Etiket bulutundan seçilmiş giri ‘çocukluk’

derlenelim toparlanalım derken hatıralar çıktı içinden

Bepanthol tarafından Ekim 6, 2009 tarihinde yazılmıştır.

baharAşkım ben de uzun zamandır buraya yazmıyordum. O kadar çok şey yazmak istedim ki hepsini sırayla yazacağım. Tabii hepsini ayrı başlıklar altında anlatıp paylaşmak çok daha güzel olacak. Böyle konular birbirine girip karışmasın zaten herşey karma karışık bu zamanlarda toparlanalım. Derlenip toparlanıp diyorum çünkü senin bu aralar yapmakta olduğun şeyler çok hoşuma gidiyor. Bu yaptığın olayı ben eskiden çok yapardım her yaz bitişinde son baharın ilk periyodunun sonlarına doğru.

Son iki senedir yapmadığım şeyi sen yapmaya başlayınca her zamanki gibi senden kıskandım ve birşeyler yapmaya karar verdim. Ne kadar da toplu gözüksede aslında herşey dolapların içine sıkışmış durumda. Onları toparlamak neydi ne değildi diye ayrıştırmanın zamanı geldiğini düşündüm. Sana çok belli etmeden bu işlerimi tamamladım. Ve ortaya 3-4 sene önceden kalma film arşivim ortaya çıktı. Ne kadar çok film seyredik ve bunları saklamışım inanamadım. Hepsini tek tek kontrol edemedim. Bozulmadıklarını umuyorum deli filmler var inanamazsın. Hani benim de öyle bir özelliğim varya izlediğim filmleri unuturum ve bir daha izlediğimde sanki ilk defa izlermişim gibi hisederim. Aslında hiç unutamadığım bir film olduğunu keşfettim o arşivimi kurcalarken. Memento…

memento

Aslında kim oynuyor kim yönetmişti falan hepsi aklımda gitmiş tabii ama merak edip imdb.com web sitesine biraz bakındım. Christopher Nolan yönetmiş. Bu filmden sonra Batman serilerinin de yönetmenliğini yapmış gerçekten epey bir şansı açılmış bu konuda. Fakat zaten şans demek yanlış olur yani başarılı bir adam bu adam bütün çevirdiği filmler epey konuşulmuştu zaten. Özellikle The Dark Night yılın en iyi filmiydi geçen sene.

Bu arşivleri kurcalarken bir sürü filmleri daha buldum ama teker teker adlarını yazmaya gerek yok hani bunlar 2000 senesinden 2006 senesine kadar olan periyotlardaki izlenmesi gereken en iyi filmlerden oluşuyor inan ki. Ben de şaşırdım kendime vay be nasıl filmleri arşivlemişim. Elbette eski filmler de var Quentin Tarantino’nun özellikle. Bu divx’ler çok popüler olmuştu internet ortamında film paylaşımları falan. O zamanların trendine ben de uymuşum işte.

Neyse diğer bir dolabımdan da 1997 yılında 1 aylık tatilimden kalma anıları buldum. O sene ailemden ilk defa bu kadar uzak kalmıştım. İsrail’e gitmiştim. Gezmediğimiz yer gitmediğimiz dağ tepe ve çöl kalmamıştı. Ülkenin kuzeyinden güneyine kadar 10-12 kişilik bir grup ve özel koruma komandolarla çok güzel yerler görmüş olduk. Hatıra olarak heryerden birşeyler toplamıştık almıştık falan. Fakat birçok şey hatırladım ki onları bir türlü bulamadım. Fotoğraflar vardı. Onlara baktım insan bir garip oluyor eskiye dair şeyleri görüp hatırladığı zaman. Bazen o zaman dönmek istiyor ve ne güzeldi o günler diyor. İşte biraz çocukluk yıllarındaki o rahatlığa ve az sorumluluğa özenmek gibi birşey aslında. Çok fazla düşünmek zorunda olduğun birşey yoktu çünkü. İşte o gezi tatilimin bir hatırasınıda gittiğim yerlerden topladığım kaya örnekleriydi. Her kayanın nereden olduğunu hatırlayabilmek ve o kayaya nasıl dokunduğumu yine hissetmek çok güzel bir duyguydu. Kızıl kanyondan aldığım kızıl bir taşın elimi yine kızıla boyaması beni çok etkiledi.

kızıl kanyon israil

Şimdi şöyle düşünüyorum. Bizi biz yapan o güzel hatıralarımız. Bu hatıralarımız bizi oluşturdu ve yoğurdu bugünlere getirdi. Hatırlamak istemediğimiz bazı şeyleri de aslında birşekilde sildik ve uzaklaştık. Önemli olan bundan sonra güzel hatıralarımızla ve kötü hatıralarımızdan ders çıkartarak daha tecrubeli doğru adımlar atmak olsun.

