Etiket bulutundan seçilmiş giri ‘Büyükada’

21 ayy

CherryBlossomGirl tarafından Eylül 12, 2010 tarihinde yazılmıştır.

Canım aşkım, bugün 12 Eylül, tarihi açıdan önemli bir gün olmakla birlikte, yarın tam 21 ayımız doluyor birlikte.

21 ay dile kolay, neredeyse iki yıldır hayatımdasın, ne kadar güzel muck.

Geçtiğimiz hafta bizim için epey değişikti, Şeker bayramı ve Roşaşana aynı haftaya denk geldi, Çarşamba yarım gün çalıştık, eve döndüm, hazırlandım, sen berbere gittin, buluştuk ve en sevdiğim pause’a basma durumunu gerçekleştirdin, birlikte bir mola verip birşeyler yedik. Sonra vapura binip adaya gittik. Ailenle biraz vakit geçirip, büyüklerin yanına gittik ve ma-aile derler ya, tüm aile fertlerinle şahane ötesi bir sofraya oturduk! Yeni yılını tekrar kutluyorum aşkım, bu yeni yıl sana yepyeni güzellikler getirsin.

Ertesi gün ise bizim bayramımızı kutlamak için Bayramoğluna gittik, anneannem ve dedemle biraz  sohbet ve atıştırma sonrası annemlere gittik, mangal, sohbet, muhabbet derken babam, Sapanca’ya gitsenize diyerek kaderimizi değiştirdi :)

O gece kendimizi Sapanca’da bulduk. Evet sen kullandın arabayı ama o kadr spontan gelişti ki olaylar, ertesi gün uyandığımda sanki biri bizi oraya atmış gibi hissettim. Günlerse gayet keyifli ve dolu dolu geçti, şimdi sayıyorum da sadece Cuma Cumartesi günlerini yaşadık, Pazar öğlen yola çıktık oy vermek üzere İstanbul’a döndük.

Yolda baktık, hava kapatmıştı, halbuki bir gün önce havuzdaydık, ama sanki 12 Eylül, referandum, okulların açılmasına az kalması, ailelerin yazlıklardan dönmes, hava kapaması, sanki kışın yavaş yavaş geldiğinin habercisiydi. Bilmiyorum ben öyle bir moddayım şu an, belli olmaz, havalar gene açabilir ekim sonuna kadar yolu var ama ne bileyim, ben çoktan moda girdim valla :) )

Oy sandığında ikimiz de hayır dedik ama maalesef çoğunluk (Aziz Nesin’in bahsettiği çoğunluk) evet dedi. Hakkımızda hayırlısı…

Sonuç olarak değişik bir hafta ile 21. ayımıza girdik, nice 21 ayları senin yanında geçirmek istiyorum aşkım benim.

21

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 4.0/5 (4 votes cast)

aşkım yeter gel artıkın

Bepanthol tarafından Ağustos 17, 2010 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım, Birbirimizden ayrı kalalı 4-5 gün oldu ve düşündüm bu kadar ayrı kaldığımızı hiç hatırlamadım. İşe her zaman birlikte gidiyoruz ve ondan öncede işsizken hergün buluşarak bir şekilde bu kadar özlemiyorduk kendimizi. Ama aşkım unuttuysam hatırlat ne olur? Ben bu kadar seni özlemiş miydim? Bu kadar uzun süre görememiş miydim? Sen Datça’dasın ben İstanbul’da ne kadar uzak. Ne kadar uzak kaldık birbirimize! :(

Geçen Cuma akşamı anneannenin doğum gününü kutlarken allah kavuştursun demişti kendisi. Bir anda dedim ki evet ama aslında çok iyi oluyor. Hem onun için bir hava değişikliği hem de hiç arkadaşlarıyla böyle bir etkinlik yapmamıştı uzun zamandır dedim. Ayrıca özlemek de gerek. O da çok tatlı birşekilde ahh ne güzel birşeydir özlemek dedi. Ne kadar içten söylediği duymanı isterdim aşkım. Bu arada anneannen çok mutlu oldu ben aradım diye. Çok sevindi. Hep mutlu olsun.

Sen yokken ben işten eve işten eve. Bir ara adaya gittim. Adaya ayak bastım ve başıma gelmeyen kalmadı. Her adaya gidişimde zaten birşeyler oluyor ve yine oldu. Lost’taki ada kendine nasıl insanları çağırıyorsa, büyükada gelme buraya diyor sanki. Kahvaltıda çay döküldü. Keşke su dökülseydi de ferahlasaymışım. Sonra akşam yemeğinde de kedi tırmaladı. Tetenoz aşısı olayim dedim ama Doktor yok kuduz aşısı da olacaksın dedi. Ne yapayim mecbur olduk. Aşılar biraz ağır geldi ve böyle kendimi sarhoş gibi hissettim. Dün de sanki hasta olacak gibi kırıklık içerisindeydim. Grip olunca hissedilen herşeyi yaşadım. Ama şimdi iyiyim. Senin geleceğin gün bir aşı olacağım ve cumartesi günü bir aşı daha olacağım. Eğer kedi ölmezse başka aşı olmayacağım. Karantinada yatmayacağım. :)

Senle whatsupp sayesinde çok hızlı birşekilde mesajlaşıyoruz. İyi ki keşfettik. :) Salaklığım yüzünden çok telefon faturası gelecek. İşte bu kampanyalara katılmak lazım. Ne yapalım bu kadar da olur artık. Bilmediğin bir şey olunca ne kadar cahil kalıyor insan. Sen de böyle bir program düşünmüştün aşkım ama keşke biz yapsaymışız değil mi? Zaten ilk mesajın da bul oldu çok şirin. Böyle sanki bana baktığını ve yüz ifadeni gördüm. Meğersem ben seni çok özlemişim.He bir de mesajlaşmayı. Genelde yanyana olduğumuz için hiç mesajlaşmıyorduk farkında mısın aşkım?

