Etiket bulutundan seçilmiş giri ‘hayat’

bu kurdeleyi sana gönderiyorum

Bepanthol tarafından Eylül 29, 2009 tarihinde yazılmıştır.

kurdelaÖğretmen, lise son sınıf öğrencilerinin her birine, kendisinin ve başkalarının hayatında yarattıkları farkı onlara söyleyerek ne kadar değerli olduklarını ifade etmeye karar verdi.

Her öğrenciyi birer birer sınıfın önüne çağırdı. Önce onlara kendisi ve sınıf için nasıl fark yarattıklarını söyledi. Her öğrenciyi özel olarak takdir etti. Sonra her birinin göğsüne altın harflerle yazılı ‘Ben Fark Yaratan Bir İnsanım’ yazılı mavi bir kurdele taktı. Sonra, takdir edilmenin toplumda nasıl bir etki yaratacağını görmek için bir ders projesi gerçekleştirmeye karar verdi. Her öğrenciye üç kurdele daha verdi. Kendi çevrelerinde bu takdir seremonisini yapmalarını söyledi. Bir haftanın sonunda öğrenciler sonuçlarıyla birlikte sınıfta sunum yapacaklardı.

Sınıftaki çocuklardan biri bir şirkette alt derecede yönetici olarak çalışan bir adama gitti. Ona kendisine kariyer planlamasında yardımcı olduğu için şükran duyduğunu söyledi ve göğsüne mavi kurdele taktı. Sonra ona iki kurdele daha verdi. ‘Takdir etmekle ilgili bir sınıf projemiz var’ dedi. Onun da takdir ettiği bir kişiye gidip göğsüne mavi bir kurdele takmasını ve üçüncü kurdeleyi ona verip onun da aynı şeyi bir başkasına yapmasını söyledi. Takdir seremonisi böylece sürüp gitmeliydi. Genç yöneticiden kendisini de sonuçtan haberdar etmesini rica etti. Aynı gün akşama doğru, genç yönetici, üst düzey yöneticisinin odasınagitti. Üst düzey yönetici asık suratlı ve huysuz bir insan olarak tanınıyordu. Genç adam, yöneticisine oturmasını rica etti ve yaratıcı birdehaya sahip olduğu için ona hayranlık duyduğunu ifade etti. Yönetici şaşkınlık içindeydi. Genç yönetici mavi kurdeleyi göğsüne takmak için izin istedi. Şaşkın vaziyetteki üst düzey yönetici ‘Tabii, olur’ dedi. Genç yönetici mavi kurdeleyi, patronunun ceketine, yüreğinin üzerinde bir yere taktı. Üçüncü kurdeleyi de ona uzatarak, ‘Bana bir iyilik yapar mısınız? Bu ekstra kurdeleyi alıp, takdir etmek istediğiniz birinin göğsüne takar mısınız? Bu kurdeleleri bana veren liseli çocuk bir okul projesi hazırlıyor ve takdir seremonisinin insanları nasıl etkilediğini araştırıyor’ dedi.

O akşam, üst düzey yönetici evine geldi ve on dört yaşındaki oğluna kendisiyle konuşmak istediğini söyledi. ‘Bugün başıma olağanüstü bir şey geldi. Ofisimde oturuyordum ve genç yöneticilerimden biri odama girdi. Bana hayranlık duyduğunu yaratıcı bir deha olduğum için bana mavi bir kurdele taktı. Düşünebiliyor musun? Benim yaratıcı bir deha olduğumu düşünüyor. Sonra üzerinde ‘Ben Fark Yaratan Bir İnsanım’ yazan bu kurdeleyi ceketime, yüreğimin tam üzerine iliştirdi. Bana fazladan bir kurdele daha verdi ve benim de takdir ettiğim birisini bulmamı söyledi. Eve gelirken arabada kurdeleyi kime takacağımı düşünüyordum ve seni düşündüm. Seni takdir etmek istiyorum’ dedi. ‘İşhayatında günlerim çok yorucu geçiyor. Eve geldiğimde sana pek fazla ilgi gösteremiyorum. Bazen sana okul notların iyi olmadığı ya da odan çok dağınık olduğu için bağırıyorum, ama bu akşam, seninle beraber olmak istiyorum ve sana hayatımda nasıl fark yarattığını söylemek istiyorum. Annen ve sen hayatımdaki en önemli insanlarsınız. Sen harika bir evlatsınve seni seviyorum!’