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

sebze yemek istemiyorum yaa

Bepanthol tarafından Eylül 3, 2009 tarihinde yazılmıştır.

sebze yemek istemiyorum yaaaAşkım biliyorsun ki babamdan her yemekte ve yemeğin sonrasında sebze yemeği yemem konusunda büyük baskı altında kalıyorum. Halbuki bu taaaa minik olduğum küçük yaşlarıma dayanıyor. Belki anlatılmamıştır sana diye ben hemen anlatayim dedim. Çünkü illa birgün babam sana anlatacak ve kesinlikle bir daha anlatacak. Bazen unutur yada çok sevdiği bir hikayeyse birden daha çok anlatmasınına bayılır.  Ama bunun konusu sebze değil meyve. Gerçekten meyve de yemiyorum ben ama ne yiyorum dersen aslında yiyorum fakat çok seçici davranıyorum. Bu hikaye eve giren her şeftali ile anlatılır ve anılır. Bir anda babam gençliğine döner ve ben de çocukluğuma dönerim. Ev içersinde hem psikolojik bir hava eser hem de savaş. Birgün babam bana şeftali yedirmeye çalışmış. Tabii ki ben yemediğim için zorlar ağzıma sokmuş çatalla birlikte. Ben yediğimi çıkardıkça bu sefer püreleşen şeftaliyi bir kaşık yardımıyla yine ağzıma sokmaya devam etmiş. Babamın anlattığına göre yaklaşık 1 saat süren savaştan sonra bütün şeftaliyi yemişim. Hatta iki adet şeftali bile olabilirmiş hani ceza olarak fazla yedirerek. Ben de herkese babamı şikayet etmişim. Babam beni öldürüyor diye. Eminim yine elinde fırsat olsa aynı şekilde sebze konusunda bana aynısını yapacak.

Bamya, pırasa, karnıbahar ve bakla sebzeleri hiçbir zaman iyi anlaşamadım. Bunların soğuk olarak yenilen türleri ve hepsinin bir arada olduğu yemekler inan ki kabus gibi. Zeytin yağlı pırasa pişerken bile benim eve girmemi engelliyor. Bamyanın o sümüksü akıntılı sıvısı yersem boğazıma yapışacak diye düşünüyorum allah günah yazmasın. Hele karnıbahar evde pişmesin diye birkaç gün eve gelmemiştim. Hep anneannemde kalmıştım. Yaramazda bir çocuktum ve devamında uslansamda yemek masasındaki kavgalar hiçbir zaman bitmeyecek. Hiç sebze yemiyorum sanılmasın ama israr ediyorum çok seçiciyim. Yapın kabaklı veya patlıcanlı yemek böyle kıymalı sıcak yenilebilen tarzda tabakta eserini göremezsin.

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

bir zamanlar “the muppet show” vardı

Bepanthol tarafından Ağustos 5, 2009 tarihinde yazılmıştır.

The Muppet ShowAşkım bizim dönemimizin en güzel kukla gösterisi ve aynı zamanda bir televizyon programıydı. Bu program başladığında hepimiz kenetlenir ve izlerdik. En çok bu televizyon programını Büyükada’daki evimizde izlediğimizi hatırlardım. Sanıyorum aynı bölümleri birkaç kez izlemişimdir farkına varmadan. Çok zaman geçtiği için hangi kanaldaydı bir türlü hatırlayamadım. Aslında aklıma hep Cine5 geliyor. Acaba Cine5′te mi izliyorduk? O zamanlar çünkü çok popülerdi hem bu program hem Cine5. Maçların ilk kez şifreli yayına geçtiği bir döneme denk geliyor. Galiba doğru hatırlıyorum aşkım. O zamanlar belki de farkına varamadığımız en önemli özelliği ise çok önemli kişilerin programa konuk olmasıydı. Doğruyu söylemek gerekirse hiçbirini o zaman tanımıyordum. Ama keşke tekrar yayına alınsa ve bizde o ünlüleri tekrar izleyebilsek Muppet Show’da.