Aşkım bugün çok güzel bir tekne turundasın ve güzel yerler göreceksin. Ama yiter. Gel artık. Aşkım. Hadi yiter gel artıkın… :(

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (2 votes cast)

büyükadadaki yerli doku ve pazarlama

Bepanthol tarafından Ağustos 28, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım büyükadaya gittiğim zaman sana hep anlatacak güzel şeyler buluyorum. Bazen aklıma gelmiyor ama ufak çağrıştırmalar ile bir anda ampul yanıyor beynimde. Düşünsene beynimizin diplerinde duran kaç tane unutuğumuzu sandığımız anılarımız var. Aslında o anılar uyku modunda bir kenarda duruyor ve bir ışık geldiğinde uyanıyor.

haberturk_gazeteSabahleyin saat 8:45 motoru ile adaya geldim. Yıldızlar cafe’nin önünden geçiyordum ki bir çay içeyim haydi dedim. Oturdum çay içmek için haydi o zaman bilgisayarımı açayim biraz zaman geçireyim dedim. Ama ne olsa beğenirsin. Dün geceki benim trafik vardır telaşımdan dolayı cep telefonumun ve dizüstü bilgisayarımın kablolarını almayı unutmuşum. Ne yapayim dedim HaberTürk’ün gazetesini almıştım okumaya devam edeyim dedim. Bu şekilde zaman geçirdikten sonra eve gittim. Bir anda kardeşimin bilgisayarını görünce ohh diye rahatladım. Bir an için unutmuşum. Çünkü Büyükada bütün gün yoksa çekilmezdi. Evde oturdum ve babam ile enteresan tartışmalar yaşadım. Yok şu hasta kalıtımsaldır bu değildir. Şu şöyledir bu böyledir. Sonuç olarak kaçtım evden.

kahve_dunyasıYıldızlar cafe bir aile çay bahçesi fakat benim için bir internet cafe. Bundan daha ileri bir yanı kalmadı. Çünkü hiç ailemle burada çay veya kahve içmeye gitmiyorum. Kahve Dünyası bence tam bir aile çay kahve bahçesi edasında bana göre. Ailem ile en çok oraya gidiyorum. Oranın interneti sorunlu olmassaydı kesinlikle orası da benim için bir aile bahçesinden öte bir yer internet cafe olacaktı. Sanırım bir de burası yanı ldızlar Cafe’yi seçmemde buranın büyükada olması. Anadolu yakasında zaten Kahve Dünya’ları var veya Starbucks’lar var. Ada havası en çok böyle daha güzel oluyor bence. Bu aslında şunu gibi birşey de olabilir. Adamızı yabancı markalara satmayalım ve doğal yerli halkı kalkındıralım ki adanın havası değişmesin. Dönercilerimiz hep dönercimiz kalsın. Bursa’dan biri çıkıp iskenderci veya dönerci açmasın. İskender İskenderoğlu’nun yaptığı gibi. Yani Büyükada’nın yerliliği bozulmasın.

Neyse bu düşüncelere dalmışken bir e-posta geldi. Büyük ihtimale spam olarak gönderilmiş birşeydi fakat açtım. İçinde eğitimler falan vardı. Yok bilmemne marketing yok şu marketing diye. İlgimi en çok cross marketing çekti. Sonra hatırladım ki üniversitede bir ders almıştım ve bu konuyu işlemiştik. Daha sonrasında bir seminerde karşıma çıktı. Ya işte can sıkıntısı ve merak sonucunda bir bakmışım. Bu konular üzerinde dokümanlar bulup okumaya. Okudukça okudum hatta bir sayfada maalesef Türkçe karakter sorunu vardı. Buna rağmen okudum ve bitirdim.

buyuk_manavBu konulara epey bir kafayı takmış oldum bir süreliğine. Biraz kendimce örnek çıkarmaya çalışırken aklıma balıkçı ve manav ilişkisi geldi. Hani demiştim ya anılar bir anda uykudan uyanıyor bir ışık sayesinde. Aynı onu hissetim. Büyükada çarşıda bir balıkçı ve manav vardı. Bunlar ne kadar ayrı iş yapsalarda söz üzerinde olan bir anlaşma yaptılar. Yani kağıda dökmediler birşekilde ve şunu yaptılar. Birbirlerine uygun giden ürünleri paylaşma ve ortak satış. Yani şu Balıkçı sattığı gaya balıklarının yanında tatlı erik koydu. Çünkü gaya balığı alan bir kişi evinde balığını erikle yapıyordu. Yani bu balığın yapılış tekniği bu. Tuzlama balık yani lakerda satışı yaparken kırmızı soğan koydu. Balıkçı dükkanında balık ile alakası olmayan gereksiz saçma sapan şeyler satıyordu bunun dışında. Yok amcasının memleketinden peynir çeşitleri ve bal. Fakat bunları satamıyordu. Bu ürünleri de manav satmaya başladı. Bu şekilde hem dükkanlarında ürün çeşitliliği oldu hem de dükkanlarında gereksiz ürünler ile yer kaybında kurtulmuş oldular. Bu iki yer gecen seneye kadar açıktı. Tam 10-15 sene böyle ortaklık içerisinde çalışmışlardı. Herhalde okumuş olduğum yazılardan kendimce doğru bir örnek vermişimdir.