Çocuk şaşkınlık içindeydi ve ağlamaya başladı, ağlıyor ağlıyor ağlıyordu. Ağlamasını durduramayarak hıçkırıklara boğulmuş, katıla katıla ağlıyordu..Tüm bedeni hıçkırıklarla sarsılıyordu. Gözyaşları kucağına damlarken, başını babasına doğru kaldırdı, titrek bir sesle, ‘Ben de yarın intiharetmeyi planlıyordum baba. Çünkü beni sevmediğini düşünüyordum.’ Babanın takdiri, çocuğun hayatında büyük fark yaratmıştı. Yaşamla ölüm arasında bir fark.

love

Aşkım seni çok seviyorum iyi ki varsın ve inan ki seninle hayatım her zamankinden daha güzel. Seni düşünmek ve kalbimde hissetmek çok güzel bir duygu.

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

eylül 2009

CherryBlossomGirl tarafından Eylül 6, 2009 tarihinde yazılmıştır.

sonbaharAşkım başlığı böyle vermek istedim, Eylül ayına girdik, benim en sevdiğim aylardan biridir. Ekimi de severim. Nisanı ve Mayısı da.. Evet, baharı seviyorum :)

Sen bu dönem iş arayışlarındasın ve biraz sıkılıyorsun. Haklısın da ama inan bana bu geçici bir dönem, sana yakışan harika bir işin olacağından eminim, biraz daha sabır ve etrfa cv göndermeye devam :)

Ben de işte, iyi kötü çalışıyorum şu an ama gerçekten bu kış neler olacak, nerelerde neler yapıyor olucaz çok merak ediyorum doğrusu. Bir takım değişiklikler olmalı, kendimiz için en iyilerini istemeliyiz, artık sıkıntı olmasın çokça sıkıntı yaşadık, maddi, manevi. En önemlisi sağlık. Önümüzdeki yeni yılda ben şimdiden tüm ailemize ve sevdiklerimize sağlk dilemek istiyorum.

hamletAşkım dün Bayramoğluna gittik, annem bize mamalar hazırlamıştı, keyifli zaman geçirdik, sonra da sen arkadaşlarının yanına gidip eğlendin, ben de film izleyecektim ama aksilik oldu. Ben de D&R’a girdim. Maaşımı aldığım için açıkçası seni ve kendimi şımartmak istedim elimden geldiğince ve ikimize de kitap aldım. Sen uzun zamandır çizgileştirilmiş klasik eserleri merak ediyordun, o yüzden sana Everest Yayınlarından çıkan Manga Shakespeare Hamlet’i aldım. Shakespeare’in ünlü eseri Hamlet’in manga çizimli bu çalışması gerçekten de çok başarılı bir fikir bence. Aynı mantığı başka klasik eserler için de yapmışlar, birlikte alır alır okuruz artık aşkım :) )

Ben de kendime Yol diye bir kitap aldım. Çok ilgimi çekti aşkım. Ayça yolKirişçioğlu isimli bir bayanın yazmış olduğu bu kalın kitap, bir hayalin gerçekleşmesini anltıyor. Eşiyle işi gücü bırakıp tekneyle dünya seyahatine çıkan ve neredeyse 3 yl süren bir macera yaşamış olan Ayça Kirişçioğlunun bu kitabı fotoğraflarla da süslü. Evet maddi açıdan zaten imkanı olan insanlarmış sanırım ama gene de “hayallerini erteleme” mesajını iyi veren bir kitap olduğunu düşünüyorum şimdiden. Çünkü hayata bir kere geliyoruz ve hiçbir olanağı kaçırmamak lazım. Ben son zamanlarda istemediğim çok şeyi zorla hayatıma sokup kendimi zorladığımı ve üzdüğümü gördüm, bundan en kısa zamanda sıyrılmak ve kendime iyi davranmak istediğim için, böyle bir kitabın gazına da ihtiyacım var sanırım. Ben de bir YOLa çıkmalıyım diye düşünüyorum :) )

Seni sevdiğimi söylemiş miydim?

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

örnek bir hikaye hidayet türkoğlu’ndan

Bepanthol tarafından Ağustos 11, 2009 tarihinde yazılmıştır.

simitciÜnlu basketbolcu Hidayet Türkoğlu eşiyle birlikte, Eminönün de geziyordu. Önce akvaryumcuları dolaştılar, Kapalıçarşı, Nuriosmaniye, Yerebatan Sarnıcı, Ayasofya, Sultanahmet, Topkapı Sarayı, Gülhane  Parkı derken, Yeni Caminin önüne kadar geldiler. Orada bağıra bağıra simit satan bir çocuk vardı. Basketbolcu birden durakladı…

Sonra simitciye yaklaştı:

- Simit’in kaça koç ?
- 300 bin abi.Çıtır çıtır…..
- Tezgahta kaç simit var ?
- 70-80 tane var herhalde…
- Hepsini alsam ne tutar ?
- Seksen desek 24 milyon.
- Al sana 30 milyon…. Farzet ki hepsini aldım…
-Sağol abi… Sağol….