Muppet Show aslında Susam Sokağı’nın tutmasından dolayı Susam Sokağından sonra geliştirilen bir proje olduğunu öğrendim dün gece televizyonda ve bir şekilde ne kadar uğraşılmış neler yapılmış anlatıyordu. Dün gece havar biraz sıcaktı ve uyuyamadım. O kadar daraltıcı bir hava vardı ki o benim püfür püfür esen oda cehennem gibi olmuştu. O kadar uykulu seyrettim ki aşkım. Hangi kanalda izledim bilmiyorum bile. :) Susam Sokağı nasıl bizim çocukluğumuzun en favori eğitici çocuk programımızsa bence Muppet Show’da bizim ergenlik dönemimizde izlediğimiz kuklaların show’uydu aslında. Edi’yi ve Büdü’yü ne kadar sevdiysek. Kermit ile Miss Piggy’yi de çok sevdik. Hatta Miss Piggy’nin Kermiti delice sevmesi ve ona bela olması bizim yaşamımızda da arkadaşlarımıza isim takarken yardımcı oldu mesela. Bir kız birisinden hoşlanmıştı ve devamlı onun peşinden dolaşıyordu. Ona Miss Piggy ve diğerine Kermit ismi koymuştuk. O zamanlar Sahraaralığı’nda oturuyorduk. Kız’ın patlak mavi gözleri de vardı çok uymuştu. Kızın ismini hatırlayamadım. Keşke o zamanları video kameraya kayıt edebiliyor olsaymışız. :)

The muppet show full cas tüm kadro

Asıl en çok aklımda kalan ve en çok güldüğüm bölümler ise o iki yaşlı amca’nın konuşması. Statler ve Waldorf amcalar. Ben onlara amca diyordum. :) Ama başkaları onlara nasıl hitap ediyordu bilemeyeceğim. Bu iki kişinin programı deli gibi eleştirmesi ve o kadar eleştiriyi o kadar yerinde kullanması inanılmaz komikti. Hani Muppet Show’a çok meşhur ünlüler katılmıştır. Onları da eleştirmesi ve kimsenin onlara cevap veremiyor zekilikte olması inanılmaz değil miydi? Nasıl da gülerdiler ve nasıl da güldürürlerdi. Sanıyorum ki Kermit ve Miss Piggy’den daha çok bu ikiliyi seviyordum o çocuk aklımla. Kısaca programın eleştirmeni yine o programın içindeki kişilerden oluşuyordu. Onun için kimse programı eleştiremiyordu. Çünkü gerçekleri kendi ağzıyla ortaya çıkartıyordu oyuncular. Statler ve WaldorfBence Statler ve Waldorf çok iyi eleştirmendiler ki eleştirmen aslında Statler ve Waldorf gibi olmalı aslında yeri geldiğinde kendi bulundukları programları eleştirmeli yeri geldiğinde de kendilerini eleştirmeli. Dün friendfeed’te yine birkaç tartışma vardı ve kimi ne eleştirmeyi biliyor kimi ne eleştirilmeyi kabul ediyor. Eleştiri doğru yapıldığında ve karşısındaki kişi saygı duyduğunda eleştirilen kişiyi geliştirecek bir davranış olduğunu birçok insan farkına varmıyor. Eleştirmek demek bence aynı zamanda da ciddiye almak demektir. Onun için eleştirilen kişi bunu saygı ile karşılaması gerekir.

Muppet Show’u unutmayalım aşkım. Hayatımızın çok güzel parçalarından biri ve mümkünse Kill Bill Vol.2′yi nasıl aradıysak. Bu programın DVD’sine ulaşalım yada bir şekilde ben indirmeye başlayayim. Daha farklı ve daha anlamlı izleriz diye düşünüyorum. Özellikle bütün kadronun fotoğrafına baktığımda hatırladığım bazı karakterler oldu ki onlar da çok komikti. Biraz nostalji yapalım. :)

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

pazar aşkı gezmeleri bayramoğlu

Bepanthol tarafından Mayıs 24, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım bu haftasonunu çok güzel bir program ile bitirdik. O kadar kafa yormamamıza rağmen yok ne yapacağız ne edeceğiz demeden bayramoğlu’na gittik ve çok güzel gezdik. Ne kadar güzel anıların varmış orada benim büyükada’da hissettiklerimi sende burada hissediyormuşsun. Aslında çok ilginç değil mi? Yani senin başından geçenlerin aynısı benim de başımdan farklı bir yerde geçti. Sen her köşesini detaylı detaylı anlattığın sırada ben de gözümde canlandırdım sanki senle yaşadım. Çok güzeldi ve çok güzel bir paylaşımdı bence. :)

