayata karşı bu yüzden bu kadar asıl suratlı ve bu yüzden bu kadar acı çekmiş bir hali var gibi senaryolar yazmaktan ve yarattığınız kişiye aşık olmaktan vazgeçin, bir piç, çoğunlukla sadece piçtir. he-s-just-not-that-into-you-posterHerşeyin içini doldurmaya çalışmayın, hiç acı çekmemiş de olsa gerçekten kötü insanlar var, hayata negatif bakan ve tek amacı senin canını yakmak olan insanlar var, bunlara bir anlam yüklemekle uğraşana kadar, zaten dışardan sevgi dolu olduğu belli olan erkeklere koşsana!!!

Gerçekten de kadınların, erkeklerin yaptıkları her şeye olumlu/olumsuz anlam yükleme hastalıkları olduğu ve genelde bu anlamların yanlış çıktığı bir gerçek. Ama filmde de biliyorsun ki aşkım, bazı istisnalar da vardır, bazen gerçekten de yüklediğiniz anlamlar doğru olabilir, iyisi mi siz içinizden geldiği gibi davranın gibi bir mesaj var. İyice kafa karıştırıcı…

Mesela bence sen kesinlikle bir kaide değil bir istisnasın aşkım, erkeklerin genelde yaptıkları davranışları (yani sinir bozucu olanları) sende gerçekten de göremiyorum, sen nev-i şahsına münhasır (off bu da ne laftır) bir insansın, seni seviyorum :)

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (5 votes cast)

Bahar geldi sanki artık…

CherryBlossomGirl tarafından Nisan 9, 2009 tarihinde yazılmıştır.

ilkbaharAşkım uzun süredir hem havaların çok iyi olmamasından, hem freelance çalıştığımdan ve işim internetle ilgili olduğundan eve kapanmış vaziyetteydim. Dün Ayçam ve Gökçem’le buluşmak iyi geldi, fek’at gene de biraz üşüdüm, hava güzel gibi görünse de ısırıyor derler ya :)

Bugün ise daha bir güneşli güne uyandım. Artık ısınsın havalar, bak hala boynumda tutukluk var, güneş iyi gelsin, çözülsün kaslarım :) )

monsters-vs-aliensAşkım, Canavarlar, Yaratıklara Karşı isimli şirin animasyonun kritiğini yazdım sonunda, buradan okuyabilirsin.

Bugün de kendimi dışarıya atabilirim her an, internet bazen beni yoruyor artık…

Kolay gelsin aşkım, iyi işler…

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

Çift yaratılanlar

CherryBlossomGirl tarafından Nisan 6, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım biliyorsun, geçenlerde U2′nun 3d filmi vardı, hatta hakkında bir yazı yazmıştım beyazperde’de.

Filmi/konseri izlerken, Bono’yu izlerken daha doğrusu, ya ben uzun süredir bu adamı birine benzetiyorum ama du bakalım, dedim dedim dedim… Ve sonunda buldum. Ya Bono, Robin Williams’a çok benziyorrr!

Sonra aklıma şey geldi, ekşi sözlükte birbirine benzeyen ünlüler diye bir başlık vardır, acaba benimle aynı fikirde olan var mıdır diye arayayım dedim ama sonra vazgeçtim çünkü sayfalar dolusu giri var. Google it dedim, bono-robin williams yazdım ve aman allahımm meğerse bu zaten konuşulan bir konuymuşşş, buradan bakabilirsin.

bonorobin

Bunu yazarken de aklıma, aşağıdaki postlardan birinde kullandıpın görselde kadını Oya Başar‘a benzetişim ve senin ne alakaa deyişin geldi. Belki bu benzerliği de kabul etmezsin ama dünya kabul etmiş aşkımmm :) )

Yeldeğirmeni gezimizde bir arkadaş da beni Arzu Yanardağ‘a benzettiğini söyledi, bilemiyorum… :)

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)
  • Page 1 of 2
  • 1
  • 2
  • >
pressyado.com teknik özelliklerini geliştirmeye devam ediyor...