Basketbolcu üç onluk çıkartıp simitçinin önüne bıraktı. Eşi şaşkındı.

Üç Beş adım yürümüşlerdi ki eşine yaklaşıp fısıldadı.

- Hidayet sen deli misin ?
- Yooo
- Peki yemediğimiz simitlerin parasını niye verdin ?
- Bosver sorma.
- Diyelim ki soruyorum. Hem de ısrarla soruyorum.
- Öyleyse söyleyeyim.
- Lütfedersiniz beyefendi.
- Tablanın kenari dikkatini çektimi ?
- Hayır.
- Baksan görecektin. Tahtaya bir isim kazınmıştı.
- Nasıl bir isim ?
- Hidayet !
- Yoksa ?
- Evet O tezgah, eskiden benimdi.

Bu hikayeyi Hidayet Türkoğlu tv8 de katıldıgı bir programda kendisi anlatmış. Herkes bir yerlere gelebilmek için gerçekten çok büyük zorluklar yaşıyor. Antremana gitmek için belki de simit satması gerekiyordu. Biz de bir gün istediğimiz yerlerde olacağız. Bu fırsatı kendimize veriyoruz. Şanslar da bizim elimizde bunu iyi kullanacağız. Hedefimiz olan yerlere geldiğimizde de neler yapacağımızı çok iyi bilen insanlar olacağız. Geçmişimizi unutmadan.

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 4.8/5 (17 votes cast)

bilinçaltımıza yerleşen olayların yansıması rüyalar

Bepanthol tarafından Temmuz 28, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım her sabah en büyük zevkimiz birbirimize rüyamızda ne gördüğümüzü anlatmak. Bazen dikkat ettiysen ne izlersek veya ne gibi bir olayın etkisinde kalırsak rüyamızda da onu görüyoruz. İşte bir şekilde bilinç altımıza yerleşiyor yaşadıklarımız. Rüyalarımız bazen çok gerçekçi oluyor ve bazense çok uydurmasyon oluyor. Uydurmasyon da zaten uydurma bir kelime. :)

dişlerBana dedin hep rüyamda dişlerimin döküldüğünü görüyorum diye. Ne kadar garip bir rüya. Bu rüya neyin nereye yansıması olabilir. Yani evet etkileniyoruz ve bir şekilde onu temsil eden farklı birşeyleri hayalinin filmini uyurken görüyoruz. Mesela benim geçen gün izlediğimiz Kemal Sunal’ın Gülen Adam filminden etkilenmem gibi. Benim rüyam gerçekten çok komikti. Ama senin rüyan gerçekten korkutucuda böyle dişin düşmesi. Ben senin için biraz araştırdım aşkım ve aslında dişin düşmesini görmek pek iyi birşey değilmiş. Fakat sonuçta bulunduğumuz koşulları yansıtan bir durum. Dişin düşmesi hastalığın habercisiymiş. Bu şey etrafta akrabaların hastalıktan sıkıntı çekmesi durumunda görülen bir rüya tarzıymış. Eğer ailede ise bir ayrılık söz konusu ve konuşmama durumu oluncada insan dişlerini ayrık görürmüş.

Aşkım büyük ihtimalle sen annenin rahatsızlığından ve anneannenin rahatsızlığından dolayı kendin etki altında kalmışsın. Heralde etkisinde de kalacaksın çünkü onlar senin canların ve bir şekilde annen iyileşti. İnşallah anneannende biraz sizi dinlerde en yakın zamanda hastaneye gider. Biliyorum ki büyüklerimiz biraz inatçı hep kızlarını ve torunlarını düşünür ve kendilerini düşünmezler. İyi ki onlar varmışta bizler dünyaya gelmişiz. Sen canını sıkma aşkım herşey güzel olacak ve sen de hep tatlı rüyalar göreceksin. ;)

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

oyun

CherryBlossomGirl tarafından Mayıs 13, 2009 tarihinde yazılmıştır.

oyun hayatHayat, benimle oyun oynuyor olmalısın. Kimlikler karıştı, adem havvaya, havva ademe başka başka kimlikler tanıtır oldu. Oysa bir Havva bir Adem olmalıydı…