Sabah yola çıktık ve sizin arabanızı kullanmanın zorluğunu ilk beş dakika çektim. Bir de koltuğu aşağıya indiremedim o minik arabada kafam tavana değiyordu. :) Ufak bir kaza tehlikesinden sonra sahil yolundan Tuzla yönüne doğru ilerledik. Artık arabaya alışmıştım aşkım onun için rahat bir şekilde Tuzlaya kadar gittik. Fakat benzin lambası yanması beni çok tedirgin etti. Sen beni uyarmıştın ama yeter dedim ki sanki çok biliyorum o arabanın kaç kilometre gittiğini. Allahtan bir şekilde arabanın yol bilgisayarı olmasından dolayı ne kadar yol gidebileceğimi gördüm ve çok rahatladım. Bu arada da Duman’ın son albümünü dinliyorduk. İçimde biraz tedirginlik olduğu için rahatta konuşamadım ve şarkılara da eşlik edemedim. Biliyorsun ki aşkım benim bu şarkı ezberim kötü olduğu için 10 defa dinlesem aklımda kalmaz. Ben sadece melodi ezberliyorum çok garip bir şekilde. :) Tekrar yola döndüğümde yolu uzattığımızı ve yanlış bir sapaktan saptığımızı farkettim. Benzin ışığı yandıkça yanıyordu. 23_24_mayis_melis_ve_ben-049Tuzla Piyade okuluna geldiğimizde çok rahatladım çünkü oradan hemen E-5′e çıkabileceğimizi ve orada illa ki bir benzinci ile karşılaşacağımızı düşündüm. Sen ise bilmiş bilmiş ben sana benzin alalım diyerek beni biraz strese sokmuş olsanda pek belli etmedim. E-5′e çıkar çıkmaz zaten 5 dakika yol daha gittik ve Darıca – Bayramoğlu sapağını görünce hemen saptık. Oradaki Bp’den benzinimizi aldık. Minik araba susamıştı aç kalmıştı onu doyurmuş olduk. Sıra bize de gelecekti ama ilk önce eşya alma toplama işlemleri yapmamız gerekiyordu ve sizin eve gitmemiz gerekiyordu.

Bayramoğlu’nda ada kısmına girene kadar tatil bölgesinden çok uzak bir yer görünümündeydi fakat o adadan içeri girdiğinde herşey bir anda değişti. Ağaçlar bütün yolların üstünü örtüyordu çok güzel bir görüntü sağlıyordu. Bir anda iklim değişti orada sanki çok şaşırdım. Sokaklar ve evler çok güzeldi. Bazı evler bakımsız olsada genel anlamda bahçelerde çiçcekler huzur vericiydi. Sizin eve varana kadar pek farkına varamadıysamda arabadan inince bir tatil yerinde olduğumu hissetim. Arabayı park ettik ve o inanılmaz manzara ile karşılaştım. :) 23_24_mayis_melis_ve_ben-042Sizin evin bahçesinden denize doğru gidildiğini daha önce anlatmıştın da fakat ben sanki farklı anlamışım ki direk sizin evden denize girilebileceğini hayal etmemişim. Hava parçalı bulutlu olmasına rağmen birden güneş açınca güneşin sıcaklığı bir anda beni denize atlatma hissi uyandırttı. Deniz dümdüzdü ve ben bu kadar bir durgunluk beklemiyordum. Sonra evini gezdirdin ve eşyalarını aldın çıktık hemen. Yanlız o balkona hayran kaldım. Otur orada sabaha kadar zaman nasıl geçer anlamazsın heralde.

Eşyaları arabaya yerleştirdikten sonra yürüyerek bayramoğlunu bana keşfetirmeye çıktık. Çocukluğunun geçtiği sokakları teker teker anlatırken ki sevincini gözlerinden okuyabiliyordum ve bu bana çok mutluluk veriyordu. Ne kadar güzel zamanlar geçirmişsin. Yaşadığın o sokak ve oyun oynadığın çıkmaz sokağın anlamı ne kadar önemli olduğunu çok iyi hissettirdin. Pilavcı Burnuna kadar ilerledik. Tek tek evlerde kimler oturduğuna kadar anlattın. Bir daha ki sefere ben gezdirsem seni ben orada oturmuşum gibi anlatabilirim artık. :) Ben de heyecanlandım tabii ki de oraya ne kadar zamanda yürünülür. Orası uzak mı? orada ne var? gibi bazı sorularımı yanlış anladın ama aslında çok sabırsızlandım. Ben çok zevk alarak gezdim aşkım emin olabilirsin.