Sonuç olarak adanın hep yerel dokusunu korumasını istemişimdir. Manav hep açık kalsın ve o yerli dokuyu kaybetmesin. Balıkçı kapanacaksa bile yerine yine balıkçı açılsın. İşte kapanan o manavın yerine İskender İskenderoğlu açıldı.

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

kara akbaba ile ışıl ışıl yeni birgün doğdu

Bepanthol tarafından Ağustos 25, 2009 tarihinde yazılmıştır.

turkcell3gAşkım günaydın. Aslında bu yazıyı daha önce yazacaktım fakat Büyükadadaki evde internet yok maalesef. Turkcell’in doğru düzgün kapsama alanına giremediğimiz için şu 3G olayını kullanamıyorum. Anneannemin evine gittiğimde çok güzel kullanabiliyorum tepede oturdukları için ama ilginç tabii ki de. Bizim evin orada sinagog olduğu için sinyal bozucu sistemlerin olduğu söylenir hep böyle şehir efsanesi gibi. :) Sahile indin mi sorun kalmıyor.

Belki can sıkıntısından belki de havanın çarpmasından dolayı Büyükadadaki evime vardığımda bir türlü yataktan kalkamadım. Yalan söylemiyim aşkım kalktım ama yemek yemek için sonra tekrar yattım. Bu uyku ve havaya yemeğin ağırlığı çökünce sızmışım kalmışım saat 9′da. Bu arada hayal meyal kardeşimin bana seslenişlerini duydum. Hadi kalk iskeleye gidelim. Hadi derken oda biraz ben de uzanayım demiş. Çok komik ki o kadar hazırlanmışken uyuyakalmış. Beni kaldıramamış ve uyumuş canım yazık olmuş. Bunu saat 2:30 sularında öğreniyorum tabii ki. İkimiz aynı anda kalktık ve anlatıyor. Uyuz olmuş. Biraz sohbet ettikten sonra o uyuya kaldı bende telefondan internete giremeyince oyun oynamaya başladım o meşhur oyunum “StoneLoops”. Bu arada seni merak edip aradım çünkü bana mesaj falan atmamışsın unutmuşsun beni. :( Neyse oyun oynadım ve en sonunda bitirdim. Hem de iki farklı bölümünü. Kurtuldu artık oyun benden. Bende kurtuldum artık silebilirim.

stoneloops2

stoneloops

Saat 4:oo olmuş. Televizyonu açtım. Kanalları atlarken TRT4′te kara akbabaların hayatını anlatan bir belgesel ile karşılaştım. Kızılcahamam ormanları diyene kadar Türk yapımı bir belgesel olduğunu anlayamadım. Tabii ki yabancı bir yapım olabilir ama birazda daha çok tanıtıcı bölümler olduğu için Türkiye’nin ipucu verdi yani. Kara Akbabalar ne kadar ilginç hayvanlarmış avlanmaları, uçmaları, hayatta kalmaları, üremeleri ve diğer konuları. Her bir konu ayrı ilginçlikte ve ayrı bir hikayeye sahip. En çok hoşuma giden nokta bir çift olduktan sonra ölene kadar bu çiftler başka bir eş bulmuyor ve çiftleşmiyormuş. kara akbabaAma öldükten sonra soylarının devamı için başka bir eş bulabiliyormuş. Yılda sadece birkere tek yumurta dünyaya getiriyorlarmış. O kadar çok detay varki kuş beyinli lafının ne kadar saçma birşey olduğunu anlıyorsun. Gerçekten çok akıllı hayvanlar. En üzüldüğüm noktaysa kuzgun cinsi kuşun bu bildiğimiz karga gibi bir kuş kara akbaba’nın yuvasındaki yumurtayı yemesiydi. Kara Akbaba o sırada yumurtası için çalı toplamaya gitmişti ve geri döndüğünde ne kadar üzüldüğünü hissediyordun. Çok başarılı bir belgeseldi ve kare kare başka canlıların görüntülerini gösteriyorlardı. Ayrıca arada mevsim değişiyordu. Çok zaman harcanmış ve çok emek sarfedilmiş bir yapımdı. Özellikle kızılcahamam ormanın kar yağarken ki görüntüleri inanılmazdı.

