Etiket bulutundan seçilmiş giri ‘film’

okan bayülgen’in programındaydık

Bepanthol tarafından Şubat 13, 2010 tarihinde yazılmıştır.

Evet aşkım geçen hafta çok değişik birşey yaptık. Ben ilk defa bir televizyon programına gittim. İlk olduğunu söylememiştim belki şimdi söyleyivermiş oldum. Çok eğlenceliydi ve beklentilerimin çok üstünde çıktı. Doğruyu söylemek gerekirse Okan Bayülgen çok sempatik bir insan gibi gelmiyordu ilk başlarda. Hatta senin gibi tutkulu birşekilde hergece izleme sevinciyle yanıp tutuşmuyorum. Biraz büyüklük taslaması bazı konularda da garip olması beni şaşırtıyordu. Sonuç olarak canlı canlı gözlerimin önünde bir televizyon programının arka planında neler olup bittiğini çözmüş oldum. Yani çözmek aslında doğru olmaz. Merakımı yenmiş oldum.

disko kralı
Çok karmaşık. Evet çok karmaşık. Ama o kadar alışılmış ve ezberlenmiş bir durum haline gelmiş ki Okan Bayülgen’in Disko Kralı programı. Çok karmaşık olmasına rağmen herkes ne yapacağını o kadar iyi biliyor ki. Şaşkınlık verici. İşini bilmek demek herhalde bu oluyor. Kamera karşısında olan Okan Bayülgen çok başarılı ve programı akıtıp götürürken aslında en büyük desteği arka plandaki yapımcısı yada yönetmeni yapıyor. Bir elinde telsiz bir elinde cep telefonu ve kafasında kulaklıklı mikrofon. Herkese komutlar veriyor ve bazen Okan Bayülgen’e de. Şaşırdım.

Aşkım ben geçen hafta çok eğlendim ve çok mutlu oldum ailenden biriyle tanıştım. Teyzeni daha öncede NTV’de izlemiştim. Şimdi televizyonda değil canlı canlı Disko Kralında izlemiş oldum. Gerçekten çok heyecanlandım ve güzel geçti. Bir de sizin Ajda Çanta dükkanınızın reklamını yaptı. İnşallah faydası dokunur ve işleriniz açılır. Bu arada Okan Bayülgen’i çok sevdim. Aslında çok doğal ve kamera arkasında çok sıcak bir insan olduğunu numara yapmadan herkese gösterdi.

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

filmekiminde şark oyunlarını seyrettik

Bepanthol tarafından Ekim 27, 2009 tarihinde yazılmıştır.

filmekimiGeçen sene ilk defa seninle ve senin sayende film festivaline katılmıştık. Sadece bir film izlemiştik oda Milk filmiydi. Orada da biraz geç kalmıştık sanki ondan bilet bulamamıştık diğerlerine. Bu sefer de filmekimi için biraz geç kaldık ve biletini bulabildiğimiz tek film olan şark oyunlarına gidebildik.

Film diğer festivallerinde merkezini olan Emek sinemasındaydı. Film izledikten sonra Emek sinemasını çok sevdiğime karar verdim. Daralmıyorsun sıkılımıyorsun. Tavan üzerine üzerine gelmiyor. İçeride her zaman oksijen var. Yani tamamiyle doğal bir yapıda film izleme keyfine ulaşıyorsun. Şimdi diğerleri kötü mü? Hayır elbette değil ama içeride gerçek oksijen yok. Bundan kastım şu genelde bir alış-veriş merkezinde ve içerisindeki havalandırma tamamen suni. Klima olsun bilmem ne olsun. Aşkım anlatabildim değil mi demek istediğimi? :)

Belki bu filmi başka bir sinemada izleseydik herhalde daralabilirdim. İlk başlardaki temposu epey ağırdı aslında bütün film bir ağırlık içerisinde ilerledi ama içten içe merak uyandıran şeyler yaratıldığı için filmde ağır giden tempo sanki daha hızlı ilerlemeye başladı. Bir de filmde Türk oyuncular olması ve filmin bir kısmında başka bir dil bir kısmında da Türkçe konuşulması çok ilginç geldi bana.

film ekimi şark oyunları bilet

Filmi bir güzel izledik.Sonuç olarak İtso karakteri İstanbul’a geldi ve film bitti. Ben şoklara girdim eee diye. O kadar merak etmişim ki ne olacak diye. İstanbul’a geldiğinde o kızla görüşecek sandım. Belki de böyle düşünmemizi istemiş yönetmen. Sen de zaten orada şaşırdığımda e bu sanat filmi dedin. Sanırım bağzı filmlerin böyle bitmesinde hiç sakınca christo christovyok. Hatta devamını hayal etmek daha zevkli olabilir. Ama bu sanat filmleri biraz daha aksiyonlu ve biraz daha espirili olsa benim gibiler için daha iyi olabilir.