23_24_mayis_melis_ve_ben-045Bayramoğlu Plaj tesislerine doğru ilerlerken evleri ve sokakları çok daha iyi inceleyebildim. Bir çok evin bahçesi düzenli hatta bazılarında havuz vardı. Bazıları ise terk edilmiş gibi ya satılık ya kiralık durumundaydı. Belli ki artık insanlar bayramoğluna geri dönüş yapıyorlar balkonlarda insanlar oturup sohbet ediyordu. Kimisi mangal hazırlığı yapıyor kimisi torunuyla tavla oynuyor. Tamamen bir aile yaşam bölgesi. Nihayetinden plaj’a geldik içeri girdik ve inanılmaz güzel bir kumsal ile karşılaştım. Deniz sanki bir havuz gibi dümdüz ve masmavi. Bu kadar güzel bir görüntü ile karşılaşacağımı sanmıyordum. Oradaki çay bahçesinde insanlar oturup kahvaltı yaparken benim de çay içesim gelmişti fakat kısmet olamadı. 23_24_mayis_melis_ve_ben-015Bir sonraki sefere çay içeriz artık. Kumsalda yürüdük fotoğraf çektik ve sen yine bir sürü anı anlattın yine. :) Plajdan çıkınca sokakları gezmeye devam ettik. Heryeri anlatırken sokak adları benim çok dikkatimi çekti ve fotoğraflarını çektik. Muz sokak, Dut Sokak, İğde sokak… :) Mis Market’ten, Çıtacılar’dan ve Manolya Eczanesi’nden geçtik idare’nin olduğu bölüme Şok Marketin oraya kadar gittik. İdaredeki pinpon ve oyun hikayelerini dinledikten sonra Şok’tan frambuazlı bisküvi aldım. Biraz abur cuburluğum tutmuştu zaten değil mi? :) Bütün yol doritos cips’i kendi başıma bitirerek kendimi kanıtladığıma inanıyorum. Frambuazlı bisküvi yenilemez bir tadı olduğu için günün ilerleyen saatlerinde çöpe gidecekti. İdare’nin olduğu bölümden geri çıtacılar restoranına geri dönerek orada çok güzel yemekler yedirdin bana. Köftesi ve lahmacunu çok güzelmiş gerçekten. Bira da içtik serinledik. Sonra Roma dondurmacısı. Anılar anılar ve anılar. Kolalı dondurma yoktu ama çok enteresan masmavi bir dondurma vardı. Adını nasıl unuttum ben bilmiyorum. 23_24_mayis_melis_ve_ben-001Keşke not alsaydım. :( Sonra sana çok sıkı bir sarıldığımı hatırlıyorum. Orada senin kurtulmaya çalışma surat ifadeni hala unutamıyorum. Hata yine gülmeye başlıyorum. Hatta güldüm. O kafa nasıl bir sağa bir sola sallanır sanki sudan çıkmış balık gibi çırpınıyordun. :) hahahaha

Neyse aşkım sanırsam çok uzattım ben. Sonra evine geri döndük o güzel balkonda Mis Market’ten aldığımız abur cuburları yedik. Kendimi 80′lerde hissettim, belki dekorasyondan belki anlatığına anılarından belki radyoda dinlediğimiz şarkılardan belki de teknolojiden uzak kaldığımız bugünden… :) Çok güzel zaman geçirdim. Seninde geçirdiğini düşünüyorum. Çok güldük. Çok eğlendik. Çok yorulduk. Çok uykumuz geldi. Sanırım bira biraz da çarpmış olabilir. Güneş ve sıcak. :) Temiz hava. :) Bayramoğlu. İnşallah bir daha gideriz.

Not: Bütün fotoğrafları eklemek istedim aşkım ama çok fazla yer kapladı. :( Bir kaç tanesini de aşağıda sıralıyorum. Çok güzel fotoğraflar çekmişiz.