Uçsuz bucaksız bir merdiven…Basamaklara dizilmişiz. Ben sana göre aşağıdayım, ona göre ise yukarıda… O bana göre çok uzakta, ötekisi bir altımda… Aynı basamağı paylaşmaya kimsenin niyeti yok, benim de galiba. “Yalnız olurum ama alt basamağı paylaşmam” inadıyla (belki haklı, belki haksızca) yapayalnız, başı dik, ruhu ezik kimlikler…

Sen ben o bir başkası… Hamurlar aynı… Kimlikler farklı… Hayat, rol dağılımı yapıyor olmalısın. Ama bir oyunda olduğumuzu saklamıştın. Uyan, aynaya bak ve yeni rolüne hazır ol. Gün gibi kocaman bir rol…. Replikler senden, dekor bizden… Güçlü bir elbise seç kendine, dekor bir savaş yeri… Kimlikler savaşacak süslü elbiseleriyle, replikleri açık vermeyecek, kuralına göre oynanacak oyun!! Hata yaparsan yeni bir can hakkın yok, bu oyun başka oyun!

Ne sandın? Kulağında hep çocukluk türklerin mi kalacaktı?  Hayat, acımasız olmaya başladın. Ama, doğru ya. Kim söz verdi ki bana? Adalet fikrini aklıma sokan kim? Kulağımda yankılanan savaş çığlıkları artık… Ben de mi bir parçasıyım yoksa bu atıklarla dolu kirliliğin? Olmalısın… Kural bu, ve uymalısın… Ya uymazsam? UYAMAZSAM?

meaningHayat, beni deniyor olmalısın. Sonundaki ödül için beni deniyor olmalısın… Züğürt tesellisi… Ya kurtulursun, ya delirirsin. Sana kalmış. Ödül dediğin, kurtulmak olabilir, onu da sana veren ben değilimdir.

Oysa düşler kurardık çocukluğumuzun sağlam sandığımız salıncaklarında… Uçacaktık bir gün, hep sallanmayacaktık, gökyüzüyle bir olacak, geri dönmeyecektik… Umutluyduk… Çocuktun… Ya hala umutluysak? Ya hala ÇOCUKSAK?

Hiçbir şey yıldıramazdı bizi, hakettiğimiz elmayı elde etmek adına… Ağaçlara tırmanır, yara bere içinde kalır, ama ulaşırdık ona. Ne değişti sanıyorsun, hala yaralıyız, hala tırmanışta… Ama hala hakettiğimizin peşindeyiz, büyük bir inanışla……

………………..

Hayat, ne oldu? Yenilmeye başladın?

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (3 votes cast)

hayatımdaki büyükada

Bepanthol tarafından Nisan 25, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım büyükada doğduğumdan beri yazları geçirdiğim yazlık bir mekan. İstanbul’un içinde ama aynı zamanda dışındadır. Yani Büyükada istanbul’un bir tatil bölgesidir ve hiçbir zaman İstanbul’da olduğunu anlamazsın. Havası suyu herşeyi farklıdır. Güneşin batışı ve doğuşu da farklı olduğu gibi. Büyükadada yaşayan yerel halkın 5 bin kişi kadar olduğunu biliyorum. Yanlış ta biliyor olabilirim. Fakat yazın gelen yazlıkçılar ile bu sayının 25 bin’e ulaştığını biliyorum, buna dışardan günü birlik gelen yerli ve yabancı turistler dahil değil. Her zaman elit bir kesimin tercih ettiği, çok kaliteli bir toplumun yaşadığı bir adadır. Modern bir topluluk yaşar büyükadada.

Doğduğum senenin ilk yazından beri gitmiş olduğum adamda, bebekliğimi, çocukluğumu, ergenliğimi yani kısaca bugüne kadar herşeyimi yaşamışım ve izlerini de taşıyorum aşkım. Her noktasında farklı farklı ufak tefek anılarım var.

resim-023Bebekliğim hep anneannemin evinde geçmiş ve o yaşlarda ne kadar yaramaz bir çocuk ve hiperaktif olacağım anlaşımıştı. Yıkanmaz, yıkansa bile hemen kirlenen bir bebektim ben. Emeklememe rağmen yürüyen bir insanın tırmanamayacağı yerlere tırmanmak. Saç ve baş yolduran uyuz edici şeyler yapmak benim en büyük hünerimmiş. Anneannemlerin mangal için aldıkları kömürle oynamak ise yaramazlıklarımın en zevklisiymiş benim için. :)

