film festivalinde son gün, milk…
CherryBlossomGirl tarafından Nisan 21, 2009 tarihinde yazılmıştır.
Aşkım bu sene İstanbul Film Festivali‘nde sadece iki film izleyebildim, biri daha önce burada da yazdığım Oltanın Ucunda, diğeri de pazar akşamı seninle gittiğimiz Milk.

Harvey Milk‘in gerçek yaşam öyküsünü anlatan film, bu anlamda bir belgesel tadında. Hatta zamanın olaylarıyla ilgili gerçek görüntüler de eklenmiş filmin kurgusuna. Ben bu olayları bilmiyordum, bu anlamda çok ilgilendim filmle. Sanırım sen de beğendin. Blogumuzu okuyanlar için filmle ilgili birkaç satır laf edeyim mi?
Konusuna gelirsek, San Francisco’ya taşındıktan sonra, New York’lu gay Harvey Milk, gay haklarını savunan bir eylemci olmaya karar veriyor, inanılmaz sabırlı çabalardan sonra üçüncü girişiminde 1977′de idare meclisine seçiliyor, yani devlet ofisindeki ilk gay olarak tarihe geçiyor. Ertesi yıl ise hem şehrin valisi George Moscone hem de Harvey Milk, bir önceki supervizör tarafından öldürülüyor. Birçok klasik filme imza atmış olan Gus Van Sant’ın yeni filmi Milk’te değişik kurgusal oyunlar, teknik destekli sahneler veya fotografik kareler beklemeyin. Düzgün toparlanmış bir gerçek hayatı izlemeye hazır olun, ve en önemlisi, Sean Penn‘in seyirciyi dehşete düşüren oyunculuğunu kesinlikle kaçırmayın derim. İzlerken gerçekten onun Sean Penn olduğunu unutuyor ve bu adam gerçekten de bir gay diyorsunuz. Üstelik bu gay, makyaj yapan, ne bileyim dar giyinen, kadınsı bir tarza sahip de değil. Hele ki meclis işleri olunca, hippi kılığını bırakıp tamamen erkeksi bir tarza sahip olsa da, bu adam gay diyorsunuz, bir mimiği veya bir el hareketiyle. Üstelik aktivist bir gay. Wow.

Çok güzel filmdi. Son olarak filmi izlerken gene bir benzetmeye takılmadan geçemedim aşkım. Milk’in en büyük aşk yaşamış olduğu Scott’ı oynayan James Franco, rahmetli Heath Ledger‘ı çok hatırlattı bana. Böylelikle Heath Ledger’i de anmış olalım.
Aşkım biliyorsun istanbul film festivali başladı ve bilet bulmakta çok zorlandım. Şu an itibariyle bir film izledim festivalden, festivalin son günü ise, Sean Penn’in ödüllü filmini birlikte izleyeceğiz. Geçenlerde izlediğim film ise, genç bir yönetmenin ilk uzun metrajlı filmi. Bu Romen bir yönetmen. Romence bir film. Biliyorsun çat pat romencem var sayılır o yüzden ekstra ilgimi çekti film heeh ama cümleleri kesinlikle anlayamadım, kelimeler sadece çok tanıdık ve bildikti.
Aşkım Canavarlar Yaratıklara Karşı filmini izledim ve Beyazperde‘ye kritiğimi yazıcam, sanırım yarını bulacak. Ama şunu söylemeliyim ki çok eğlendim, hem çok başarılı bir animasyondu, çizimler filan harika olmuş, hem konu klişe de olsa iyiydi, hem de bence espriler şahaneydi, özellikle ben ABD Başkanı’nın salaklıklarına koptum, hani toplantı salonunda çığlık atanı kadın zannedip dışarı attıktan sonra başkanın çığlık atması vardı ya orada kahkahayı patlattım resmen
Kader ne acayip birşey. Ben biliyorsun normalde film kritiklerimi yazmak için basın gösterimlerini takip ediyorum, Maçka’ya gidiyorum. Yazmam gereken son filmin basın gösterimini kaçırdım ve ben de vizyonda izler yazarım dedim. Anadolu tarafında oturduğum için, kadıköyde/caddebostanda izlerim diye düşünüyordum. Dün gece seanslara bir baktım, sadece Kozyatağı CineBonus!ta oynuyor! O nerede? Palladium Alışveriş Merkezi’nde.. O nerde? Bilmiyorum. Ama şunu biliyorum bu sabah kaderimi değiştirmiş oldu, öyle değil mi? Palladium’a gitmiş oldum. Çok geniş, çok güzel mağazalar var. Birlikte de gitmeliyiz.
İzlediğim filmin adı Vahşet Partisi. Kritiğimi
Aşkım günaydın. Dün bütün gün evden çıkmamıştım, işler birikmişti vs, bugün dışarı çıkıcam diye o kadar şartladım ki kendimi, erkenden uyandım. Dream TV açık uyumuşum, bir de güzel çalıyor böyle saatlerde, inanamadım, prime time’de böyle çalmıyor yemin ederim.


