51. gezegen
Bepanthol tarafından Ekim 11, 2009 tarihinde yazılmıştır.
Aşkım geçen hafta pazartesi ya da salı bir gün işte, sinemaya gittik yine davetli olarak. Blogger’lara özel film gösterileri bu zamanlarda epey popüler oldu. Biz de bundan çok güzel bir şekilde faydalanıyoruz açıkçası. Aslında sen Beyazperde.com’da yazarlık yaptığın için devamlı basın gösterilerine davet ediliyorsun. Bu biraz benim şansıma oldu desek daha doğru olur. Keşke beni de çağırsalar ben de gelsem diyerek böyle imkana dahil olmak sevindirici. Uzak İhtimal diye bir film izledik. Senin deyiminle sanatsal bir film. Sanatsal film adı altında yapılan bazı filmler epey sıkıcı olur ve bir sonuca bağlanmaz öyle kalır demiştin. Eee dediğin gibi de oldu. Sonunda tren gitti ve ne oldu bitti belli değil işte. Ama aynı zamanda eğlenceliydi. Güldük bir çok noktada. Bir müezzin ile bir rahibe arasındaki iletişimi konu alıyordu. Arada bir aşk var mı yok mu anlaşılmıyordu. Ama ben aşk var diye hayal ettim.
Genelde seninle en çok yaptığımız aktivite sinemaya gitmek gibi aklımda yer etmiş. Şimdi düşünüyorum da Marmaris’te tatile gittiğimizde bile sinemaya girmiştik. Çok güzel bir film izlemiştik : Terminatör. Ben onun dizisini de izliyordum. Eminim sen dizisini izlesen hayran kalırsın. Başka bir dizide bu kadar aksiyon ve efekt olacağını sanmıyorum. Ben indirdiğim dizilerin bozulmasından sonra küstüğüm için bütün dizilerim gibi bu dizim de yarım kaldı.
Film ile pek bir alakası yoktu. Sinemada film başlamadan önce hep böyle şirin sohbetlerimiz oluyor seninle. Hiç dikkat ettin mi bilmiyorum ama bu yazıyı okuduktan sonra dikkat edersin. Sen sinemada olduğun için mutlu oluyorsun ve şirinlik yapıyorsun. Ben de sana ayak uyduruyorum. Bir çok isteği olan şirin kız çocukları gibi oluyorsun ve yanakların elma şekeri gibi kızarıyor. Hele bir de elinde lolipop veya patlamış mısır olsa. Ham hamlıksın.
Şimdi hatırlatmak için yazıyorum buraya ki gözünün önüne getir. Kabul ediyorum ben de biraz şirinlik yapıyorum sana böyle birlik beraberlik içerisinde çok güzel şeyler doğuyor. Sen bana dedin ki “sen nereden çıktın hangi gezegendensin?”. Ben de hemen dedim 51. gezegen. Şimdi ben nasıl uydurdum bu sayıyı nereden çıktı? Benim uydurmama göre, aslında 51 tane gezegen varmış ama 38. gezegende kötü insanlar varmış ve en sonunda patlamış. Eee patlayınca 51. gezegen 50. gezegen olmuş. Sen biraz şaşkınlık içerisinde kalmışken film başladı. Ama benim içimde hayal devam etti bir süre daha, o sırada filmde bir kadın doğum yapıyordu ve kadın ölünce benim hayalim de bitmiş oldu.
Buralardan hep çağrışımların bizi yönlendirdiğini düşündüm. Hala daha düşünüyorum. Yani ben senin bana önerdiğin Küçük Prens kitabını okumuştum ve oradaki gezegenlerin beni bu kadar etkilemiş olabileceğini düşünmemiştim.
Yani çok etkileyici bir kitap kabul ediyorum. Özellikle şu kısım: “Yıldızlardan birinde ben yaşıyor olacağım. Ben gülüyor olacağım bir tanesinde. ve geceleyin gökyüzüne baktığında bütün yıldızlar gülüyor gibi olacak… Yalnızca senin gülen yıldızların olacak!” Aslında benim de ufak hikayelerim olurdu küçükken. Odamda sandalyelerden ev yapardım üstüne örtü sererek içinde yaşardım. Çok fazla hatırlamıyorum ama tek kelimeyle çok derin bir hayal gücüm vardı. Küçücük bir odanın içerisinde kocaman bir ev vardı. O bir gezegen de olabilirdi. Bahçesindeki köpekler ve balkonundaki çiçekler aynı zamanda Küçük Prens’in volkanları ve fanus içindeki çiçeği de olabilirdi.
Sonuç olarak çocuk olmak ve çocukluğuna herkes dönmek ister. Fiziksel olarak bunun için artık çok geç. Fakat içsel olarak bu mümkün. Bence herkesin içinde bir çocuk kalmalı. Çocukla çocuk olunmalı. Gerekirse, bir ortam buna müsaitse bu yaşatılmalı. Evet ben bazen çok çocuksu oluyorum ve bazen de belki ayarlayamıyorum. Ama ne yapabilirim ki o zamanlara ancak böyle geri dönebiliyorum. Belki bir gün ikimiz de yıldızlara baktığımızda çocukluğumuzu izleriz.