Yürümeye başladıktan bir kaç sene sonra ama henüz evden uzaklaşamadığım yaşlarda sokakta koşuşturmalar ve faytonlardan kaçmalar. Annem seslenir fakat duymamazlıktan gelmeler. Yavaş yavaş azıcık büyüdüğümde ise misket tüccarlığı yapmaya başlamalar. :) Aşkım en büyük kavgalar bunlardan çıkardı. Bir anda sokakta bir kargaşa, bir bakmışsın herkes birbirine girmiş. :)

Ada halkında yaşlı nufüs biraz daha fazla olduğu için her camdan bir dede bir teyze çıkar ve şöyle bağırırlardı. “Yeter gidin başka bir sokakta oynayın!” Biz küçük çocuklar hemen korkardık başka bir sokağa giderdik. Orada da kavga gürültü ve yine kovulmalar… Yazın öğlen sıcağı olunca evlere dağılır sonra akşamüstü tekrar sokaklarda toparlanırdık sanki sözleşmişiz gibi.

resim-107Ergenlik dönemlerimizde artık evde uzaklaşır gece saat 22:00′a kadar iskelede takılırdık. :) Saat 19:30 bizim saat meydanı önünde buluşma vaktimizdi. O zamanlar cep telefonu yoktu. Gelen gelir gelmeyen gelmezdi. Herkes beline kazaklarını bağlamış şekilde hergün buluşulunurdu. Döner ve tost en sevdiğimiz yemeklerdi. Daha sonra ya mısır ya dondurma. Ama en beğendiğim geleneğim turşucu abiden acılı turşu içmekti. O abi değişti başka bir abi oldu sonra. :)

Biraz daha büyüdük artık İstanbul’da diskoya gidemezken adada bir şekilde gidebiliyorduk. Anadolu kulübünde şamdan vardı. Bizim yaşlarımız için özel partiler olurdu. Akasya diye başka bir yer vardı. Anadolu kulübüne üye olmayanlar oraya da gidebilirlerdi. Yok o ondan hoşlanıyor o bunu sevmiyor. Büyük bir arkadaş grubu oluşturmuştuk. Tam bir gençlik dizisi edasında aşk, ihtiras, nefret, kin…vs… yani aklına gelebilecek herşey. Sonra o kocaman grubun 10′lı gruplara bölünmesi ve parçalanmalar.

resim-101Ergenlik döneminden çıkmaya yakın veya ergenlik döneminde çıkışta adada güzel aktivitelere katılmalar başlandı. Spor olayları diye kısaltabilirim aslında. Büyük tur yürüyüşleri, Aya yorgi gezileri, lunaparkta mangal sefası ve arkadaşların evinde toplanıp oyun oynama mangal sefaları. Bu yaşlarda ada’nın tarihi de dikkatini çekmeye başlıyor ve keşfetmeye çalışıyorsun. Bunun dışında da adanın arkasında daha temiz bir denize girme merakından yeni yerleri keşfediyorsun.

Aşkım genel olarak toplamak gerekirse bebeklikten bu yaşa gelene kadar aslında bunu yaşayanların bileceği bir büyükada keşfi oluyor kendini de keşfederken. Onun için ada bende hep izler bırakmıştır. Hem iyi hem kötü. Büyükada yaz ayları için yaşanılası inanılmaz güzel bir yerdir. İstanbul’un iş güç kalabalık gürültü stresinden seni alıp kopartıyor. Sanki bir Bodrum veya Çeşme gibi bir yazlık mekana 30 dakikalık bir vapur seyahatı ile gitmiş gibi oluyorsun.

Büyükada hakkında genel ve tarihi bir araştırma yaptım. Bunu da seninle paylaşmak istiyorum aşkım. Bunu ben okumuştum daha önceden Büyükadada yaşarken daha çok tanımak için, fakat çok uzundur, biraz özet şeklinde bir şeyleri de paylaşayim istedim. Aslında tam bir tarihi bilgi sayılmaz ama idare et biraz. :)