Asıl sana anlatmak istediğim şey aşkım senin de ilgini çekeceğini ve şaşıracağını düşündüğüm mesele şu. Hani film bitince Christo Christov (Itso) anısına ölüm 2008 yazdı ya.. İşte biz film karakterinin anısına yapıldığını düşünmüştük. Ve direk adam İstanbul’a geldi ve öldü acaba ne olmuştur falan diye filmin sonunu daha da derin noktalara getirmiştik. Fakat mesele o değilmiş aşkım. Maalesef baş rol oyuncusu olan Christo Christov bu film bittikten sonra ölmüş. Şok değil mi?

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

51. gezegen

Bepanthol tarafından Ekim 11, 2009 tarihinde yazılmıştır.

uzak ihtimal filmAşkım geçen hafta pazartesi ya da salı bir gün işte, sinemaya gittik yine davetli olarak. Blogger’lara özel film gösterileri bu zamanlarda epey popüler oldu. Biz de bundan çok güzel bir şekilde faydalanıyoruz açıkçası. Aslında sen Beyazperde.com’da yazarlık yaptığın için devamlı basın gösterilerine davet ediliyorsun. Bu biraz benim şansıma oldu desek daha doğru olur. Keşke beni de çağırsalar ben de gelsem diyerek böyle imkana dahil olmak sevindirici. Uzak İhtimal diye bir film izledik. Senin deyiminle sanatsal bir film. Sanatsal film adı altında yapılan bazı filmler epey sıkıcı olur ve bir sonuca bağlanmaz öyle kalır demiştin. Eee dediğin gibi de oldu. Sonunda tren gitti ve ne oldu bitti belli değil işte. Ama aynı zamanda eğlenceliydi. Güldük bir çok noktada. Bir müezzin ile bir rahibe arasındaki iletişimi konu alıyordu. Arada bir aşk var mı yok mu anlaşılmıyordu. Ama ben aşk var diye hayal ettim.

Genelde seninle en çok yaptığımız aktivite sinemaya gitmek gibi aklımda yer etmiş. Şimdi düşünüyorum da Marmaris’te tatile gittiğimizde bile sinemaya girmiştik. Çok güzel bir film izlemiştik : Terminatör. Ben onun dizisini de izliyordum. Eminim sen dizisini izlesen hayran kalırsın. Başka bir dizide bu kadar aksiyon ve efekt olacağını sanmıyorum. Ben indirdiğim dizilerin bozulmasından sonra küstüğüm için bütün dizilerim gibi bu dizim de yarım kaldı. gezegenFilm ile pek bir alakası yoktu. Sinemada film başlamadan önce hep böyle şirin sohbetlerimiz oluyor seninle. Hiç dikkat ettin mi bilmiyorum ama bu yazıyı okuduktan sonra dikkat edersin. Sen sinemada olduğun için mutlu oluyorsun ve şirinlik yapıyorsun. Ben de sana ayak uyduruyorum. Bir çok isteği olan şirin kız çocukları gibi oluyorsun ve yanakların elma şekeri gibi kızarıyor. Hele bir de elinde lolipop veya patlamış mısır olsa. Ham hamlıksın.

Şimdi hatırlatmak için yazıyorum buraya ki gözünün önüne getir. Kabul ediyorum ben de biraz şirinlik yapıyorum sana böyle birlik beraberlik içerisinde çok güzel şeyler doğuyor. Sen bana dedin ki “sen nereden çıktın hangi gezegendensin?”. Ben de hemen dedim 51. gezegen. Şimdi ben nasıl uydurdum bu sayıyı nereden çıktı? Benim uydurmama göre, aslında 51 tane gezegen varmış ama 38. gezegende kötü insanlar varmış ve en sonunda patlamış. Eee patlayınca 51. gezegen 50. gezegen olmuş. Sen biraz şaşkınlık içerisinde kalmışken film başladı. Ama benim içimde hayal devam etti bir süre daha, o sırada filmde bir kadın doğum yapıyordu ve kadın ölünce benim hayalim de bitmiş oldu.