Program bitince ben kesinlikle uyuyamayacağımı anladım aşkım. Hatta süt bile içtim ki uykum gelsin yok. Bir türlü uyuyamadım. Sonra masanın üzerinde vapur tarifesi gözüme ilişti. Saat 6:00′da vapur varmış. Birazda sıkılmıştım ve çıktım yetiştim vapura. Büyükada pastanesinden zeytinyağlı patlıcanlı poaça aldım. :) Onu taze taze sıcak sıcak yerken vapurdaydım. Bir anda hemen fotoğraf karesi yakaldım. Hava kızıl renginde ve yeni yeni güneş doğacak gibi olmuştu. Bulutlar değişik bir gölge vermişti. O anı hemen ölümsüzleştirdim. :) Eğer çalışıyor olsam herhalde bu saate yolculuk yapsam ne kadar sinir olurdum diye düşündüm. Şuanda ise geziyorum ve zevk alıyordum. Ne kadar garip psikolojimiz var.

güneş doğuyor büyükada

Son olarak aşkım şunları söyleyeceğim. Yeni birgün doğdu ışıl ışıl. O ışıltı sana bana herkese güzel enerjiler versin ki hepimiz mutlu olalım. Kimse birbirinin mutluluğunu bozmasın. Güzel birgün için sana kocaman bir öpücük atıyorum. Mujks.

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

canlı canlı garfield

Bepanthol tarafından Ağustos 19, 2009 tarihinde yazılmıştır.

unusual_phones_02Aşkım geçen hafta evimizin önünde karşılaştığım bu kedi aynı garfield. Yaklaşık 20 dakika bu kediyi izledim. Aklıma garfield’ın çizgi filminde ve filmindeki hareketleri aklıma geldi. Bu kadar miskin bu kadar tembel bir kedi olamaz. Kıpırdaması için tek sebeb bulunduğu yere güneş gelmeye başlamasıydı. Güneşin geldiğini anladı ısındı kedicik ve yer değiştirdi. Orada bir türlü rahat edemedi. Arkadaki yeşilliklerin oraya geçti. Yeşiliklerin oraya geçmesi epey uzun sürdü. Sanki yavaş çekim hareket ediyormuş gibiydi. Bu kadar uyuşukluk hayatımda görmedim. Biliyorum böyle bir uyku hissi vardır. İnsan mayışın fakat bu kediciğin standardı kesinlikle bu. Yeşiliklerin orada sinekler vardı. İlk başlarda umursamadı sonra yüzünden anlaşılmaya başladığı üzere rahatsız oldu. Böyle kocaman ağzını açtı. Esnedi esnedi esnedi. Yemin ederim ben de esnedim. Hani esnemek bulaşıcıdır ya fakat hayvanlardan insanlara bulaşıcı olacağını hiç tahmin etmiyordum. Sineklerden sıkıldıktan sonra yine çok yavaş kalktı. Etrafına baktı ne yapsam ne etsem diye düşündü. Düşünürken de düşündürttü. Ben de ne yapacak dedim. Yaklaşık iki adım ileri gitti. Ya da gidebildi bilemiyorum. Çok farklı bir şekilde bir öne bir geriye gitti. Sonra bu fotoğraftaki pozu verdi. Ayakta uyuduğu için hiç iki gözü açık bir poz yakalayamadım. :) Yanına oturdum baktım baktım. O kadar miskindi ki umursamadan gözünü kapadı. Ben de ilgi ve alaka görmediğim için eve çıktım. 20 dakika bu kediyi nasıl izlediğimi bilemiyorum ama çok tatlı bir kediydi. Hatta gördüğüm canlı canlı yanında durduğum en şirini bu diyebilirim. Sanıyorum ki tekir ile iran kedisi karışımı bir kedi. Böyle bir sonuç vermiş. Daha sonra karşılaşma fırsatı bulamadım.

garfield

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

gel gel mezgit’e gel kova kova

Bepanthol tarafından Ağustos 18, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım azmettim ve en sonunda başardım. Biliyorsun ki aylardır senle balık tutmak istiyordum. Ah birlikte balığa çıksak böyle ondan sonra bir güzel kızartsak ve rakı balık yapsak diyorduk. Maalesef bunu seninle yapamadım ama kardeşim ile yaptım. Fakat sonuçta sadece balığı kızartıp yedik yani yanında rakı yoktu. En baştan o zaman anlatayım bir kova balık nasıl yakalandığını.

