Etiket bulutundan seçilmiş giri ‘evlilik’

biz evliyiz ve çok eğlenceliyiz!

Bepanthol tarafından Aralık 30, 2011 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım, ama en tatlı karımcım. Şimdi biz uzun zamandır hiç birlikte etkinlik yapamamıştık senle. Yok düğünler, yok doğumlar derken. Bir sürü yere de davetliydik. Hiç böyle zaman geçirmemiştik zaten evde… O kadar eğlenceli oldu ki aslında geçen salı gecesi inanılmazdı. Oyunda bana Gabriel Garcia Marquez Yüzyıllık Yalnızlık kitabını okutman inanılmazdı. Aslında ne kadar güzel ve doğal gelişti değil mi? İlk önce yemek yedik. O güzel ellerinle bana hazırladın ve daha sonra bir anda Duman dinlemeye başladık. Duman dinlerken içki de içilmez mi? Sonra İzzet ve Eslin’in bize hediyesi olan oyunu açtık. Bir bakmışız sarhoş olmuşuz… Çok anlatmaya gerek yok hepsi aşağıdaki videoda…

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (5 votes cast)

Artık sen benim karımcımsın!

Bepanthol tarafından Eylül 30, 2011 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım benim canım benim… Herşeyim bitanecik meleğim… Artık sen benim mini  minnacık karımcımsın!!!!…

Biliyorsun ki ben senden heyecan olarak çok fazla şeyler yaşadım ama sen de evlenmeden son 1 haftada coştun benim gibi. Evet ben sanırım bir ay heyecan yaşarken sen sakindin ama gördün ne demek olduğunu bu heyecanın. Ne kadar güzel bir heyecanmış değil mi?

Ben her zaman heyecanımdan yakınır ve bunu sıkıntı olarak görürdüm. Belki de etrafıma bu şekilde sıkıntı yaymış olabilirim. Ama herşey ama herşey tamamen süper olmalıydı ki oldu. Gerçekten çok güzel oldu. Evet dediğimiz anlar şuanda bir rüya… Hani bizi alacaklardı ya odadan! Nasıldı aşkım karımcım… Saat 21:00′da durdu! Zaman ilerlemedi. Ne olacak neler olacak derken ben başka bir boyuta yolculuk yapmıştım bile. Sen birşeyler anlatıp belkide kafamı dağıtmamı istiyordun ama olmadı. Uçmuştum ben.

Evet dedik. Aile cüzdanımızı elimize aldık. Sonra yok oldu. Masaları gezdik. En iyi damat ve gelin dalında Oscar ödülü aldık. Ne kadar güzel bir sürprizdi… Sanki o andan sonra yavaş yavaş hızlandı gecemiz. Artık karımcım diyordum sana ama biliyorsun ki telefonumda aylardan beri senin adın yerine karımcım yazıyordu zaten. Hazırdım ve herzaman olmasını istediğim şeydi bu. Oscarımız vardı ve o da bir anda kayboldu. Sırayla herşey hızlı hızlı oluyordu.

Arkadaşlarımız yanımızdaydı. Ailelerimiz yanımızdaydı. Herkese bir kadeh kaldıralım dedik ve biraz da konuşmamız gerekiyordu. Aptallık işte ben birşeyler hazırlayamadım. Hazırlasam bile zaten söyleyemezdim. Sen birşeyler söyleyecek gibi oldun ama ağladın. Bense senin ağlamadan önce söylediklerini tekrarladım. Herşey ama herşey süper birşekilde devam etti. Danslar edildi. Zaman hızlandı.

Dj Beno… Yanı aslında her konuda bize yardım eden arkadaşımız. Her konuda hazırlık yaptı ve bize destek oldu. Sağolsun onun yardımlarıyla süper oldu ve süprizler konuşuldu. Köpüklü karlar ve kameramanın röportajları hep sürprizlerin en başında olan şeydi. İşte müziklerini çaldı o ve dediğim gibi gece mükkemel bir şekilde hızlandı. Pasta geldi bir ara sanki orada da coşmuştuk zaten. Herkes sarhoştu. Babam ve kardeşim de dahil olmak üzere müthiş bir coşku vardı. Biz ikimiz ne olduysak yerimizde duramadık bir o tarafa bir bu tarafa… Seni kaybettiğim anlar da oldu. Ama hep yan yana gelip şirin şirin danslar ettik.