23_24_mayis_melis_ve_ben-00423_24_mayis_melis_ve_ben-011

23_24_mayis_melis_ve_ben-01223_24_mayis_melis_ve_ben-040

23_24_mayis_melis_ve_ben-05423_24_mayis_melis_ve_ben-021

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (2 votes cast)

oyun

CherryBlossomGirl tarafından Mayıs 13, 2009 tarihinde yazılmıştır.

oyun hayatHayat, benimle oyun oynuyor olmalısın. Kimlikler karıştı, adem havvaya, havva ademe başka başka kimlikler tanıtır oldu. Oysa bir Havva bir Adem olmalıydı…

Uçsuz bucaksız bir merdiven…Basamaklara dizilmişiz. Ben sana göre aşağıdayım, ona göre ise yukarıda… O bana göre çok uzakta, ötekisi bir altımda… Aynı basamağı paylaşmaya kimsenin niyeti yok, benim de galiba. “Yalnız olurum ama alt basamağı paylaşmam” inadıyla (belki haklı, belki haksızca) yapayalnız, başı dik, ruhu ezik kimlikler…

Sen ben o bir başkası… Hamurlar aynı… Kimlikler farklı… Hayat, rol dağılımı yapıyor olmalısın. Ama bir oyunda olduğumuzu saklamıştın. Uyan, aynaya bak ve yeni rolüne hazır ol. Gün gibi kocaman bir rol…. Replikler senden, dekor bizden… Güçlü bir elbise seç kendine, dekor bir savaş yeri… Kimlikler savaşacak süslü elbiseleriyle, replikleri açık vermeyecek, kuralına göre oynanacak oyun!! Hata yaparsan yeni bir can hakkın yok, bu oyun başka oyun!

Ne sandın? Kulağında hep çocukluk türklerin mi kalacaktı?  Hayat, acımasız olmaya başladın. Ama, doğru ya. Kim söz verdi ki bana? Adalet fikrini aklıma sokan kim? Kulağımda yankılanan savaş çığlıkları artık… Ben de mi bir parçasıyım yoksa bu atıklarla dolu kirliliğin? Olmalısın… Kural bu, ve uymalısın… Ya uymazsam? UYAMAZSAM?

meaningHayat, beni deniyor olmalısın. Sonundaki ödül için beni deniyor olmalısın… Züğürt tesellisi… Ya kurtulursun, ya delirirsin. Sana kalmış. Ödül dediğin, kurtulmak olabilir, onu da sana veren ben değilimdir.

Oysa düşler kurardık çocukluğumuzun sağlam sandığımız salıncaklarında… Uçacaktık bir gün, hep sallanmayacaktık, gökyüzüyle bir olacak, geri dönmeyecektik… Umutluyduk… Çocuktun… Ya hala umutluysak? Ya hala ÇOCUKSAK?

Hiçbir şey yıldıramazdı bizi, hakettiğimiz elmayı elde etmek adına… Ağaçlara tırmanır, yara bere içinde kalır, ama ulaşırdık ona. Ne değişti sanıyorsun, hala yaralıyız, hala tırmanışta… Ama hala hakettiğimizin peşindeyiz, büyük bir inanışla……

………………..

Hayat, ne oldu? Yenilmeye başladın?

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (3 votes cast)

hayatımdaki büyükada

Bepanthol tarafından Nisan 25, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım büyükada doğduğumdan beri yazları geçirdiğim yazlık bir mekan. İstanbul’un içinde ama aynı zamanda dışındadır. Yani Büyükada istanbul’un bir tatil bölgesidir ve hiçbir zaman İstanbul’da olduğunu anlamazsın. Havası suyu herşeyi farklıdır. Güneşin batışı ve doğuşu da farklı olduğu gibi. Büyükadada yaşayan yerel halkın 5 bin kişi kadar olduğunu biliyorum. Yanlış ta biliyor olabilirim. Fakat yazın gelen yazlıkçılar ile bu sayının 25 bin’e ulaştığını biliyorum, buna dışardan günü birlik gelen yerli ve yabancı turistler dahil değil. Her zaman elit bir kesimin tercih ettiği, çok kaliteli bir toplumun yaşadığı bir adadır. Modern bir topluluk yaşar büyükadada.