olta kamış

Pazar günü bizdeydin ve oltayı nasıl bulduğumu biliyorsun. :) Bulduğumda heralde dünyalar benim oldu. Çünkü aylardır ah vah ah vah ile geçti bir oltam yok vardı fakat kayboldu diyordum. Hatta bir kere sirkeciye gittiğimizde balıkçıları gördüğümüzde az kaldı ki alıyorduk. Fakat bir şekilde hallederiz falan filan ile sıyırdık. Aslında hatırladım ki geçen sene balık yakalamıştım bu oltam ile ve yeni motor takmıştım. Bu oltanın tarikçesi daha benim 5 yaşıma kadar dayanıyor. Büyükadaya bir gün babam elinde olta ile geldi ve balık yakalayacağız dedi. O günden sonra benim en büyük zevkim oldu belli bir yaşıma gelene kadar. Her gece olmasada bir çok gece büyükada’nın dalga kıranında istavrit yakalamaya çalışıyorduk. Belli bir zamanı var tabii ağustos ayından itibaren çok iyi çıkıyor. Yıllar geçtikçe istavrit adamızı terk etti. Terk etmessinden değilde aslında büyük balıkçı tekneleri istavritlerin yuvalarına zarar verdi. Dinamit ile balık yakalayanlar var. Hiç duymuşmuydun. Ben de ilk defa duymuştum o zamanlar. Daha çok balık yakalamak için istavritin soyunu tükettiler. Biz de artık istavrit yakalamayı bıraktık. Ve o olta kenarda bir yerde unutuldu. Benim içimde de hep kalmıştır yakalayacağım bir gün bir gün bir gün diyerek. Geçen sene epey uğraştım fakat istediğim sonuça ulaşamadım ve bir şekilde üzerine duramadım. Yine unutuldu kaldı kenarda. O kadar unutmuşum ki kayboldu sanıyordum. Bir ara aradım çünkü yazın başında fakat bulamadım. En sonunda yatağımın altında çantaların arasında tozlu tozlu hatta biraz küflenmiş şekilde bulduğumda ise tekrar hırs bastırdı. Sen evine geri döneceğin için balık yakalamamız saçma olacaktı bu yüzden sabah güneş doğarken kardeşim ile balık yakalamaya çıkmamız daha mantıklı olacaktı. Daha da güzel yaptık aslında büyükada’da yeni açılan iskender iskenderoğlunda iskender yedik. :) Sonra yıldızlarda kahve içtik.

mezgit-baligiBen sabaha çok erken kalkacağım için hemen yattım fakat saat 2 gibi uyandım. O sırada kardeşim geldi. O da benim kadar hevesli ve heyecanlıydı. Uyursak bu saatte uyuyamayız dedik ve lale büfe’den tostlar yedik. Saat 3 gibi olduğunda. Baktık ki zaman geçmiyor sokak sokak dolaştık. Dolaşırken bol bol sohbet ettik. Hatta dalgakırana gittik ve burada balık yakalayacağız hava süper falan dedik. Saat 4 gibi evimize geri döndük. Balkonda oturduk ve sohbet etmeye devam ettik. Bir yarım saat geçti ki uyku acayip bastırdık. Kardeşim oooo ben uyumam demesine rağmen dünden razıydı. :) Ben de alarm kurulu zaten haydi gel uyuyalım uyanırız dedim. Fakat saat gibi kalkmamız gerekirken saat 6 olmuştu. Allahtan herşey hazırdı sadece kardeşimin kalkması zor oldu. Balık yakalayacağımız yere vardığımızda o hala uyuyordu ve ben ise hırs yaptığım için yeni uyanmış gibi değildim. Oltayı denize attığımızda anladım ki hiç balık yoktu. Bir balık bile iğneye dokunmuyordu. Kardeşim de atmayı bilmediği için sadece çekiyordu. Baktı ki buradan balık yakalayamam ben uyuyacağım dedi gitti. Ben yalnız kaldım ve devam ettim. Şansa bir kaç balık yakaladım. Yem olmamasına rağmen mezgit yakaladığım için demek ki mezgit oltası yapmak ve yem koymak gerek dedim. Kovada 8-10 adet balık varken bir motorlu sal oltayı kopardı. Ben de tekrar uğraşmak istemedim. Geri dönerken benim oltamı koparan salın sahibine bir kaç soru sordum. Çok güzel bilgiler aldım. Yapmam gereken daha ilerki iski iskelesine gitmem mezgit oltası yapmam iğnelere ise tavuk parçası koymammış. Bu bilgileri aldıktan sonra kovadaki bizim yiyemeyeceğimiz balıkları mezgit hariç martılara verdim. Eve vardığımda yorgunluktan ölüyordum ki yatağa yatar yatmaz uyumuşum.

Ve senin telefonunla uyandım aşkım. Senle konuştuktan sonra saate baktım ki saat 2 gibi olmuş. Kardeşim çoktan arkadaşları ile buluşmaya gitmiş. Ben de o balıkçının söylediklerini illa ki denemem gerekiyordu. Büyükada çarşıda affan kırtasiyesinden bütün olta malzemelerini alabiliyorsun. Onun dışında da bir sürü şey var ama eskiden görecektin. Bir derlenmiş ve toparlanmış. İçerisi çok eski bir mahalle kırtasiyesini andırıyor ki öyle zaten. Gerekli malzemeleri aldıktan sonra yarım kilo tavuk göğüs aldım. :) Bunun yarısını iğneye geçirecek şekilde ince ince kıydım. Sabır isteyen birşeydi gerçekten çok sıkıcı ve zor birşey. Bu arada karnım açıkmıştı ve diğer kalan tavuk ile çok güzel soslu bir karışım yaptım süper oldu yedim. Bu arada kardeşim arkadaşları ile kanasta oynadığı için gelemiyormuş. O kadar gel dememe rağmen o hiç oralı olmadı. Fakat aynı zamanda da çok istiyordu. Ben ona mesaj attım ben gidiyorum istersen gelirsin diye. Biraz tavır yaptım. :P Gittiğim yeri de tarif ettim.