Buralardan hep çağrışımların bizi yönlendirdiğini düşündüm. Hala daha düşünüyorum. Yani ben senin bana önerdiğin Küçük Prens kitabını okumuştum ve oradaki gezegenlerin beni bu kadar etkilemiş olabileceğini düşünmemiştim. küçük prensYani çok etkileyici bir kitap kabul ediyorum. Özellikle şu kısım: “Yıldızlardan birinde ben yaşıyor olacağım. Ben gülüyor olacağım bir tanesinde. ve geceleyin gökyüzüne baktığında bütün yıldızlar gülüyor gibi olacak… Yalnızca senin gülen yıldızların olacak!” Aslında benim de ufak hikayelerim olurdu küçükken. Odamda sandalyelerden ev yapardım üstüne örtü sererek içinde yaşardım. Çok fazla hatırlamıyorum ama tek kelimeyle çok derin bir hayal gücüm vardı. Küçücük bir odanın içerisinde kocaman bir ev vardı. O bir gezegen de olabilirdi. Bahçesindeki köpekler ve balkonundaki çiçekler aynı zamanda Küçük Prens’in volkanları ve fanus içindeki çiçeği de olabilirdi.

Sonuç olarak çocuk olmak ve çocukluğuna herkes dönmek ister. Fiziksel olarak bunun için artık çok geç. Fakat içsel olarak bu mümkün. Bence herkesin içinde bir çocuk kalmalı. Çocukla çocuk olunmalı. Gerekirse, bir ortam buna müsaitse bu yaşatılmalı. Evet ben bazen çok çocuksu oluyorum ve bazen de belki ayarlayamıyorum. Ama ne yapabilirim ki o zamanlara ancak böyle geri dönebiliyorum. Belki bir gün ikimiz de yıldızlara baktığımızda çocukluğumuzu izleriz.

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (2 votes cast)

derlenelim toparlanalım derken hatıralar çıktı içinden

Bepanthol tarafından Ekim 6, 2009 tarihinde yazılmıştır.

baharAşkım ben de uzun zamandır buraya yazmıyordum. O kadar çok şey yazmak istedim ki hepsini sırayla yazacağım. Tabii hepsini ayrı başlıklar altında anlatıp paylaşmak çok daha güzel olacak. Böyle konular birbirine girip karışmasın zaten herşey karma karışık bu zamanlarda toparlanalım. Derlenip toparlanıp diyorum çünkü senin bu aralar yapmakta olduğun şeyler çok hoşuma gidiyor. Bu yaptığın olayı ben eskiden çok yapardım her yaz bitişinde son baharın ilk periyodunun sonlarına doğru.

Son iki senedir yapmadığım şeyi sen yapmaya başlayınca her zamanki gibi senden kıskandım ve birşeyler yapmaya karar verdim. Ne kadar da toplu gözüksede aslında herşey dolapların içine sıkışmış durumda. Onları toparlamak neydi ne değildi diye ayrıştırmanın zamanı geldiğini düşündüm. Sana çok belli etmeden bu işlerimi tamamladım. Ve ortaya 3-4 sene önceden kalma film arşivim ortaya çıktı. Ne kadar çok film seyredik ve bunları saklamışım inanamadım. Hepsini tek tek kontrol edemedim. Bozulmadıklarını umuyorum deli filmler var inanamazsın. Hani benim de öyle bir özelliğim varya izlediğim filmleri unuturum ve bir daha izlediğimde sanki ilk defa izlermişim gibi hisederim. Aslında hiç unutamadığım bir film olduğunu keşfettim o arşivimi kurcalarken. Memento…

memento

Aslında kim oynuyor kim yönetmişti falan hepsi aklımda gitmiş tabii ama merak edip imdb.com web sitesine biraz bakındım. Christopher Nolan yönetmiş. Bu filmden sonra Batman serilerinin de yönetmenliğini yapmış gerçekten epey bir şansı açılmış bu konuda. Fakat zaten şans demek yanlış olur yani başarılı bir adam bu adam bütün çevirdiği filmler epey konuşulmuştu zaten. Özellikle The Dark Night yılın en iyi filmiydi geçen sene.