Gecenin sonu nasıl geldi. Nasıl sonlandı o gece inanılmazdı. Herkes bir anda yok oldu. Senle birlikte şarkı söyledik ve bitti gece… Pert olup koltukta yatanları görünce hem üzüldüm hem sevindim. Demek ki çok eğlenmişler ki çok içmişler bu hale gelmişler dedim. Lena’ya da yazıktır serumluk olmuş. Gecenin sonuna kalan büyük akrabalarımızın sarhoş olması inanılmazdı.

Evet evet en sonunda baş başa kaldık ve odamıza çıktık. O kadar yorgunduk ki karnımız deli gibi aç olmasına rağmen uyuya kalmıştık. Aslında siparişimizi vermiştik ve kapı çalınınca uyanıp kocaman 200 gram kıymalı hamburgerimizi yemeğe doyamamıştık. Gecenin kritiğini bile yapamadan hamburgerin vermiş olduğu doyumla uyuya kaldık tekrar.

Sabah gözümüzü açtığımızda çok farklı bir gün oldu benim için ve senin için… Karı ve Koca olarak ilk defa bir sabah geçiriyorduk. Yorgunluk ve içki hala bünyemizdeyken  kalkıp evimize gitmek zor gelse bile ayaklarımız kendiliğinden gitmek istiyordu. Karı ve Koca olarak ilk defa evimize girecek ve evimizde gerçek anlamda zaman geçirmeye başlayacaktık.

24 Eylül’de bir aşk öyküsü mutlu bir sonla tekrar başladı. Bir baktık zaman bugün oluvermiş. Mutlu olmak ve huzurlu olmak sadece doğru eşleşmelerle gerçekleşir. Zamanın bu kadar hızlı akmasının sebebi de bu olsa gerek değil mi aşkım? Biz bu hızla birlikte cennette gitsek ve sonsuza kadar yanyana kalsak. :)

Seni çok seviyorum aşkım… Ben senin kocan oldum dimi? Biz evliyiz artık biliyorsun dimi? İnanabiliyor musun? Evlenmeden önce karnımızda kelebekler kanat çırpıyorken şimdi etrafımızda aşk melekleri kanat çırpıyor…. Yüzükler sola geçti. Mujks…

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (1 vote cast)

evlilik ve kurallar

Bepanthol tarafından Temmuz 5, 2011 tarihinde yazılmıştır.

İşimin tam ortasında kafam öyle böyle değil karman çorbanken bana o kadar güzel bir e-posta attın ki aşkım. Yemin ederim aşkım herşeyi bıraktım ve içimden burada yazmak geldi. Bir anda beynim herşeyiyle silindi. Kaldım böyle. Düşündüm. Düşündüm. Yazıyorum şimdi.

Nasıl denilebilir ki! Hiçbirşeyin kuralı yok aslında. Kurallar aslında tutucu bir zorlama. Kurallar insanları yapmak istemedikleri şeylere zorlayan direten kelepçeleyen zincirlerden hiç bir farkı yok. Aşkın, sevginin, tutkunun saygının ve bunun gibi bir çok değerin nasıl kuralları olabilir ki!

Can Dündar aşağıdaki yazıyı yazarken nasıl bir içtenlik sunmuşsa ben de aynı şeyleri hissediyorum. Burada ne kadar kendi hayatını anlatmışsa, bizi de bir o kadar anlatmış. Sadece “Ne kavgalar, ne badireler atlattık 17 senede…” kısmına henüz gelmedik. Ama eminim ki o zamana geldiğimizde de aynı şeyleri yaşayacağız. Kavga edebiliriz yeri geldimi fakat birbirimize sarılarak aynı yatakta sarılarak uyuyacağız. Ama aşkım bunu unutma ki biz onun anlatığı kuralların dışında daha büyük kuralları kırıp geçtik. Onun için biz güçlüyüz ve birbirimize daha da kenetli bir şekilde mutluluğumuzu paylaşacağız…