Bütün malzemeler hazır. İskelenin en ucundayım. Hava o kadar çok esiyordu ki 3 metrelik olta olmasa heralde oltayı hiç ileri fırlatamam diye düşünürken acaba oltanın ucundaki ağırlık yeterli mi diye düşündüm. Sonra oraya küçük yaramaz bir iki çocuk doldu. Bir anda çocukluğumu hatırladım bende onlar gibi böyle tek iğneli oltalar ile küçük balıklar yakalamaya çalışırdım. Neyse ki bir tanesi bu işleri biliyordu. Ağırlığın az abi ama idare eder tavuğun varsa her türlü yakalarsın dedi. İlk attım hemen balıkların vurmasını hissettim dedim ki amacıma ulaştım bu kova dolar. Vurdu çektim vurdu çektim. Her atışta ikişer üçer mezgit geliyor. Bir de bu mezgit kumlu dip balığı olduğu için atıyorsun bekliyorsun. Yemi takıyorsun geliyorlar. Bu sırada kardeşimde geldi. O kovaya bakınca çok şaşırmıştı. Hiç böyle bir tablo ile karşılaşacağını düşünmüyordu. Kardeşim de bana eşlik etti ve yakaladık epey. Maalesef ki iskeleye gemi yanaşınca oradan gitmek zorunda kaldık fakat kova tamamen mezgit ile dolmuştu zaten.

bir kova mezgit

Keşke sen de olsaymışsın aşkım çok eğlenceliydi ama sen göremezdin yani kendini kötü hissederdin. Çünkü gerçekten hani yakalaması zevkli ama o balıkları iğneden çıkartmak görüntü olarak hiç hoş değil. Özellikle mezgit’in ağzı epey büyük ve iğneyi yutuyorlar. O sırada kesmek biçmek gerekiyor. Sanıyorum ki hırsımdan dolayı içim sızlamadı fakat eve vardığımda bir garip oldum çünkü bütün balıklar ölmüştü. Bu arada babam kapıda bekliyordu ve hemen aldı kovayı ben temizlerim dedi. Onun da hoşuna gitmişti. Belki de o eski zamanlar aklına geldi birlikte balık yakaladığımız. Kızarttık ve yedik. Yedikte içim sızlayarak üzülerek yedim fakat tadı çok güzeldi. Geriye daha çok balık var. Onlar afiyet ile yiyecekler. Ben de hevesimi almış oldum.

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

John Lennon Yaşıyor!

CherryBlossomGirl tarafından Nisan 26, 2009 tarihinde yazılmıştır.

parmaklarDün Seda’nın düğününe gittik birlikte, sonra sen yarın adaya gidelim dedin büyük bir kararlılıkla ve beni sevindirdin:) Bugün açıkçası uyandığımda biraz üşendim adaya gelmeye ama işte şu an adada, iskelenin karşısındaki cafe’de çayımı yudumlarken bunu yazıyorum:)

Bostancı’dan motora binmeden önce dergi aldık ve hava soğuk olduğu için içerde oturup dergilerimizi okumaya, yanımızdaki kekleri yemeye karar verdik, sen önde ben arkada yer bulmak için ilerlerken, orta bölümde bir gitar dikkatimi çekti önce, gitarın konduğu koltuğun solunda ise, derin uykuda gibi gözüken bir adam. Bir adam. Bir karakter. Gözlükler, saçlar, kıyafet… Aman tanrım, resmen John Lennon!!

Oturacak bir yer bulduk ve oturduk, hemen sana eğilip, şu arkadaki adam dedim ve aynı anda John Lennon dedik, meğer senin de dikkatini çekmiş. Sonra bakıştık ve karar verdik: Bu adam fotoğraflandırılacaktı :) )))

(daha fazla…)

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 4.7/5 (3 votes cast)

hayatımdaki büyükada

Bepanthol tarafından Nisan 25, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım büyükada doğduğumdan beri yazları geçirdiğim yazlık bir mekan. İstanbul’un içinde ama aynı zamanda dışındadır. Yani Büyükada istanbul’un bir tatil bölgesidir ve hiçbir zaman İstanbul’da olduğunu anlamazsın. Havası suyu herşeyi farklıdır. Güneşin batışı ve doğuşu da farklı olduğu gibi. Büyükadada yaşayan yerel halkın 5 bin kişi kadar olduğunu biliyorum. Yanlış ta biliyor olabilirim. Fakat yazın gelen yazlıkçılar ile bu sayının 25 bin’e ulaştığını biliyorum, buna dışardan günü birlik gelen yerli ve yabancı turistler dahil değil. Her zaman elit bir kesimin tercih ettiği, çok kaliteli bir toplumun yaşadığı bir adadır. Modern bir topluluk yaşar büyükadada.

Doğduğum senenin ilk yazından beri gitmiş olduğum adamda, bebekliğimi, çocukluğumu, ergenliğimi yani kısaca bugüne kadar herşeyimi yaşamışım ve izlerini de taşıyorum aşkım. Her noktasında farklı farklı ufak tefek anılarım var.

resim-023Bebekliğim hep anneannemin evinde geçmiş ve o yaşlarda ne kadar yaramaz bir çocuk ve hiperaktif olacağım anlaşımıştı. Yıkanmaz, yıkansa bile hemen kirlenen bir bebektim ben. Emeklememe rağmen yürüyen bir insanın tırmanamayacağı yerlere tırmanmak. Saç ve baş yolduran uyuz edici şeyler yapmak benim en büyük hünerimmiş. Anneannemlerin mangal için aldıkları kömürle oynamak ise yaramazlıklarımın en zevklisiymiş benim için. :)