Doğduğum senenin ilk yazından beri gitmiş olduğum adamda, bebekliğimi, çocukluğumu, ergenliğimi yani kısaca bugüne kadar herşeyimi yaşamışım ve izlerini de taşıyorum aşkım. Her noktasında farklı farklı ufak tefek anılarım var.

resim-023Bebekliğim hep anneannemin evinde geçmiş ve o yaşlarda ne kadar yaramaz bir çocuk ve hiperaktif olacağım anlaşımıştı. Yıkanmaz, yıkansa bile hemen kirlenen bir bebektim ben. Emeklememe rağmen yürüyen bir insanın tırmanamayacağı yerlere tırmanmak. Saç ve baş yolduran uyuz edici şeyler yapmak benim en büyük hünerimmiş. Anneannemlerin mangal için aldıkları kömürle oynamak ise yaramazlıklarımın en zevklisiymiş benim için. :)

Yürümeye başladıktan bir kaç sene sonra ama henüz evden uzaklaşamadığım yaşlarda sokakta koşuşturmalar ve faytonlardan kaçmalar. Annem seslenir fakat duymamazlıktan gelmeler. Yavaş yavaş azıcık büyüdüğümde ise misket tüccarlığı yapmaya başlamalar. :) Aşkım en büyük kavgalar bunlardan çıkardı. Bir anda sokakta bir kargaşa, bir bakmışsın herkes birbirine girmiş. :)

Ada halkında yaşlı nufüs biraz daha fazla olduğu için her camdan bir dede bir teyze çıkar ve şöyle bağırırlardı. “Yeter gidin başka bir sokakta oynayın!” Biz küçük çocuklar hemen korkardık başka bir sokağa giderdik. Orada da kavga gürültü ve yine kovulmalar… Yazın öğlen sıcağı olunca evlere dağılır sonra akşamüstü tekrar sokaklarda toparlanırdık sanki sözleşmişiz gibi.

resim-107Ergenlik dönemlerimizde artık evde uzaklaşır gece saat 22:00′a kadar iskelede takılırdık. :) Saat 19:30 bizim saat meydanı önünde buluşma vaktimizdi. O zamanlar cep telefonu yoktu. Gelen gelir gelmeyen gelmezdi. Herkes beline kazaklarını bağlamış şekilde hergün buluşulunurdu. Döner ve tost en sevdiğimiz yemeklerdi. Daha sonra ya mısır ya dondurma. Ama en beğendiğim geleneğim turşucu abiden acılı turşu içmekti. O abi değişti başka bir abi oldu sonra. :)

Biraz daha büyüdük artık İstanbul’da diskoya gidemezken adada bir şekilde gidebiliyorduk. Anadolu kulübünde şamdan vardı. Bizim yaşlarımız için özel partiler olurdu. Akasya diye başka bir yer vardı. Anadolu kulübüne üye olmayanlar oraya da gidebilirlerdi. Yok o ondan hoşlanıyor o bunu sevmiyor. Büyük bir arkadaş grubu oluşturmuştuk. Tam bir gençlik dizisi edasında aşk, ihtiras, nefret, kin…vs… yani aklına gelebilecek herşey. Sonra o kocaman grubun 10′lı gruplara bölünmesi ve parçalanmalar.

resim-101Ergenlik döneminden çıkmaya yakın veya ergenlik döneminde çıkışta adada güzel aktivitelere katılmalar başlandı. Spor olayları diye kısaltabilirim aslında. Büyük tur yürüyüşleri, Aya yorgi gezileri, lunaparkta mangal sefası ve arkadaşların evinde toplanıp oyun oynama mangal sefaları. Bu yaşlarda ada’nın tarihi de dikkatini çekmeye başlıyor ve keşfetmeye çalışıyorsun. Bunun dışında da adanın arkasında daha temiz bir denize girme merakından yeni yerleri keşfediyorsun.

Aşkım genel olarak toplamak gerekirse bebeklikten bu yaşa gelene kadar aslında bunu yaşayanların bileceği bir büyükada keşfi oluyor kendini de keşfederken. Onun için ada bende hep izler bırakmıştır. Hem iyi hem kötü. Büyükada yaz ayları için yaşanılası inanılmaz güzel bir yerdir. İstanbul’un iş güç kalabalık gürültü stresinden seni alıp kopartıyor. Sanki bir Bodrum veya Çeşme gibi bir yazlık mekana 30 dakikalık bir vapur seyahatı ile gitmiş gibi oluyorsun.