“Evlilik… inanmadığım halde içerisinde 17 seneyi bitirdiğim bir kurum benim
için… 17 senede (abartmıyorum) 40 çift arkadaşımın son verdiği kurum ayni
zamanda da…
Evliliğimin bu kadar uzun sürmesinin gizi, belki de kuruma inanmamaktan
geçiyor.
Evliliği toplumun dayattığı şekilde yasamamaktan…
Nedir bu dayatmalar?
Erkeğin muhakkak kadından yasça büyük olması , eğitim seviyesinin erkeğin
lehine yada en azından eşit olması bunların sadece ikisi…
Olmaz,yürümez diyor toplum…
Erkek yaşça büyük olmalı ki, kadına ‘höt’ dediğinde oturmalı kadın…
Ya da yumuşatıyorlar;
Efendim kadın erkekten önce çöktüğü için (hani doğum felan) küçük olmalıymış
yaşı…
Eğitimde de böyle..
Kadının çok okumuşu bilmiş olurmuş, evde kalmakmış layıkı ….
EŞiM BENDEN 2 YAŞ BÜYÜK; ne ‘höt’ dememe gerek kaldı 17 senede, ne de
benden önce çöktü…
Yıllar içinde ben yaşlandıkça o gençleşti,
-’Ooo Can bey kapmışsınız çıtırı ‘esprilerine muhatap dahi oldum.
EŞiM 3 ÜNiVERSiTE BiTiRDi; ben bi taneyi 9 senede bitirdim..
Ne o bana bilmişlik tasladı , ne ben ona ezik baktım…
Kulağa gelen müzik tekse de, onu oluşturan notalar farklıdır der
Halil Cibran…
Bunu unutmadık biz.
Ben konuşurken o dinledi, ben dinlerken o konuştu 17 sene. O öfkeliyken
ben, ben öfkeliyken o ‘haklısın bitanem…’dedik,
Öfke bitip fırtına durulduğunda ‘ama bi de böyle düşün’ de dedik fikrimizi
savunurken.
Farklı insanlar olarak görmedik birbirimizi, aynı amaç için savaşan
neferlerdik bu hayatta…
Asla bilmedik ne kadar para kazandığımızı, ortak cüzdanımızdan gerektiği
kadar aldık..
Ne kadar çalarsa çalsın masanın üstünde telefon, kim bu saatte arayan karşı
cins diye sorgulamadık da ama…
Sevginin en büyük dostuydu bizim için ‘güven’… Ve güvenin ardına
saklanmış bir ’saygı’ vardı daima…
Ne kavgalar, ne badireler atlattık 17 senede…
Eee ülkeler neler gördü, biz çekirdek aile mi sütliman yaşayacaktık…
Bir gün öyle bir girdik ki birbirimiz e, ben ilk kez odamın
dışında yattım bi gece, misafir odasında…
Gece yarısı kapı açıldı eşim;
-Ne yapıyorsun burda?’ diye sordu kapının eşiğinden, ‘uyuyorum’ dedim buz gibi bi sesle…
Gitti, gelmesi 1 dakikasını almıştı elinde yastıkla… ‘kay yana’ dedi
daracık yatakta. ‘ne yapıyorsun?’ dediğimde ‘benim yerim senin yanın, sen
gelmezsen ben gelirim’ dedi…
Anladım ki o gece, en uzun kavgamız yatak saatine kadar sürecek…
Ve bence doğrusu da bu… Özen gösterdik o günden sonra, evin her yerinde
kavga ettik, yatak odamız hariç..
Kırsak da zaman zaman kalplerimizi, asla kin tutmadık birbirimize…
Toplum kurallarıyla oynasaydık bu oyunu belki de 41 inci
çift olacaktık o listede…
Ama oyunun kurallarını biz koyduk… Nede olsa bizim
oyunumuzdu, oynanan…
Evlilik; hesapsız içine dalınması gereken bi oyun bence…
Topluma kulaklarını tıkayarak hem de… Ne benim, ne de
bizim sözlerimizle…
Sadece gönlünüzden geçtiğince… Dediği gibi Ataol Behramoğlu’nun ;
‘…Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mi büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün
Evrene karışırcasına.Çünkü ömür dediğimiz şey,
hayata sunulmuş bir armağandır.Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana…’”

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (1 vote cast)