çok güzel. Ortaçağ gibi bir tarihte yazılmış bir eser bilimkurgu gibi gelecekte japonlar tarafından tekrar canlanıyor. Hem kılıçla savaş yapılırken ama atlar yerine motorsikletler var. Bu kitapta bitiyor ve sırada Romeo ve Juliet var.
Aşkım sana daha önce bahsettiğim, kendime hediye olarak aldığım Yol isimli kitabı okumaya devam ediyorum ve bir an kitab kapatıp, evet ben de yollara çkmak istiyorum dedim. Önce insan dünyayı gezmeliyim diyor. Ama sonra durdum ve dedim ki, ben daha kendi ülkemin yaşadığım şehre en yakın topraklarını bile görmemişken, dünyaya açılmışım ne fayda? Türkiye haritasını aldım elime ve bazı şehirler belirledim. Şimdi yazmak istemediğim bazı planlar yaptım kendimce. Bir yurtiçi projesi… Neyse…
Aşkım başlığı böyle vermek istedim, Eylül ayına girdik, benim en sevdiğim aylardan biridir. Ekimi de severim. Nisanı ve Mayısı da.. Evet, baharı seviyorum
Aşkım dün Bayramoğluna gittik, annem bize mamalar hazırlamıştı, keyifli zaman geçirdik, sonra da sen arkadaşlarının yanına gidip eğlendin, ben de film izleyecektim ama aksilik oldu. Ben de D&R’a girdim. Maaşımı aldığım için açıkçası seni ve kendimi şımartmak istedim elimden geldiğince ve ikimize de kitap aldım. Sen uzun zamandır çizgileştirilmiş klasik eserleri merak ediyordun, o yüzden sana Everest Yayınlarından çıkan Manga Shakespeare Hamlet’i aldım. Shakespeare’in ünlü eseri Hamlet’in manga çizimli bu çalışması gerçekten de çok başarılı bir fikir bence. Aynı mantığı başka klasik eserler için de yapmışlar, birlikte alır alır okuruz artık aşkım
Kirişçioğlu isimli bir bayanın yazmış olduğu bu kalın kitap, bir hayalin gerçekleşmesini anltıyor. Eşiyle işi gücü bırakıp tekneyle dünya seyahatine çıkan ve neredeyse 3 yl süren bir macera yaşamış olan Ayça Kirişçioğlunun bu kitabı fotoğraflarla da süslü. Evet maddi açıdan zaten imkanı olan insanlarmış sanırım ama gene de “hayallerini erteleme” mesajını iyi veren bir kitap olduğunu düşünüyorum şimdiden. Çünkü hayata bir kere geliyoruz ve hiçbir olanağı kaçırmamak lazım. Ben son zamanlarda istemediğim çok şeyi zorla hayatıma sokup kendimi zorladığımı ve üzdüğümü gördüm, bundan en kısa zamanda sıyrılmak ve kendime iyi davranmak istediğim için, böyle bir kitabın gazına da ihtiyacım var sanırım. Ben de bir YOLa çıkmalıyım diye düşünüyorum
Aşkım ben 3.5 yaşında okuma yazmayı öğrenmişim. 5 yaşında ilkokula başlamışım. Kendimi bildim bileli yapmayı en sevdiğim aktivite yazmak ve okumak. Hala kalemler, kitaplar, defterler, silgiler, kalemtraşlar beni çok heyecanlandırıyor. Hala bir kitapevinde saatler geçiriyorum hiç kitap almayacak olsam da orada olmak, kitap kokularını duymak, sayfalara dokunmak garip bir haz veriyor bana. Kütüphanemde okumam gereken birçok kitap olsa da yeni bir kitap çıktığında veya ilgimi çeken bir kitap gördüğümde almadan edemiyorum. Boş defterlerim olsa da yeni bir defter görünce almadan edemiyorum.
Bu ülkede yazar olmak zordur, kendini yazar olarak kabul ettirmek, yazı yazmaktan para kazanmak, yazarım diyerek bunun bir meslek olduğunu kabullendirmek zordur. Ben dergilerde, web sitelerinde editörlük yaparak, metin yazarlığı yaparak biraz tatmin etmeye çalışıyorum bu tutkumu. En büyük hayalim bir gün bir kitap yazmak, bunu başaran arkadaşlarım da oldu, çok yakınımda, o yüzden bu bana her zaman bir umut ta verdi imkansız değil diye, şu an biliyorsun beyazperde.com’da sinema eleştirileri yazıyorum, bir de blog yazıyorum işte, bazen de defterlerime veya bilgisayarımda birşeyler çiziktiriyorum, onlar bana saklı.
Sonra Tanrılar Okulu’nu keşfettim. Ve hala başucu kitabımdır. İlk kez bir kişisel gelişim kitabı beni bu kadar etkiledi ve altını çizip sonra unuttuğum kitaplar kervanından biraz da olsa sıyrılıp, okuduklarımı hayatıma geçirmemi sağladı…