resim-119“İstanbul Adaları’nın en büyüğü Büyükada’dır. Yüzölçümü 5,4 kilometrekaredir. Adalar’da, biri güney diğeri kuzeyde olmak üzere iki tepe bulunur. Güneydeki tepe, 203 metre yükseklikteki Yücetepe’dir. Kuzeydeki tepe ise İsa Tepesi bulunmaktadır. Seyahatnamelerden ve tarihi olaylardan anlaşıldığı kadarıyla Büyükada, Bizans döneminde de, Osmanlı döneminde de hep meskun kalmıştır. 19. Yüzyılın ilk yarısında 3 bin kadar olduğu tahmin edilen Büyükada’nın nüfusu, Adalar’a vapur işlemeye başladıktan sonra artmış, 20. Yüzyıl başlarında 5 bini aşmıştır. Ada’nın nüfusu bugün 8 bin civarındadır. Ancak ada, yazları günübirlik ziyaretler ve yazlığa gelenler nedeniyle kalabalık olmaktadır.19. yüzyıl ortalarında Büyükada’yı anlatan yabancılar akşamüstleri iskele çevresindeki şıklığı, zerafeti, sahildeki gezintileri ballandıra ballandıra anlatırlar. 20. Yüzyılın ilk çeyreği boyunca Rumların ağırlık taşıdığı ada halkı ve yazlıkçı gayrimüslimlere ek olarak Osmanlı aydın ve yazarlarının da önemli bir bölümü Büyükada’nın güzelliklerini ve toplumsal atmosferini paylaşmışlardır.1. Dünya Savaşı ve Cumhuriyet sonrasında Rum halkını kaybeden Büyükada’daki canlılık 1930’lara kadar büyük ölçüde kaybolmuştur. Ancak, 1940’lı yıllara doğru, Cumhuriyet dönemi devlet ileri gelenlerinin ve yüksek bürokrasinin, varlıklı kesimlerin rağbet ettiği bir sayfiye yeri olma özelliğini yeniden kazanmıştır. Büyükada, bu dönemde yeni köşklerle, özenli ve zevkli yapılarla süslenmiş, İstanbul halkının günlük gezinti yerlerinin de başında yer almıştır.Adanın Kuzey-Güney doğrultusuna dik olarak çıkan Dil Burnu’nun iki yanındaki Yörük Ali ve Nizam Plajları, Luna Park, Aşıklar, Viranbağ kır gazinoları, korulukları, biri iskeleden başlayıp Ada’nın tüm çevresini dolaşan büyük tur, diğeri Araba Meydanı’ndan başlayıp Dil’den, Aşıklar Kır Gazinosu’ndan Lunapark’a oradan da Maden’e geçerek binildiği noktaya dönülen küçük tur olmak üzere araba turları, Luna Park meydanındaki süslü eşeklerle yapılan geziler Büyükada resim-031gezilerinin başlıca eğlenceleri haline gelmiştir.Ada’nın en yüksek tepesinde Aya Yorgi kilise ve manastırı bulunmaktadır. Buradaki ilk yapı, miladi 6. Yüzyılda inşa edilmiştir. Bu mevkide, bir çok kilise ve manastırın kalıntıları da vardır. Bunlardan bazıları bugüne kadar ulaşmış, bazıları yıkıntı olarak kalmıştır.İsa Tepesi’nde ise Hristos Kilise ve manastırı bulunmaktadır. Kumsal semtindeki Ayios Dimitrios Kilisesi de Ada’nın önemli dini yapılarındandır. Adadaki Ortodoks cemaat, büyük ayinlerini burada yapar.Büyükada’da bulunan 4 camiden mimari bakımdan en dikkat çekeni 2. Abdülhamid tarafından yaptırılan Hamidiye Camii’dir. Mimari açıdan batı etkisinde inşa edilmiş bulunan bu cami, Ada Camii sokağında bulunmaktadır. Büyükada’ya, günümüzde Sirkeci, Kabataş ve Bostancı’dan kalkan Ada Vapurları ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin deniz otobüsleri ile ulaşmak mümkündür. Adada otomobil yasağı vardır. Bu da, Ada’nın gürültüden uzak, havası temiz bir mevki olarak kalmasını sağlamaktadır.”

Not: Fotoğrafları tıkladığında kocaman oluyor. Bu fotoğrafları birlikte çekmiştik aşkım. :)

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (2 votes cast)

bu renklerin ve şekilerin bir sebebi var

Bepanthol tarafından Nisan 23, 2009 tarihinde yazılmıştır.

kurbagaDünya’nın en zehirli hayvanı küçücük bir kurbağa olduğunu biliyor muydun aşkım? Minicik minicik olmasına rağmen çok çok az zehiri ile ona temas eden herhangi bir canlıyı anında ölmesine sebebiyet verebiliyor. Bu kurbağının cinsi Kokoi ok. Üzerindeki renkler ise doğal ortamda av olmaktan kurtulmak için bir kamuflaj. Üzerindeki renkler parlaklığı ve güzelliği aynı zamanda da dikkat dağıtıcı olarakta kullanabiliyorlarmış. Bu kurbayı yiyecek olan hayvanın zaten son yemeği oluyor. Doğal ortamda hayatta kalmak o kadar zor ki doğal seleksyon ile geriye bu kadar çeşit tür geride kalmış bütün hayvanlar aleminde. Kuvvetli olanlar hep hayatta kalmayı başarmış ve soyunu geliştirmeye devam etmiş. Ve bu hayvanlar doğal ortama uyum sağlamak için değişik evrimleşme süreci geçiriyor ve geçirmeye devam ediyor. Bunu başaramayan diğerlerinin maalesef soyları tükeniyor. Bu soy tükenme olayı bir tek sebebi bu değil. Doğa olayları ve iklim değişiklikleri gibi sebeblerde var.