Yürümeye başladıktan bir kaç sene sonra ama henüz evden uzaklaşamadığım yaşlarda sokakta koşuşturmalar ve faytonlardan kaçmalar. Annem seslenir fakat duymamazlıktan gelmeler. Yavaş yavaş azıcık büyüdüğümde ise misket tüccarlığı yapmaya başlamalar. :) Aşkım en büyük kavgalar bunlardan çıkardı. Bir anda sokakta bir kargaşa, bir bakmışsın herkes birbirine girmiş. :)

Ada halkında yaşlı nufüs biraz daha fazla olduğu için her camdan bir dede bir teyze çıkar ve şöyle bağırırlardı. “Yeter gidin başka bir sokakta oynayın!” Biz küçük çocuklar hemen korkardık başka bir sokağa giderdik. Orada da kavga gürültü ve yine kovulmalar… Yazın öğlen sıcağı olunca evlere dağılır sonra akşamüstü tekrar sokaklarda toparlanırdık sanki sözleşmişiz gibi.

resim-107Ergenlik dönemlerimizde artık evde uzaklaşır gece saat 22:00′a kadar iskelede takılırdık. :) Saat 19:30 bizim saat meydanı önünde buluşma vaktimizdi. O zamanlar cep telefonu yoktu. Gelen gelir gelmeyen gelmezdi. Herkes beline kazaklarını bağlamış şekilde hergün buluşulunurdu. Döner ve tost en sevdiğimiz yemeklerdi. Daha sonra ya mısır ya dondurma. Ama en beğendiğim geleneğim turşucu abiden acılı turşu içmekti. O abi değişti başka bir abi oldu sonra. :)

Biraz daha büyüdük artık İstanbul’da diskoya gidemezken adada bir şekilde gidebiliyorduk. Anadolu kulübünde şamdan vardı. Bizim yaşlarımız için özel partiler olurdu. Akasya diye başka bir yer vardı. Anadolu kulübüne üye olmayanlar oraya da gidebilirlerdi. Yok o ondan hoşlanıyor o bunu sevmiyor. Büyük bir arkadaş grubu oluşturmuştuk. Tam bir gençlik dizisi edasında aşk, ihtiras, nefret, kin…vs… yani aklına gelebilecek herşey. Sonra o kocaman grubun 10′lı gruplara bölünmesi ve parçalanmalar.

resim-101Ergenlik döneminden çıkmaya yakın veya ergenlik döneminde çıkışta adada güzel aktivitelere katılmalar başlandı. Spor olayları diye kısaltabilirim aslında. Büyük tur yürüyüşleri, Aya yorgi gezileri, lunaparkta mangal sefası ve arkadaşların evinde toplanıp oyun oynama mangal sefaları. Bu yaşlarda ada’nın tarihi de dikkatini çekmeye başlıyor ve keşfetmeye çalışıyorsun. Bunun dışında da adanın arkasında daha temiz bir denize girme merakından yeni yerleri keşfediyorsun.

Aşkım genel olarak toplamak gerekirse bebeklikten bu yaşa gelene kadar aslında bunu yaşayanların bileceği bir büyükada keşfi oluyor kendini de keşfederken. Onun için ada bende hep izler bırakmıştır. Hem iyi hem kötü. Büyükada yaz ayları için yaşanılası inanılmaz güzel bir yerdir. İstanbul’un iş güç kalabalık gürültü stresinden seni alıp kopartıyor. Sanki bir Bodrum veya Çeşme gibi bir yazlık mekana 30 dakikalık bir vapur seyahatı ile gitmiş gibi oluyorsun.

Büyükada hakkında genel ve tarihi bir araştırma yaptım. Bunu da seninle paylaşmak istiyorum aşkım. Bunu ben okumuştum daha önceden Büyükadada yaşarken daha çok tanımak için, fakat çok uzundur, biraz özet şeklinde bir şeyleri de paylaşayim istedim. Aslında tam bir tarihi bilgi sayılmaz ama idare et biraz. :)