Bu arşivleri kurcalarken bir sürü filmleri daha buldum ama teker teker adlarını yazmaya gerek yok hani bunlar 2000 senesinden 2006 senesine kadar olan periyotlardaki izlenmesi gereken en iyi filmlerden oluşuyor inan ki. Ben de şaşırdım kendime vay be nasıl filmleri arşivlemişim. Elbette eski filmler de var Quentin Tarantino’nun özellikle. Bu divx’ler çok popüler olmuştu internet ortamında film paylaşımları falan. O zamanların trendine ben de uymuşum işte.

Neyse diğer bir dolabımdan da 1997 yılında 1 aylık tatilimden kalma anıları buldum. O sene ailemden ilk defa bu kadar uzak kalmıştım. İsrail’e gitmiştim. Gezmediğimiz yer gitmediğimiz dağ tepe ve çöl kalmamıştı. Ülkenin kuzeyinden güneyine kadar 10-12 kişilik bir grup ve özel koruma komandolarla çok güzel yerler görmüş olduk. Hatıra olarak heryerden birşeyler toplamıştık almıştık falan. Fakat birçok şey hatırladım ki onları bir türlü bulamadım. Fotoğraflar vardı. Onlara baktım insan bir garip oluyor eskiye dair şeyleri görüp hatırladığı zaman. Bazen o zaman dönmek istiyor ve ne güzeldi o günler diyor. İşte biraz çocukluk yıllarındaki o rahatlığa ve az sorumluluğa özenmek gibi birşey aslında. Çok fazla düşünmek zorunda olduğun birşey yoktu çünkü. İşte o gezi tatilimin bir hatırasınıda gittiğim yerlerden topladığım kaya örnekleriydi. Her kayanın nereden olduğunu hatırlayabilmek ve o kayaya nasıl dokunduğumu yine hissetmek çok güzel bir duyguydu. Kızıl kanyondan aldığım kızıl bir taşın elimi yine kızıla boyaması beni çok etkiledi.

kızıl kanyon israil

Şimdi şöyle düşünüyorum. Bizi biz yapan o güzel hatıralarımız. Bu hatıralarımız bizi oluşturdu ve yoğurdu bugünlere getirdi. Hatırlamak istemediğimiz bazı şeyleri de aslında birşekilde sildik ve uzaklaştık. Önemli olan bundan sonra güzel hatıralarımızla ve kötü hatıralarımızdan ders çıkartarak daha tecrubeli doğru adımlar atmak olsun.

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

sinema yazarlığı

CherryBlossomGirl tarafından Eylül 28, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım biliyorsun ben sinema üzerine yüksek lisans yaptım, sinema sektöründe çalışmış olsam da, daha sonra kendimi web şirketlerinde çalışırken buldum, edebiyat, sanat, sinema, basın, internet (çünkü yeni mecra bu) ilgi alanlarım ve işim gücüm haline geldi. Bu noktada beni en çok tatmin eden iş herhalde 9 ay süresince yapmış olduğum beyazperde.com site editörlüğü ve sinema yazarlığıydı. filmler hakkında kritik yazılarım orada gelişti ve pekişti. artık editörü olmasam da hala kritikler yazıyorum siteye. Siteye yazdığım ve yazmadığım kritikleri de kendi blogumda topluyorum. Erdal Kaplanseren sağolsun, Eylül ayı PCNet dergisinde blog tanıtımı sayfalarında benim bloguma da yer vermiş. Çok hoşuma gitti, gururlandım, bir de üzerine beni bu dergi aracılığıyla gören birkaç kişiden mail alınca iyice havalara girdim. :)

pcnetblog

Seninle de burada paylaşmak istedim aşkım dergide çıkan yazıyı. Bu arada blogumda yapmış olduğun header güncellemesi için ayrıca teşekkür ederim aşkım, bence hoş oldu. Belki bir süre sonra template’imi de değiştirmeye karar verirsem yardımcı olursun. :)