24 Eylül IT IS!!

CherryBlossomGirl tarafından Haziran 4, 2011 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım çok heyecanlı süreçlerden geçiyoruz. 11-23 Mayıs Cannes’da olacağım için demiştik ki, döndüğümüzde hemen şu evlilik tarihini resmi olarak alma işlemini halletmemiz gerekiyor. Ya geç kalırsak, nasıl yapılıyor bu işler vs vs diyerek de biraz paniktik ikimiz de. Sonunda dün (Cuma) izin aldık işlerimizden ve sabahın köründen itibaren uğraşmaya başladık başvuru belgelerini tamamlamak için. Önce gittik ciğer röntgenimizi çektirdik. Sıra falan yoktu. İşlem olarak da 1 dakikalık bir iş zaten, hemen bitti ama işte sonucunu saatler sonra veriyorlar. Sonra Kızılay’a gittik kan vermek için. Ben orada biraz heyecanlandım itiraf edeyim çünkü gereksiz şekilde aç gittik oraya, iğne, kokusu vs de beni kötü etkilediğinden, ya başım dönerse bayılırsam dedim ama ne acı çektim ne de başım döndü, herşey yolunda gitti. Kan tahlil sonuçlarını almak için de vaktimiz vardı ve kahvaltı edelim dedik.  Kadıköy’de çok güzel bir köşkü cafe yapmışlar, onun bahçesinde Van Kahvaltısı ettik. Karşımızdaki binanın duvarına bir baktım ki ne gördüm, işte aşağıda:

mkalpi

Sanki bizim için yapılmıştıı :)

Neyse sonra koştur koştur sonuçlarımızı aldık. Tabii 43820403 tane vasıta, bir sürü kan ter ve gözyaşı eşliğinde. (gözyaşı lafın gelişi, gülmekten ya da:)) Sonra bu belgeleri aile hekimlerimize götürüp onaylatıp, sonunda kadıköy evlendirme dairesine gidip başvuru için beklemeye başladık. Sen orada epey heyecanlandın bekleme sürecinde. Eksiğimiz varsa Pazartesiye kalır, panik yapmayalım diyen sen orada acayip panik oldun, bense açıkçası pek farkında değildim olan bitenin, çok yorgundum ve aman işte vericez ok dicekler ne var bunda modundaydım. Fakat hiç de öyle olmadı.

Bizi çağıran memur, tesadüfen senin arkadaşlarının nikahlarında sesiyle dikkatimizi çeken bir nikah memuruydu ve bize de o denk geldi, ona denk geldiğimiz için bizim nikahımızı da o kıyacakmış. O anda bir heyecan aldı beni çünkü hayal etmeye başladım, memurun o akşam bize soracakları vs… gözümde canlanmaya başladı. Sonra belgelerimizi aldı, eksik birşey yoktu. Bana kızlık soyadımı kullanıp kullanmayacağımı sordu, orada da bir heyecan oldu çünkü artık işin ciddiyetinin farkına vardım, somut birşeyler oluyordu artık, geriye dönüşü olmayan bir yol. Ben Melis Pirlanti olmak istiyorum dedim hiç düşünmeden. Sen de çok şanslıyım dedin:)

Sonra aile cüzdanımız çıktı ortaya, o da bizi epey şaşırttı, meğer onu satın alıp memura teslim etmemiz gerekiyormuş, ne bilelim biz:) Böylelikle nikah öncesi cüzdanımızı da görmüş olduk,o da ayrı heyecandı. Fotoğraflarımızın yan yana yapıştırılması da çok hoştu ama ikimizin de en heyecanlandığı an memurun ikimize de bir kağıdı imzalattığı andı. O an ikimiz de evlilik imzalarımızı atıyormuş gibi hissedip heyecanlandık. Yani adam o an bize herşeyi imzalatabilirdi sanki, biz o heyecanla bence okumazdık üstünde ne yazıyor :) ))

Sonunda 24 Eylül 2011 saat 21:00′de nikahımızın kıyılacağı kesinleşti ve oradan sevinç, heyecan, şaşkınlık, acemilik, mutluluk, aşk dolu hareketlerle çıktık.evlen2evlen1

Evleniyoruz aşkım! Çok heyecanlı! Önümüzde 3 ay filan var resmen! İnanılmaz anlar ve çok mutluyuz ikimiz de, allah bozmasın, nazar değmesin. Bizi yeni bir hayat bekliyor, kendi hayatımız.