Büyükada hakkında genel ve tarihi bir araştırma yaptım. Bunu da seninle paylaşmak istiyorum aşkım. Bunu ben okumuştum daha önceden Büyükadada yaşarken daha çok tanımak için, fakat çok uzundur, biraz özet şeklinde bir şeyleri de paylaşayim istedim. Aslında tam bir tarihi bilgi sayılmaz ama idare et biraz. :)

resim-119“İstanbul Adaları’nın en büyüğü Büyükada’dır. Yüzölçümü 5,4 kilometrekaredir. Adalar’da, biri güney diğeri kuzeyde olmak üzere iki tepe bulunur. Güneydeki tepe, 203 metre yükseklikteki Yücetepe’dir. Kuzeydeki tepe ise İsa Tepesi bulunmaktadır. Seyahatnamelerden ve tarihi olaylardan anlaşıldığı kadarıyla Büyükada, Bizans döneminde de, Osmanlı döneminde de hep meskun kalmıştır. 19. Yüzyılın ilk yarısında 3 bin kadar olduğu tahmin edilen Büyükada’nın nüfusu, Adalar’a vapur işlemeye başladıktan sonra artmış, 20. Yüzyıl başlarında 5 bini aşmıştır. Ada’nın nüfusu bugün 8 bin civarındadır. Ancak ada, yazları günübirlik ziyaretler ve yazlığa gelenler nedeniyle kalabalık olmaktadır.19. yüzyıl ortalarında Büyükada’yı anlatan yabancılar akşamüstleri iskele çevresindeki şıklığı, zerafeti, sahildeki gezintileri ballandıra ballandıra anlatırlar. 20. Yüzyılın ilk çeyreği boyunca Rumların ağırlık taşıdığı ada halkı ve yazlıkçı gayrimüslimlere ek olarak Osmanlı aydın ve yazarlarının da önemli bir bölümü Büyükada’nın güzelliklerini ve toplumsal atmosferini paylaşmışlardır.1. Dünya Savaşı ve Cumhuriyet sonrasında Rum halkını kaybeden Büyükada’daki canlılık 1930’lara kadar büyük ölçüde kaybolmuştur. Ancak, 1940’lı yıllara doğru, Cumhuriyet dönemi devlet ileri gelenlerinin ve yüksek bürokrasinin, varlıklı kesimlerin rağbet ettiği bir sayfiye yeri olma özelliğini yeniden kazanmıştır. Büyükada, bu dönemde yeni köşklerle, özenli ve zevkli yapılarla süslenmiş, İstanbul halkının günlük gezinti yerlerinin de başında yer almıştır.Adanın Kuzey-Güney doğrultusuna dik olarak çıkan Dil Burnu’nun iki yanındaki Yörük Ali ve Nizam Plajları, Luna Park, Aşıklar, Viranbağ kır gazinoları, korulukları, biri iskeleden başlayıp Ada’nın tüm çevresini dolaşan büyük tur, diğeri Araba Meydanı’ndan başlayıp Dil’den, Aşıklar Kır Gazinosu’ndan Lunapark’a oradan da Maden’e geçerek binildiği noktaya dönülen küçük tur olmak üzere araba turları, Luna Park meydanındaki süslü eşeklerle yapılan geziler Büyükada resim-031gezilerinin başlıca eğlenceleri haline gelmiştir.Ada’nın en yüksek tepesinde Aya Yorgi kilise ve manastırı bulunmaktadır. Buradaki ilk yapı, miladi 6. Yüzyılda inşa edilmiştir. Bu mevkide, bir çok kilise ve manastırın kalıntıları da vardır. Bunlardan bazıları bugüne kadar ulaşmış, bazıları yıkıntı olarak kalmıştır.İsa Tepesi’nde ise Hristos Kilise ve manastırı bulunmaktadır. Kumsal semtindeki Ayios Dimitrios Kilisesi de Ada’nın önemli dini yapılarındandır. Adadaki Ortodoks cemaat, büyük ayinlerini burada yapar.Büyükada’da bulunan 4 camiden mimari bakımdan en dikkat çekeni 2. Abdülhamid tarafından yaptırılan Hamidiye Camii’dir. Mimari açıdan batı etkisinde inşa edilmiş bulunan bu cami, Ada Camii sokağında bulunmaktadır. Büyükada’ya, günümüzde Sirkeci, Kabataş ve Bostancı’dan kalkan Ada Vapurları ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin deniz otobüsleri ile ulaşmak mümkündür. Adada otomobil yasağı vardır. Bu da, Ada’nın gürültüden uzak, havası temiz bir mevki olarak kalmasını sağlamaktadır.”

Not: Fotoğrafları tıkladığında kocaman oluyor. Bu fotoğrafları birlikte çekmiştik aşkım. :)

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (2 votes cast)
pressyado.com teknik özelliklerini geliştirmeye devam ediyor...