orumcekAşkım öyle bir böcek var ki inanılmaz garip ve bilim adamlarını hayrete düşürmüş. Bu örümcek doğal yaşamında sık sık av olan kuşlar tarafından yenilen bir böcekmiş. Bu şekilde zamanla üst derisi doğal ortama uyum sağlamak için evrimleşmiş. Tabii ki bunlar bir varsayım. Bu örümceğin yapraklarda gezerken daha az gözükecek bir renge dönüştüğü ve ilginç olarak üstünde de bir gülen surat şekili oluşmuş. Bu örümceği görünce iğrenerek çığlık atarak kaçacak bir insan heralde gülmeye falan başlıyordur. Ben resmini ilk gördüğümde zaten örümcek olarak göremedim başaramadım. Dikkatini hemen üst kısımdaki gülen surata veriyorsun, şaşırıyorsun gülüyorsun. İşte avlanan kuşlarda bu şekili görüp duraksadıkları için bu cins örümceğin kaçma fırsatı oluyormuş aynı zamanda.

Facebook sayesinde ilkokul arkadaşlarım ile 15 yıl sonra görüşme fırsatı buldum. :) Bu facebook’un en başarı özelliği olsa gerek. Nasıl olduysa herkes kendi ismini soyadını kullanarak yani nickname kullanmayarak aşırı güvenle internette bugüne gelen gelenek yıkılmış oldu. Bu sayede insanlar herkes bir ortaya çıktı. İlkokul arkadaşlarımızla buluştuğumzda herkes bir anısını paylaştı. Cenk arkadaşımız da “Survivor” programına katılmış. Bu programda da okyanusun ortasındaki o muhteşem adalardan birine koymuşlar yarışmacıları. Yemek yok su yok. Herkes kendi yemeğini ve suyunu bir şekilde taştan çıkarıyorlarmış. Yarışmalarda kazandıklarında yemek alabiliryorlarmış ama bazen çok aç kalındığında değişik tropik hayvanlar da yeniyormuş. Bunlardan da biri bukalemun. Evet aşkım bukalemun yemişler. İnanamadım. Bu doğal ortamdaki en iyi kamuflaj yapan hayvan. Kendisini bulunduğu alanın rengine çevirerek gözükmemeyi sağlayan hayvan. Kendilerini o kadar ağır ve savunmasız ki duyarlılıkları çok önemli gözleri birbirinden farklı yönlere bakabiliyor. Avlanarak yemek bulması da en zor hayvanlardan biri çünkü çok ağır hareket ediyor. Doğal ortamda öyle bir evrimleşme geçirmiş ki dilleri boylarının 1,5 katı ve yapışkan.

Bukalemun aynı zamanda o kadar zararsız ki evcil hayvan olarak evde de yetiştirilebiliniyor.  İşte evde bakılan doğal hayattan uzakta bir bukalemun. :) İzle aşkım çok şirin. Tavşan yerine yoksa bukalemun mu alsak. :)

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

J’attendrai le suivant işte o kısa film

Bepanthol tarafından Nisan 14, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım benim sana daha önceden bir videodan bahsetmiştim. Metro’ya binen bir kadın ile alakalı. İşte o videoyu buldum. Fakat buna bir video demek yanlış olur bir kısa film. Bu kısa film 2004 yılı Avrupa film festivalinde en iyi kısa film almış. Ben bu kısa filmi 1 sene önce izlemiştim ve bu başarı ile alakalı hiç bir bilgim yoktu. Kısa filmin adı J’attendrai le suivant yada Türkçeleştirilmişi “Sonrakini bekleyeceğim…”.

Şimdi sen izle aşkım daha sonra yazıyı okumaya devam edersin. ;)




Bir kadının yalnızlığı onu çok kötü etkilemiş durumda. Metroya binerken bile bunun sıkıntısını hissedebiliyorsun. Sonra işte böyle erkekler de var dediği fakat devamında metrodan inince gerçek hayatının ne olduğunu farkeder. Tekrar büyük bir umutsuzluk içerisinde yalnızlığı devam eder.