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

kalp şeklinde hamburger köftemiz

Bepanthol tarafından Eylül 13, 2009 tarihinde yazılmıştır.

happy moons logoAşkım aşkım evet bir ayı daha kapadık birlikte ve 9 dedik bugün. Bu güne özel o kadar çok şey yazmak istiyorum ki hepsini aslında bölüştürmek lazım ömüzdeki aylara. :P 9. ayımız mutlu ve kutlu olsun. Geçen diğer aylar gibi bu ayda bol bol dolu dolu geçer inşallah. Yeni umutlar güzel düşünceler ve muttlu hedeflerimiz aklımızdan eksik olmayacak yine. Bugün eylül ayının 13′ü. Daha öncede 13 uğursuz bir sayı hakkında yazmıştım. Evet uğursuz bir sayı olsada bizim için çok güzel bir sayı ve her ay 13′ü bizim için çok güzel geçti. Gelecek 13′ler çok daha güzel geçecek. Sevgim de hep artacak. :)

Bugünü diğer günlerden pek farklı geçirmedik veya geçiremedik maalesef. Diğer pazar günlerinden pek farklı olmadı. Fakat yine çok eğlendik. Film kritiği yazacağın için sinemaya gittik caddebostan kültür merkezinde. Oranın bulunduğu sokak benim için çok önemlidir. Babaannem bir süre o sokaktaki bir apartmanda yaşadı. Onu ziyarete gittiğim zamanlar oralar hep inşaat durumundaydı. Herhangi bir ara sokaktan hiç farkı yokken şimdiyse çok merkezi hareketli bir yer oldu. Farketiysen bağdat caddesi artık merkezi noktalardan ara sokaklara doğru bir yayılma gerçekleştiriyor. Örneğin bizim eve giden yol üzerinde restoran ve büyük bir market açılması bunu kanıtlıyor. Bir çok yerde de böyle bir hareketlilik var. Hani kriz var ama bitti sanıyorum bu kriz ve yatırımlar başladı. Kaç zamandır cadde tarafında dolaşmamıştık ve her sokakta farklı bir iki yer gördük. Neyse evimde uzaylı var isimli filmi izledik çıktık. Bize göre çok kötü ama 13 yaşındaki bir çocuk için çok güzel olabilecek bir filmdi. Yani bizlik değildi. happy :) Filmdeki en güzel sahne ki tabii  bizi etkileyen sahne ailenin barbekü yaptığındaki o hamburger köftelerinin bulunduğu görüntülerdi. Zaten bir anda aklıma bütün hamburgerciler geldi. Gözümün önünden hamburgerler geçerken film bitmişti bile. Bu arada kardeşim de bize eşlik ediyordu yine geçen gün ki gibi. Hepimizin canı benim de heveslendirmem ile birlikte hamburger çekti. İlk hedef elbette ki kızılkayalar oldu ki maalesef oradaki sıra bizi yıldırdı. İkinci hedef kızılkaya’da ise istediğimiz gibi oturamadık ve sıcaktı daraldık. Sonra bir anda happy moons fikri ortaya atıldı. Artık bir karar vermemiz gerekiyordu ve sonunda happy moons’a oturduk. Sipariş vermemiz çok uzun sürmedi çünkü ne istediğimizi biliyorduk. Biz senle happy moons burger seçtik. Kardeşim de cheese burger seçti. Karnımız mı açıkmış yoksa canımız mı çekmiş hani gözümüz mü doyması gerekiyordu bilemiyorum ama bizim gözlerimiz garsonun üzerindeydi. Hani olurya çizgi filmde Sylvester, Tweety’yi kafesinde görür ve açtır onu pişmiş tavuk olarak görür. Galiba biz garsonu hamburger olarak görüyorduk. Hadi getirsin artık haydi haydi derken. Oh be nihayet hayallerimizi gerçekleştirdik dedik. Artık hamburgerimizi paylaşarak yememiz için ekmeği kaldırdığımızda gördüğümüz şekil bizi ayrı bir şaşırttı. Evet hamburger köftesi kalp şeklindeydi. Sanki bu 9. ayımız için yapılmış bir hamburgerdi şansımıza. Çok mutlu olduk ve afiyetle yedik. :) Bu arada aklıma nasıl olduysa Nirvana’nın heart shaped box şarkısı geldi.