Dünkü koşturmalarımızda da çok eğlendik, güzel bir gün geçirmiş olduk. Bir ara bir konuyu tartıştık ama bence o da iyi oldu. Aslında aşağıda yazdığın konunun bir kısmı bu. Biz birbirimizi o kadar çok seviyoruz ki her saniye birlikte olmak istiyoruz ve keşke olabilsek ama işte hayat bazı koşuşturmalara sürükliyor bizi. Fransa, Fransızca dersi alma fikrim, çeviri yapmak istemem, yüksek lisans yapmış olmam. Bu koşturmacalarım ve yoğunluklarım seni iki yönden üzüyor bazen. Hem birlikte geçirebileceğimiz zamanlardan çaldığı için hem de bu süreçlerde yorgunluktan söyleniyor olmam. Bana kıyamıyorsun biliyorum aşkım ama inan bana ben maymun iştahlı biri değilim. Evet birden çok şey yapmak, birçok şey yapmak istiyorum ama bunun bir sebebi var. Zamanında yapmam gereken bazı şeyleri, bazı özel sebeplerden erteledim ve içimde kalan şeyler var, bunları da zaman varken yapmak istiyorum. Bu resim kursuna gitmek, gitar kursuna gitmek, dünya turuna çıkmak gibi ütopik ve gelip geçici hevesler değil, inan bana. Kitap çevirmek isteğim, fransızca öğrenmek isteğim, spora yazılmam, bunlar hep gerekli şeyler, evet biraz fazlalar ve beni yoruyorlar. Bazen ben de kendime , aman be, yapmasam ölür müyüm, herkes ne rahat, bana rahat batıyor diye kızıyorum ama sonuçları hep iyi oluyor aşkım. Bunları konuşmuştuk biliyorum ama buraya da yazmak istedim, sen bana yorulduğumda , isyanettiğimde, haklısın aşkım, he aşkım de geç ama bil ki sonunda güzel şeyler olacak. Ve elbette bu koşturmacalarım da zamanla azalacak çünkü  başka sorumluluklarım olacak, belki çocuğum olacak, o zaman zaten en büyük hobim çocuğum olacak eminim:)

Sen de dün sana bunları anlattığımda bana hak verdin, belki biraz bencillik ettim, bir de söylenince sen, kıyamıyorum dedin, bunlar benim çok hoşuma gitti aşkım, işte insan aslında herşeyi konuşa konuşa çözüyor.

Hep böyle güle oynaya,tartışa öpüşe, güzel günlerimiz olsun birlikte. Seviyorum seni deli adam:)

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (3 votes cast)

kasım: paris, sürpriz ve mutluluk ayı

CherryBlossomGirl tarafından Kasım 18, 2010 tarihinde yazılmıştır.

Canım aşkım gene pressyadoyu çok boşladığımızı hatırlatarak hemen konuya giriyorum.

İş dolayısıyla bir haftalığına Paris’teydim Kasımın başında. Vize kuyruğunda birlikte yaşadığımız sancılı anları herhalde hiç unutmayacağız değil mi? Artık AB mi olur YZ mi olur bilemem ama ben bu vize olaylarından çoook sıkıldım. Paris Orly’e vardığımda polislerden gördüğüm muamele de cabası… Neyse, yağmur çamur demeden haftasonu gezdiğim, haftaiçi de mynet’imsi bir ortamdad çalıştığım bir bir haftaydı. Benim için çok değişik ve güzel bir deneyimdi. Hatta şu an evde oturmuş bunu yazarken bir an inanamadım, yani taa Paris’lere gittim, tam bir hafta geçirdim de geldim neredeyse ay bitecek… Nasıl oluyor da oluyor??

paris

 

Gelmeden birkaç gün önce konuşurken bana şey demiştin, Cumartesi akşamı için biryere rezervasyon yaptırdım, yemeğe çıkalım, hem birbirimizi çok özledik, hem zaten 23. ayımız doluyor, onu kutlamış olalım. Hatta şık şık giyinelim dedin, o kadar hoşuma gitti ki, bayıldım böyle içim içime sığmadı. Ne tatlı aşkım var yaa diye düşündüm.

Perşembe akşamı geldim Türkiye’ye. Cuma gene işler toplantılar yoğunluklar offf fena bir gündü. Cumartesi bu yüzden geç kalktım ve annemle neredeyse bütün gün tembellik yaptık. Akşama doğru da kuaföre gittim. Arada senle konuştum, sende işten çıktığını, yorgun olduğunu, biraz Neşe’ye gidip tembellik yapacağını, daha sonra yedi gibi beni almaya geleceğini söyledin telefonda.