resim-119“İstanbul Adaları’nın en büyüğü Büyükada’dır. Yüzölçümü 5,4 kilometrekaredir. Adalar’da, biri güney diğeri kuzeyde olmak üzere iki tepe bulunur. Güneydeki tepe, 203 metre yükseklikteki Yücetepe’dir. Kuzeydeki tepe ise İsa Tepesi bulunmaktadır. Seyahatnamelerden ve tarihi olaylardan anlaşıldığı kadarıyla Büyükada, Bizans döneminde de, Osmanlı döneminde de hep meskun kalmıştır. 19. Yüzyılın ilk yarısında 3 bin kadar olduğu tahmin edilen Büyükada’nın nüfusu, Adalar’a vapur işlemeye başladıktan sonra artmış, 20. Yüzyıl başlarında 5 bini aşmıştır. Ada’nın nüfusu bugün 8 bin civarındadır. Ancak ada, yazları günübirlik ziyaretler ve yazlığa gelenler nedeniyle kalabalık olmaktadır.19. yüzyıl ortalarında Büyükada’yı anlatan yabancılar akşamüstleri iskele çevresindeki şıklığı, zerafeti, sahildeki gezintileri ballandıra ballandıra anlatırlar. 20. Yüzyılın ilk çeyreği boyunca Rumların ağırlık taşıdığı ada halkı ve yazlıkçı gayrimüslimlere ek olarak Osmanlı aydın ve yazarlarının da önemli bir bölümü Büyükada’nın güzelliklerini ve toplumsal atmosferini paylaşmışlardır.1. Dünya Savaşı ve Cumhuriyet sonrasında Rum halkını kaybeden Büyükada’daki canlılık 1930’lara kadar büyük ölçüde kaybolmuştur. Ancak, 1940’lı yıllara doğru, Cumhuriyet dönemi devlet ileri gelenlerinin ve yüksek bürokrasinin, varlıklı kesimlerin rağbet ettiği bir sayfiye yeri olma özelliğini yeniden kazanmıştır. Büyükada, bu dönemde yeni köşklerle, özenli ve zevkli yapılarla süslenmiş, İstanbul halkının günlük gezinti yerlerinin de başında yer almıştır.Adanın Kuzey-Güney doğrultusuna dik olarak çıkan Dil Burnu’nun iki yanındaki Yörük Ali ve Nizam Plajları, Luna Park, Aşıklar, Viranbağ kır gazinoları, korulukları, biri iskeleden başlayıp Ada’nın tüm çevresini dolaşan büyük tur, diğeri Araba Meydanı’ndan başlayıp Dil’den, Aşıklar Kır Gazinosu’ndan Lunapark’a oradan da Maden’e geçerek binildiği noktaya dönülen küçük tur olmak üzere araba turları, Luna Park meydanındaki süslü eşeklerle yapılan geziler Büyükada resim-031gezilerinin başlıca eğlenceleri haline gelmiştir.Ada’nın en yüksek tepesinde Aya Yorgi kilise ve manastırı bulunmaktadır. Buradaki ilk yapı, miladi 6. Yüzyılda inşa edilmiştir. Bu mevkide, bir çok kilise ve manastırın kalıntıları da vardır. Bunlardan bazıları bugüne kadar ulaşmış, bazıları yıkıntı olarak kalmıştır.İsa Tepesi’nde ise Hristos Kilise ve manastırı bulunmaktadır. Kumsal semtindeki Ayios Dimitrios Kilisesi de Ada’nın önemli dini yapılarındandır. Adadaki Ortodoks cemaat, büyük ayinlerini burada yapar.Büyükada’da bulunan 4 camiden mimari bakımdan en dikkat çekeni 2. Abdülhamid tarafından yaptırılan Hamidiye Camii’dir. Mimari açıdan batı etkisinde inşa edilmiş bulunan bu cami, Ada Camii sokağında bulunmaktadır. Büyükada’ya, günümüzde Sirkeci, Kabataş ve Bostancı’dan kalkan Ada Vapurları ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin deniz otobüsleri ile ulaşmak mümkündür. Adada otomobil yasağı vardır. Bu da, Ada’nın gürültüden uzak, havası temiz bir mevki olarak kalmasını sağlamaktadır.”

Not: Fotoğrafları tıkladığında kocaman oluyor. Bu fotoğrafları birlikte çekmiştik aşkım. :)

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (2 votes cast)

gökyüzünün kuzusu bulutlar

Bepanthol tarafından Nisan 4, 2009 tarihinde yazılmıştır.

stock_xchngAşkım şimdi iş yerinde banner tasarımı yapıyordum. Banner tasarımı yaparken bir kaç tane imaj bulup onlar üzerinde çalışmam gerekiyordu. Ben her zaman ki web siteme girdim. Sınırsız sonsuz bir fotoğraf galerisi parasız  ve paralı bölümleri var. stock.xchng tıkla. Tabii ki de istediğin gibi her yerde kullanabiliyorsun. Ben de işimde burayı kullanıyorum.

Şimdi asıl bir konuya gelirsek eğer ben orada bir fotoğraf buldum. Aslında da tam bulmak istediğim bir fotoğraftı. Gökyüzü ve bulutlar. Ne bulutlar gökyüzüsüz olur ne de gökyüzü bulutsuz. Ne gökyüzünü masmavi sonsuzluk olarak görmeyi severim. Ne de kapkaranlık gökyüzünü kaplamış olan bir bulut kümesini.

Büyükada’daki evimizde yatağımın baş tarafı penceremin altına denk gelir. Her sabah gözümü açtığımda gökyüzünü görürüm. Bulutların gökyüzündeki hareketlerini takip ederim. Yada bir hafta sonu ise muhtemelen denizden çıkmış olup, o güneşin ve denizin yorgunluğunu yatağıma uzanıp gökyüzüne bakarak geçiririm.

108861_83651

İşte tam o sırada eğlence başlar. Eğer gökyüzü de bulutluysa. Gökyüzünde nehir gibi akan bulutların neler anlatmaya çalıştığına bakarak uyumaya başlarım. O şekerleme heralde uyumak değil başka birşey. Bulutlardan ne şekiller çıkar. Dinazor, köpek, dondurma, Türkiye haritası, Kuzu…vs … :)

Sonra uyanırım tabii ve hayat devam eder. Bende istiyorum ki bir gün olursa havalar da ısınıyor. Bunu birlikte yapalım aşkım çimenlere uzanarak…

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 3.0/5 (1 vote cast)
pressyado.com teknik özelliklerini geliştirmeye devam ediyor...