hamburger köftesi happy moons

Ne kadar güzel değil mi aşkım. Ufacık şeylerden basit bir hamburgerden ne kadar mutlu oluyoruz. Mutsuz olmamamız için hiçbir sebep yok. Çünkü bir birimizi nasıl mutlu edeceğimizi de biliyoruz aslında. Hiç sevmediğimiz bir filmi izlesek bile o filmden zevk ve mutluluk çıkartabiliyoruz. Ayrıca en sonunda gittiğimiz happy moons adı sanki o günümüzü kutluyor gibi değil mi aşkım… Mutlu aylar size demiyor mu? :)

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

Yaşasın film izlemek!

CherryBlossomGirl tarafından Ağustos 26, 2009 tarihinde yazılmıştır.

finalAşkım sinema okumuş ve  sinema yazarı olmuş biri olarak öhöms öhöms:)  film seyretmekten çok keyif alıyor olmam kaçınılmaz. Senin de film izlemekten zevk alıyor olduğunu bilmek ve yazılarımı okuyor olman benim için ekstra gaz, canım benim. Dün seninle dvd keyfi yapalım dedik, sen komedi çok seviyorsun diye komik olduğu söylenen bir film aldım (Smart People) ama hayatımda nadiren bu kadar sıkıldığımı hatırlıyorum. Sen izlerken uyudun zaten:)

Bugün ise akşam seninle basın gösterimine davetliyizzz. Filmimiz ne yazık ki Son Durak-4. Ne yazık ki dememin sebebi, filmin ilk ve ikinci bölümlerinden sonra, daha nereye kadar devam edecek, bitsin artık bu çile demiştim ama devam ediyor! Sen izlememişsin aşkım, sana biraz bahsettim, bu bir gerilim filmi ve kader, ölümden kurtulan insanları takip ediyor. İlla ölecekler yani ve öyle bir kaçış-kovalama ki bu, ölün artık hepinizzzz diye bağırmak istiyorsun izleyici olarak. Ama olsun, gene de bir basın gösterimine davetli olmak ve böyle önemli bir filmi hem de 3D izleyecek olmak, hem de seninle izleyecek olmak beni mutlu ediyor.  (Buradan Mars Entertainment Group’a da teşekkür edelim.)

Yaşasın Film İzlemek :)

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

Alice Harikalar Diyarında

CherryBlossomGirl tarafından Ağustos 4, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Alice_in_WonderlandAlice Harikalar Diyarında’nın çizgi filmini dün gibi hatırlarım. O kadar etkilenmiştim ki aşkım o büyüyen küçülen şeylerden… Küçülen kapılar, büyüyen içecekler, mantarlar… O rengarenk dünya… İçindeyim gibi hissederdim, yediğim içtiğim şeylerin büyüdüğümü küçüldüğünü hayal ederdim.

Bu roman/çizgi film, dikkatlice incelendiğinde anlaşılıyor ki, basit bir çocuk hikayesinden çok öte birşeyler var, bir kere matematik oyunlarıyla örülmüş bir olay yapısından söz edebiliriz. Örnekse Alice, harikalar diyarına geçtikten sonra, gerçek dünyada olup olmadığını anlamak için çarpım tablosunu sayar vs.. Bir çok kelime oyunu, göndermeler, felsefik cümleler ve esrarlı bir dünya yaratılmış…

Sonra yıllar yılı unuttum Alice’yi ve o esrarlı dünyasını. Ta ki bir parça dinleyene kadar… Jefferson Airplane adlı gruba ait bu parçanın ismini tahmin etmek çok zor değil: White Rabbit!! Hayatımda dinlediğim en psychedelic şarkılardan biri, sözleri de şöyle:

One pill makes you larger
And one pill makes you small
And the ones that mother gives you
Don’t do anything at all
Go ask Alice
When she’s ten feet tall
And if you go chasing rabbits
And you know you’re going to fall
Tell ‘em a hookah smoking caterpillar
Has given you the call
Call Alice
When she was just small
One  man on the chessboard
Get up and tell you where to go
And you’ve just had some kind of mushroom
And your mind is moving slow
Go ask Alice
I think she’ll know
When logic and proportion
Have fallen sloppy dead
And the White Knight is talking backwards
And the Red Queen’s “off with her head!”
Remember what the dormouse said;
“Keep YOUR HEAD”

Aşkım bu parça beni benden alıyor hem sözleri hem de müziğiyle…

alice2

Ve son olarak… Tim Burton.. Evet büyücü yönetmen. Çocuk yönetmen. Nasıl olur da Alice’nin filmini yapmaz zaten öyle değil mi? 2010 yılında vizyonda olacak film. Filmde Burton’ın olmazsa olmaz oyuncuları Helena Bonham Carter ve Johnny Depp var tabii, Alice rolünü ise Mia Wasikowska üstlenmiş.