Altı buçuk gibi geldin. Ben tam hazır sayılmazdım, birşey arıyordum odada. O arada çekmecemde bir yüzüğümü buldum, hazır şık şık giyiniyoruz, şunu da takayım dedim. Hazırlandım ve bindik arabaya gidiyoruz, sen yüzüğümü farkedip, hiç sevmiyorum bu yüzüğünü dedin, ben çok şaşırdım, gümüş, gayet sade, üzerinde belli belirsiz bir taş olan, teyzemin aldığı bir yüzük. Niye ki dedim, biraz da bozuldum. Sen işte taşı gerçek mi ki filan gibi şeyler söyledin ben hiçbir anlam veremedim.

The Marmara’ya geldik, en üst katındaki lokantada yer ayırtmıştın. Harika bir manzara eşliğinde yemek yedik. Herşey çok normal ve çok güzeldi. Hatta bir ara o kadar güzel sohbet ettik ki, kızma ama şaşırdım. Yani aktı resmen böyle uzun uzun çok güzel bir sohbet ederken ben bir yandan yüzüğümle oynuyordum farkında olmadan. Birden yüzük elimden fırlayıverdi! Yere düştüğü anda sen BÜYÜK ADAMIM BEN YA diye bağırdın, bak hazır çıktı, çantana koy dedin. Ben iyice kızıp, ya ne alaka deyip gene taktım.

Şarabımız bitmek üzereyken sen artık yavaş yavaş kalkar başka yere geçeriz dedin. Ama ben bir anda bir kadeh şarap daha istedim. Sen böyle sinir oldun biraz, ya kalkıyorduk? dedin. Amaan içerim kalkarız dedim ben. Hesabı ödememize az kala sen bir tuvalete gidip geleyim kalkalım dedin, ben o arada garsonu görünce hesabı isteyiverdim. Bunu gören sen acilen bana kredi kartını ve bilgilerini verip, hatta bahşişi dahil ekleyip apar topar tuvalete (?) gittin. Ben de gayet normal hesabı ödedim, seni bekliyorum. Gelmen biraz uzun sürünce fotoğraf makinemdeki foto ve videolara bakmaya başladım. Fransa’da çektiklerim vardı ve bir videonun çok hoşuna gideceğini düşündüm, sen gelince hadi kalkalım dedin ama ben, dur ya bir otur şu videoyu izlesene dedim. Sen iyice çıldıracaktın artık, gittiğimiz yerde bakardık?diyor, bir yandan da kavga çıkmasın diye karşı da koyamayıp izliyor, ama biraz debeleniyordun. Ben tabii hala bir anlam veremiyorum bu acelene. En sonunda baktım ilgiyle izlemiyorsun, kalkalım dedim. Sen bana otelin içinde alt katlardan birinde bir cafe olduğunu, oraya gideceğimizi söyledin asansöre binerken. Hafif şarabın etkisiyle açıkçası çok da kendimde değildim, yani bir mantık kuracak durumda değildim ve güle eğlene, ne cafesi yaa diyip seni takip ettim. 14. katta indik ve sen birden bire bir otel odasının kapısını açtın!!! Ben ne oluyor dememe kalmadan içeri bir girdim, aman allahım!!!!

The Marmara’nın bir odası.. Evet.. Ama odanın her yerinde, evet herrrr yerinde, deliler gibi dağıtılmış şekilde – yatakta, televizyonun kenarlarında, ayna köşelerinde, masalarda sandalyelerde yerlerde –  bizim fotoğraflarımız yer alıyordu!!! Hem de içinde gül yapraklarıyla!! Yatağın üstündeki fotoğrafların arasında pembe güllerle yapılmış bir kalp şekli bile vardı!!!

DSCN0115

Şaşkınlığımı anlatmama kelimeler yetmez. Zaten gerek de yok çünkü sen bir yandan bu anı kameraya alıyordun. Hem de gizli kameraya!!! Meğer tuvalete diye çıktığında odaya çıkmış, özenle gizlediğin kamerayı çalıştırmışsın ki biz içeri girdiğimizde, her anımızı kaydetsin!!!

