yeni müzik tarzımız tech-chicken
Bepanthol tarafından Kasım 29, 2009 tarihinde yazılmıştır.
Bepanthol tarafından Kasım 29, 2009 tarihinde yazılmıştır.
CherryBlossomGirl tarafından Ekim 12, 2009 tarihinde yazılmıştır.
Aşkım seninle sabahlıyoruz sanırım bu gece. İnternette işimiz vardı her zamanki gibi ama bitse bile bloglarımızla ilgilenmeye ve müzik dinlemeye devam ettik keyifle. Sen birdenbire keşke çorba olsa da içsek dedin ve birlikte mutfağa doğru giderken açıkçası pek ümidim yoktu. Halbuki geçenlerde annemle alışveriş yaparken almıştım bu çorbaları ama annem bir dolaba kaldırmış ve ben de unutmuşum onları. Açıp da görünce nasıl sevindik.
Şu anda afiyetle içiyoruz, keyfi başka oldu doğrusu.
Sen üşenmedin, kanepenin üzerindeki battaniyenin içine girdin, yanına çorba kutularını aldın ve bana fotoğrafını çektirdin, ben gerçekten anlayamamıştım ki yapıştırdın lafı: e yeme de yanında yat diye buna denir aşkım! Heheh, merak etme, burada paylaşmayacağım o fotoğrafı…


Bepanthol tarafından Eylül 19, 2009 tarihinde yazılmıştır.
Cumhuriyet Başsavcılığı’nın vermiş olduğu karar doğrultusunda dinlediğimiz müziklerin sesi kısıldı. Şimdi o sesi ne zaman açacaklarsa bizde kaldığımız yerden müzik dinlemeye devam edeceğiz. Ama öyle sanıyorlar. Yasaklar ve kısıtlamalar herzaman bir şekilde yeni bir yol bulunarak delinmiştir. Demokratik bir çözüm getirilmediği sürece. Kanunu oturmamış ve internetin mantığını bilmeyen kişiler, bu yaşam alanını daraltmaya çalıştıkça o alan başka deliklerden büyüyecektir.

Birçok grup ve dj’ler özellikle myspace sayesinde kendileri hakkında sevdiklerine etkinlikleri ve müzik çalışmaları hakkında bilgi verebiliyorlar. Yada bazı prodüktörlere kendilerini tanıtabiliyorlar. Birçok tanıdığım insan vardır ki myspace sayesinde iş yapıyor ve para kazanıyor. Denilmiyor mu? Al ver ekonomiye can ver. O zaman nerede bu işin başlangıcı ve sonu. Çelişkiler ve çatışmalar birbirini çekiyorlar. Ortaya karmaşa çıkıyor. Belki buradan bir bahane çıkar ekonomi bozuk çünkü internet aslında kötüye kullanılıyor denilerek. Ama burada müzik yükletmek değil dinletmek var. Buralardan yasal olmayan şarkı indirme işlemi yapmak mümkün değil. En azından bu siteler bunu sağlayan kuruluşlar değil. Dünyanın en en çok ziyaret edilen internet radyoları arasında yer alan Last.fm’e ne olacak peki. Hani kapatanlar kapatıyorda bu kapama cezası bize mi? yoksa sitelere mi? Yoksa özgür internete mi?
Bir şekilde gördük ki elimizden hiçbirşey gelmiyor. Bunun ile alakalı ne kanunlar gelişecek ne farklı hareketler oluşacak. Daha önce ekşisözlük, Blogger, Wordpress, Dailymotion ve google’ın bazı hizmetleri kapanmıştı fakat açıldı. Youtube hala kapalı. Ama kapalı olsa ne olacak ki! Sayın Tayip Bey youtube’a girip video izliyormuş. Kapasanızda bakın biz de o sitelere girebiliyoruz. DNS diye birşey var. Balık baştan kokarmış.
Bepanthol tarafından Eylül 13, 2009 tarihinde yazılmıştır.
Aşkım cumartesi gecesi Beno ile Lena’nın düğününe davetliydik. Ama daha öncesinden yine bir başka düğüne daha gitmemiz gerekiyordu. Kardeşimin saç olayları yüzünden orayada geç kaldığımız için az durmak zorunda kaldık. Acele acele ve bir telaş ile gittik zaten. Teyzeme ve kuzenime biraz ayıp olmuş oldu. Buna çok üzüldüm ki hem de çok. O düğünde de olmak isterdim sadece kokteyle katılıp gitmek kendimi kötü hissetirdi. Ayrıca şansızlıklarına açık alanda havuz başında yapmak istiyorlardı düğünü fakat yağmurdan dolayı kapalı salonda yapmak zorunda kaldılar. Telefonda konuştuğuma göre çok eğlenceli geçmiş. Özellikle damat yani kuzenimi o soğukta havuza atmışlar.
O istemese kimse atamazdı ya hani neyse. O da atılmak istemiş havuza.
Bir acele ile Beno ve Lena’nın düğününe de yetişmemiz gerekiyordu. Hava o kadar kötüydü ki bir yağmur bastırsa trafikte sıkışıp kalabilirdik fakat televizyondan yapılan uyarıları herkes dinlemiş dışarı çıkmamış kimse. Bunun sayesinde o düğünden bu düğüne gitmemiz 20 dakika aldı. Şansımıza yağmur biz otoparka girdiğimizde başlamış. Bu acelemizin asıl sebebi onlara yapacağımız sürpriz gösteriydi. Bu gösteride onlara şarkı söyleyecektik. Sen haftaiçi doktora gittiğin için gelemediğin stüdyoda biz şarkı kaydı yapmıştık. Bütün arkadaşlar hep birlikte seçtiğimiz 3 şarkıyı Beno ve Lena’ya göre uyarladık. Söylediğimiz şarkıyı dinlemek için tıkla.