Sabırsızlıkla bekliyorum bu filmi, çabuk gelsinnn :) ) Ne deli bir adam değil bi Tim Burton, iyi ki var!!

İşte filmin official fragmanı aşkım:


VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

flight control oyununu uçakta oynamak

Bepanthol tarafından Temmuz 16, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım biliyorum ki bazen bana manyak diyorsun evet manyağım. :) iPhone benim için gerçekten bir yaşam tarzından biri oldu. Hatta geçen gün bana göstermiş olduğun karikatür’ü burada paylaşamıcak ama çok çok komikti. İşte senin sonun bu olacak diyorsan da gerçekten teknolojik eşyalara karşı gelebileceğimi sanmıyorum. Farkındaysan ki senin yanında da çok çok dikkat ediyorum kendim. O kadar kızıyorsun ama birazcık günahımı alıyorsun. :P

Temmuz ayının başında seninle Marmaris’e gittik ve orada da iPhone dijital fotoğraf makinesi gibi kullandık. Normalde bir fotoğraf makinesi ile çekilebilecek sayının 10 katı kadar fotoğraf çekmemizin bir mucize olduğunu düşünüyorum. Uçan sinekten yapraklara çiçeklere kadar her yeri çektik. Bir şekilde çok güzel de faydasını görmüş olduk. En güzel anılarımızı bir şekilde kaydettik. Fakat bir sonraki tatilimizde dijital fotoğraf makinesi yanımızda olsun ki daha kaliteli fotoğraflar edinelim.

aliveAyrıca bir konuyu da itiraf etmek istiyorum. iPhone yanımızda olması sayesinde internet bağımlılığımı bir haftalığına kesmeyi başaramadın. :P Bir şekilde yine bağlandım internete fakat çok çok az. Fakat sana çok katılıyorum aşkım iyi ki bilgisayarı yanımıza almamışız. Bir şekilde internete bağımızı maksimum noktada engelledik. Hani internete iPhone’dan bağlanamadığım noktalarda da oyunlar elimden uzakta olmadı. Özellikle benim uçağa bindiğimde oynamak istediğim tek oyunsa flight control oyunuydu. :) Uçağın içerinse bir yolcu oyun oynuyor ve bu oyun uçakların birbirine çaptırılıp düşürülmemesi ile ilgili. Bir keresinde babam uçağa binmiş singapura gitmek için ve orada izlenecek film içerisinde alive yani hayatta kalmak filmi varmış. Konusuda uçak bir dağa düşer ve yolcular dağda hayatta kalmaya çalışır. Babam da o filmi izlemiş. Benim durumum biraz daha az komik olsada babama şaşırmamak mümkün değil. Babamın bir oğlu olduğumu kanıtlamış oldum. İnşallah hatırlarsın hangi film olduğunu. :)

Bak aşağıda da daha önceden stressyado.com’a bu oyun ile ilgili yazdığım yazı. :)

“iPhone’a yüklemiş olduğum flight control oyunu kesinlikle alışkanlık yapacak bir oyun. Biliyorum ki bu oyun hastalığı cebimizden ufak ufak paralar topluyor. Eğer araştırmadan satın alırsak yazık çok yazık. Çünkü satılan bir çok oyun ederini hak etmiyor. Hatta 0.99 dolar olsa bile. Fakat iyi incelemeler sonunda çok güzel oyunlar bulabiliyorsunuz. Ben de bir oyun satın almadan belki 1 saat geçiriyorum. Bulabildiğim kadar bilgi araştırma yapıyorum. Sonuçta süper oyunlar bulduğumu gördüm ve paylaşmak istedim.