Videoyu izledik sonrasında. Ben birkaç dakika donup kalıyorum. Sonra da naptın sennn canım benim cümlelerini 90594095435 defa tekrar ederek, hüngür şakır ağlıyorum, dakikalarca uzun uzun ağlıyorum. Gören de kötü birşey oldu sanacak!! İzlerken komik oluyor ama ya o anda yaşadıklarımız:)) Ben odaya bakar şaşırırken sen bir sürpriz daha var diyorsun ama ben seni adeta duymuyorum sana sarılıp naptın sen naptın sen derken artık beni kendime getirmek için beni itip sana bir sürprizim daha var diyorum, diyorsun ve bir kutuyu açarak benimle evlenir misin diyorsun!!!!

Ben yüzüğü görünce gene canımmm çok güzell diyip ağlamamı arrttırıyorum. Uzun bir süre, bu fevkalade soruya cevap bile vermemişim ya!!:)) Şaşkınlıktan, adeta sarhoşum! (tamam şarabın da etkisi var ama şaşkınlık sarhoşluğu hiçbirşeye benzemez :) )

Neyse sonra kamerayı kapattık ve tek tek fotoğrafları toplayıp baktık, iki senenin anılarının sığdığı bu fotoğraflar mükemmeldi. Bir yandan şampanyamızı içerken bir yandan da aşkımızı konuştuk.

Aşkım bana hayatımın en güzel sürprizini yaşattın. Fotoğraflara mı sevineyim, bütün gün ne yaptığınla başlayan, benim şaşkınlık anlarımla biten o kamera kaydına mı, toplu olarak bu fikrine mi, yüzüğe mi yoksa teklifine mi??

Evet aşkım, evet, seni çok seviyorum ve sana kocaman bir EVET!!

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (2 votes cast)

melih cevdet anday’a göre evlilik

Bepanthol tarafından Mayıs 5, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım, Perihan çok güzel bir e-posta göndermiş. Ben de senle paylaşmak istedim. Hep genelde saçma sapan forward e-postalar gelir ama arada içersinde çok güzel bir şeyler çıkar. Perihan’ın gönderdikleri dışında tabii. :P Bende onun forward e-postalarını takip ediyorum. O da bizi takip ediyor. :) İşte aşağıda gelen e-posta yorumunu çok merak ediyorum.

evlilikMelih Cevdet Anday’a sormuşlar ‘evlilik nedir?’ diye.

“Eskiden demiş, kız tarafının ve oğlan tarafının ailesi biraraya gelir, yeni çiftin kuracağı yuva için beraber hazırlık yapılır, beraberce yeni ev düzülürdü. Tabi o zamanlar evler genelde bahçe içinde müstakil evlerdi. O yüzden buna ‘evlenmek’ denirdi. Şimdi ise yeni evliler apartman dairelerinde yani katlarda oturuyorlar, bu yüzden artık evlilik ‘katlanmaktır’ demiş.”

Bir iki nesil öncemize kadar evlilikler genel anlamda görücü veya tanıştırma usulü ile oluyordu. Bir şekilde erkek tarafı kızı istiyor ve bir şekilde baba evet diyip kızı veriyordu. O zamanlar evlilikler daha saygın bir şekilde gerçekleşiyordu. Ne kadar geri kafalı olarak gözüksede evlilikte ilk görüşte aşk yada bir anda sevgi olmuyordu. Fakat bir saygı oluyordu. Babam demişse bir sakınca yoktur düşüncesi ile kız, erkeğe varıyordu. O saygı ile ev kurulup daha sonra sevgi ve aşk gelişiyordu. Bu ne kadar garip gelsede bize, biz ise tam tersi konumundayız. Kızda erkekte istediği ile birlikte olup bir ilişki içerisinde bulunabiliyor özgürce. İlk önce aşk ve sevgi geliyor. Düzgün ilişkilerde bu saygıya dönüşüyor. En sonunda evliliğe gidiyor belki de. İki kişinin bir anda aşk ve sevgi ile tutulduğu evlilik ama daha sonra “katlanma” oluyor. Bunu kesinlikle genelleyemem ama sanki bir şekilde rahatlık mı ne batıyor. Ne kadar garip…

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (4 votes cast)
pressyado.com teknik özelliklerini geliştirmeye devam ediyor...