okan bayülgen’in programındaydık
Bepanthol tarafından Şubat 13, 2010 tarihinde yazılmıştır.
Evet aşkım geçen hafta çok değişik birşey yaptık. Ben ilk defa bir televizyon programına gittim. İlk olduğunu söylememiştim belki şimdi söyleyivermiş oldum. Çok eğlenceliydi ve beklentilerimin çok üstünde çıktı. Doğruyu söylemek gerekirse Okan Bayülgen çok sempatik bir insan gibi gelmiyordu ilk başlarda. Hatta senin gibi tutkulu birşekilde hergece izleme sevinciyle yanıp tutuşmuyorum. Biraz büyüklük taslaması bazı konularda da garip olması beni şaşırtıyordu. Sonuç olarak canlı canlı gözlerimin önünde bir televizyon programının arka planında neler olup bittiğini çözmüş oldum. Yani çözmek aslında doğru olmaz. Merakımı yenmiş oldum.

Çok karmaşık. Evet çok karmaşık. Ama o kadar alışılmış ve ezberlenmiş bir durum haline gelmiş ki Okan Bayülgen’in Disko Kralı programı. Çok karmaşık olmasına rağmen herkes ne yapacağını o kadar iyi biliyor ki. Şaşkınlık verici. İşini bilmek demek herhalde bu oluyor. Kamera karşısında olan Okan Bayülgen çok başarılı ve programı akıtıp götürürken aslında en büyük desteği arka plandaki yapımcısı yada yönetmeni yapıyor. Bir elinde telsiz bir elinde cep telefonu ve kafasında kulaklıklı mikrofon. Herkese komutlar veriyor ve bazen Okan Bayülgen’e de. Şaşırdım.
Aşkım ben geçen hafta çok eğlendim ve çok mutlu oldum ailenden biriyle tanıştım. Teyzeni daha öncede NTV’de izlemiştim. Şimdi televizyonda değil canlı canlı Disko Kralında izlemiş oldum. Gerçekten çok heyecanlandım ve güzel geçti. Bir de sizin Ajda Çanta dükkanınızın reklamını yaptı. İnşallah faydası dokunur ve işleriniz açılır. Bu arada Okan Bayülgen’i çok sevdim. Aslında çok doğal ve kamera arkasında çok sıcak bir insan olduğunu numara yapmadan herkese gösterdi.
Geçen sene ilk defa seninle ve senin sayende film festivaline katılmıştık. Sadece bir film izlemiştik oda Milk filmiydi. Orada da biraz geç kalmıştık sanki ondan bilet bulamamıştık diğerlerine. Bu sefer de filmekimi için biraz geç kaldık ve biletini bulabildiğimiz tek film olan şark oyunlarına gidebildik.
yok. Hatta devamını hayal etmek daha zevkli olabilir. Ama bu sanat filmleri biraz daha aksiyonlu ve biraz daha espirili olsa benim gibiler için daha iyi olabilir.
Aşkım geçen hafta pazartesi ya da salı bir gün işte, sinemaya gittik yine davetli olarak. Blogger’lara özel film gösterileri bu zamanlarda epey popüler oldu. Biz de bundan çok güzel bir şekilde faydalanıyoruz açıkçası. Aslında sen Beyazperde.com’da yazarlık yaptığın için devamlı basın gösterilerine davet ediliyorsun. Bu biraz benim şansıma oldu desek daha doğru olur. Keşke beni de çağırsalar ben de gelsem diyerek böyle imkana dahil olmak sevindirici. Uzak İhtimal diye bir film izledik. Senin deyiminle sanatsal bir film. Sanatsal film adı altında yapılan bazı filmler epey sıkıcı olur ve bir sonuca bağlanmaz öyle kalır demiştin. Eee dediğin gibi de oldu. Sonunda tren gitti ve ne oldu bitti belli değil işte. Ama aynı zamanda eğlenceliydi. Güldük bir çok noktada. Bir müezzin ile bir rahibe arasındaki iletişimi konu alıyordu. Arada bir aşk var mı yok mu anlaşılmıyordu. Ama ben aşk var diye hayal ettim.
Film ile pek bir alakası yoktu. Sinemada film başlamadan önce hep böyle şirin sohbetlerimiz oluyor seninle. Hiç dikkat ettin mi bilmiyorum ama bu yazıyı okuduktan sonra dikkat edersin. Sen sinemada olduğun için mutlu oluyorsun ve şirinlik yapıyorsun. Ben de sana ayak uyduruyorum. Bir çok isteği olan şirin kız çocukları gibi oluyorsun ve yanakların elma şekeri gibi kızarıyor. Hele bir de elinde lolipop veya patlamış mısır olsa. Ham hamlıksın.
Yani çok etkileyici bir kitap kabul ediyorum. Özellikle şu kısım: “Yıldızlardan birinde ben yaşıyor olacağım. Ben gülüyor olacağım bir tanesinde. ve geceleyin gökyüzüne baktığında bütün yıldızlar gülüyor gibi olacak… Yalnızca senin gülen yıldızların olacak!” Aslında benim de ufak hikayelerim olurdu küçükken. Odamda sandalyelerden ev yapardım üstüne örtü sererek içinde yaşardım. Çok fazla hatırlamıyorum ama tek kelimeyle çok derin bir hayal gücüm vardı. Küçücük bir odanın içerisinde kocaman bir ev vardı. O bir gezegen de olabilirdi. Bahçesindeki köpekler ve balkonundaki çiçekler aynı zamanda Küçük Prens’in volkanları ve fanus içindeki çiçeği de olabilirdi.
Aşkım ben de uzun zamandır buraya yazmıyordum. O kadar çok şey yazmak istedim ki hepsini sırayla yazacağım. Tabii hepsini ayrı başlıklar altında anlatıp paylaşmak çok daha güzel olacak. Böyle konular birbirine girip karışmasın zaten herşey karma karışık bu zamanlarda toparlanalım. Derlenip toparlanıp diyorum çünkü senin bu aralar yapmakta olduğun şeyler çok hoşuma gidiyor. Bu yaptığın olayı ben eskiden çok yapardım her yaz bitişinde son baharın ilk periyodunun sonlarına doğru.



Aşkım sinema okumuş ve sinema yazarı olmuş biri olarak öhöms öhöms:) film seyretmekten çok keyif alıyor olmam kaçınılmaz. Senin de film izlemekten zevk alıyor olduğunu bilmek ve yazılarımı okuyor olman benim için ekstra gaz, canım benim. Dün seninle dvd keyfi yapalım dedik, sen komedi çok seviyorsun diye komik olduğu söylenen bir film aldım (Smart People) ama hayatımda nadiren bu kadar sıkıldığımı hatırlıyorum. Sen izlerken uyudun zaten:)
Alice Harikalar Diyarında’nın çizgi filmini dün gibi hatırlarım. O kadar etkilenmiştim ki aşkım o büyüyen küçülen şeylerden… Küçülen kapılar, büyüyen içecekler, mantarlar… O rengarenk dünya… İçindeyim gibi hissederdim, yediğim içtiğim şeylerin büyüdüğümü küçüldüğünü hayal ederdim.
Ayrıca bir konuyu da itiraf etmek istiyorum. iPhone yanımızda olması sayesinde internet bağımlılığımı bir haftalığına kesmeyi başaramadın. 