Ben çok üzülmüştüm aşkım. Hem de çok. Aslında bu kısa filmde çok şey anlatılıyor. Geliri yüksek herşeyi olan bir insanın sanki bir şekilde herşeyden sıkıldığı ve haz alamadığı diğer taraftanda kadının hiç birşeyi olmadığı için hayatından sıkıldığı yalnızlıktan bıktığı anlatılıyor. Keşke ikisi bir araya gelse de bu sıkıntılar bitse diyorsun. Sonuç olarak son cümle çok trajik ve hayal kırıcı.

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 3.0/5 (2 votes cast)

Tanımadığımız tanıdıklarımız…

CherryBlossomGirl tarafından Nisan 14, 2009 tarihinde yazılmıştır.

insanlarAşkım geçenlerde spor çıkışı seninle bir cafe’de oturup laptopta çalıştık.  Ben yüksek lisans yaparken bazı çekim projelerimiz vardı ödev olarak ve bir arkadaşımla bir mekan çekimi yapmamız gerekiyordu. O cafe benim 97 yılından beri gittiğim ve çok sevdiğim bir cafe olduğundan hemen aklıma gelivermişti, oraya gidip cafenin sahipleriyle tanıştık, izin aldık ve küçük bir çekim yaptık. Sonra o cafe tasarım olarak çok değişti, bir de büyüdü. (eskiden bahçesi ve üst katı yoktu) Ben o cafeye gitmeye devam ettim ve bir gün çekim yaptığım arkadaşımla birlikte gidip cafenin sahibine kendimizi hatırlatarak o çekimi bir cd’de kendisine verdik. Konuştuğumuz bayan buna çok sevindi, çünkü cafe çok değişmişti o günden bugüne ve o günlerin bir fotoğrafı bile yoktu kendilerinde, dolayısıyla onlar için iyi bir anı, iyi bir belge oldu çektiğimiz o basit filmcik. Daha sonra o cafeye gitmelerimde o hanım beni hatırladı hep geldi hatırımı sordu vs.  Bazı zamanlar beni görmediğinde ben gidip kendimi hatırlatıp hatırlarını sordum. Ama bir süre gitmeyince o cafeye, geçenlerde seninle gittiğimizde, beni hatırlamadı, ben de her gittiğimde, merhaba ben hani şu şu kişiydim diye kendimi hatırlatıyor olmak istemedim.

Bu cafenin sahibi ve sahibesi (evliler mi kardeşler mi yoksa sadece ortaklar mı bilmiyorum) bu iki kişiyi belki yakından tanımıyorum. Merhabam olan insanlarken belki artık o bile kalmayacak yakında. Fakat o gün seninle orada otururken bir yandan onları izliyordum ve şunu düşündüm. Ben bu iki insanı aslında 10 seneden fazla zamandır tanıyorum. O cafenin değişimine tanığım, o kişilerin belki saç baş, kıyafet değişimlerine tanığım, bazen heyecanlı, bazen sakin, bazen keyifli bazen strestli hallerine tanığım. Genelde hep güler yüzlerine tanığım. Onlarla ortak bir hayatı paylaşıyorum aslında. Aynı yakada oturuyor, benzer yollardan geçiyor ve onları belki birkaç ayda bir görüyorum. Onları tanımıyorum ama tanıyorum da… Benim hayatımda onlar birer karakter… Yani benim gözlerim bir kamera olsaydı ve benim hayatımı anlatsaydı, onlar birer karakterdiler.  Benim hayatımın bir parçasıydılar. Öyleler…

merhabaBir tek o iki kişi değil elbet, yıllardır vapurda gördüğüm için artık tanıyor gibi olduğum bazı yüzler var, karşı apartmanda oturduğu için aynı sokağı kullandığımız bazı yüzler var, yıllardır alışveriş yaptığımız için tanış olduğumuz bazı insanlar var, ne bileyim eczanedeki amca, bakkaldaki abi, kuafördeki kız gibi… Kimiyle sadece merhabalaştığımız, kimiyle merhabamızın bile olmadığı, tanımadığımız tanıdıklarımız var hayatta. Onlar bizim hayat senaryomuzda bazı karakterler… Garip değil mi aşkım… Garip gelmiştir sana da belki ama paylaşmak istedim…

Not: Merhaba, benden sana zarar gelmez anlamına gelirmiş, biliyor muydun?

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)
pressyado.com teknik özelliklerini geliştirmeye devam ediyor...