Control Fligth süper eğlenceli parmaklarınızı uyuşturacak seviyede inanılmaz zevkli bir oyun. Uçaklar ve helikopterleri alanlarına iniş yaptırmaya çalışıyorsunuz. İniş çok basit. Uçakların ve helikopterlerin havada gidecekleri rotayı çizerek iniş yaptırıyorsunuz. Bir süreden sonra bu uçaklar helikopterler artıyor. Birden fazlada iniş alanı olduğu için işler de karışıyor. Rotası birbirine yakın olan uçan cisimlerden alarm sesleri duymaya başlıyorsunuz. Amaç kötü bir kazaya sebebiyet vermeden çok iniş yaptırmak. Bir süre sonra hayır daha çok indireceğim diyorsunuz. Buda size bir bağımlılık aşılıyor eğer oyun hırsınız yüksekse. Parmak yeteneğinizin yanında akıl dikkat gerektiren bir oyun. Bluetooth özelliği ile peer to peer özelliği var. Bu şekilde birden fazla oyuncu ile daha büyük alanda inişler yapabiliyorsunuz ve birbirinize destek olabiliyorsunuz.

flight control 1

Bu oyunun grafikleri o kadar detaylı değil zaten gerekte yok. Ama sempatik bir açılış ile hostes karşılıyor sizi. Eğer ses açık modunda olursanız dinlendirici bir müzik var. Çok zevkli paranıza yazık olmaz. Sistemsel olarak ise herhangi bir takılma mevcut değil. AppStore’da ise 5 yıldızlı ve top 25 olan bir oyun. ;)

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

sabah sabah evrim teorisi ve maymunlar

Bepanthol tarafından Temmuz 14, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım sabah erkenden kalktım haberleri okudum. Çok alakasız olacak ama bir çok haberde o kadar gözüme çarptı ki evrim teorileri bilmemne teorileri. Lise yıllarında aldığımız biyoloji derleri geldi aklıma. Yok mutasyonlar yok evrimleşmeler ve doğada seçicillik. Kafamda da hep yer etmiştir. Şimdi bir habere göre bazı şeyler anlatılmış benim de bilgilerime göre şöyle bir durum mevcut. 2005 yılında şempanze genomu sıralandı ve bilimadamları, genomu yüzde 96 oranında insan genomu ile aynı olan şempanzerlerin, insanların yaşayan en yakın akrabası olduğunu açıkladılar. Yani bir şekilde bizim maymunlardan geldiğimiz kanıtlanmış oldu. Aslında maymun demeyim işte şempanze. :) Peki neden onlar hala şempanze de biz insanız. Bu maymunlar neden insan olamamış? Buna bir kanıt elde etmişler midir acaba? İşte sabah sabah kafamı kurcalayan ve bir türlü cevabını bulamadığım konu da bu. Rüyamda şempanze mi gördüm ne maymun mu? Yok işte biliyorsun ki beni aşkım işte takıntılıyım.

orangutan şempanze

Sonra bir haber daha okudum. Şöyle anlatılıyor: “İki bilimadamı, genetik benzerlikleri paylaşan canlı türlerinin büyük bir grup oluşturduğuna dikkat çekerek, farklı türler arasındaki akrabalıkların ‘türe özgü ortak fiziksel özellikler’ temelinde yapılması gerektiğini savunmuşlar. Yani beyinlerinin iki yarısının asimetrik oluşu, ön kollarındaki kıkırdak oranı, azı dişlerinin mine ile kaplı kısımlarının düz oluşu ve omuzlardaki kemiklerin yapısının benzerliği insanın en yakın yaşayan akrabasının oragutan olduğuna ilişkin güçlü deliller oluşturmuş.” Daha da derin noktalara gelince aslında her maymun’un evrimleşmesinden insan olmadığını açıklamak istemişler. Keşke şempanzelerden gelmiş olsaydık. Onlar daha şirin çünkü orangutan’ın adından da bir meymenet yok. Sanki küfür ediliyormuş gibi hissediyorum. Ama aynı zamanda da aklıma şu söz geliyor: “Nereden geldiğini unutma, ataların sana hep yol gösterdi.” Hangi filmde duymuştum acaba? Maymunlar cehennemine dönüş mü yoksa? :P

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)
pressyado.com teknik özelliklerini geliştirmeye devam ediyor...