Düğün gecesi Beno ve Lena sahneye çıktıktan sonra hemen bizler salondan çıktık. Daha önceden müzik işleri ile ilgilenen yakar ile ayarlanmıştı herşey. Bir anda bizim kaydımızı girince herkes şaşırdı ve içeriye koşarak girdik. Beno ve Lena’nın surat ifadesi ise şaşkınlıktan mutluluğa dönerken sevinç göz yaşları aktı. Sen ve ben gerçekten hüzünlendik. Hatta sen ağladın aşkım. Bu olaylar geçince artık en sonunda nikah memuru geldi ve kıyıldı nikah. Fakat sürprizler bitmemişti. Gecenin ilerleyen saatlerinde yastık kavgası yapıldı ve her taraf kuş tüyü oldu. Bundan en çok etkilenen ben oldum herhalde o kavganın içerisinde olmama rağmen. Benim kaşıntım ve boğaz yanmalarım bu kuş tüyünden olduğunu anlamış oldum. Herhalde arada sırada evimde kullandığım yastıkları bir daha kullanmayacağım.
Gecenin sonlarına doğru herkes gitmiş oldu. Arkadaşları olarak biz sona kaldık ve en son şarkıları hep birlikte söyledik. Masa dekorasyonları ne kadar güzeldi. Masalar o kadar şıktı ki aslında herşey çok güzeldi. Yemeklerden tut müzik sistemine kadar herşey çok güzel düşünülmüş. İçki servisi yapan hosteslerden içki içmek için değişik bir ortam oluşturduğu bir gerçek. Bu sayede bir çok kişi sarhoş oldu. Biz de tüylerden alerji olduğumuz için sahneye pek yakın olamadık aşkım. Bu sebeple seninle sohbet ettik çok çok ve sohbetimizin bir esnasında masanın üzerinde duran mumları üfleyerek dilek tuttuk hem de üç tane. İnşallah bu dileklerimiz olur ama hiç söyleme dileklerini tuttukları zaman söylersin yoksa dilek bozulurmuş. Aşkım bu arada dilekleri tuttuğumuzda ayın 13′ü olduğunun farkında değilmişiz.
Bepanthol tarafından Eylül 7, 2009 tarihinde yazılmıştır.
Aşkım işte geleceğimizin müzik veya video klip tanıtımları ceplerimize girmeye başlıyor. Kaç zamandır hep anlatacağım dedim. Bir türlü fırsat bulamadım. Böyle deliler gibi heyecanlandım. Fakat sanırım bir yere koşturmacamız vardı ve pek sana sesimi duyuramadım. Eminim ki burayı hergün okuduğun için en geç sabah bu yazımı görmüş olursun. Hani başlangıcım böyle tam teknolojik haber başlığı gibi olmuş. Zınk diye girmişim hemen ama heyecanımı kontrol ettim ve sakin sakin anlatacağım.
Coldplay’i sen benden kat ve kat daha iyi bilen birisin onun için grup ile alakalı birşeyler anlatmayacağım. Çok farklı bir müzik tarzı dinlesemde Coldplay bence çok güzel tarzı ve sesi var. İnsanı kendileri ile birlikte sürükleyebiliyor müzikleri. Benim ama en çok sevdiğim yanlarıysa teknolojiyi takip edip hedef kitlelerine kendilerini daha iyi tanıtabilecek yöntemler bulabiliyorlar. Bunun için gerçekten çok araştırma yapıp ve para yatırıyorlar. İlk önce tap tap revenge 2 iPhone oyununa kendi parçalarını hatta viva la vida albümdeki şarkıları koydurttular. Daha sonra bu oyuna özel ad alarak tap tap viva la vida oyununu çıkardılar ki zaten aynı oyundu. Sadece isim hakları gibi bir durum oluştu. Bunun yanında tabii ki de alan memnun satan memnun felsefesinden tap tap revenge 2 oyunu daha çok kitlelere yayılmış oldu. Burada coldplay’in albümünü bilmeyen kişiler orada karşılaştıkları parçalar ile deliler gibi sabahlara kadar internetten multiplayer yarışmalar yaptılar. Bunların içerisinde ben de vardım.
Asıl mesele şimdi sana anlatmak istediğim yeni çekmiş oldukları video klip için bir iPhone uygulaması geliştirmişler. Burada Coldplay ile alaklı haberlere ulaşabiliyorsun fakat en önemli konu burada video klibi izledikten sonra video klibi bir oyun olarak oynayabiliyorsun. Yani bir şekilde sana hem video klibi benimsetiyorlar hem de şarkıyı ezberletiyorlar. Gerçekten bu klip tam oyunluk ki bence bunlar komple bir arada yürütülmüş düşünülmüş bir proje. iTunes’ta nasıl karşıma çıktı bilmiyorum tamamen şans. Büyük ihtimalle müzik kategorisine girmiştim ve hemen indirmiştim. O sırada da ücretsizdi. Zaten böyle bir uygulamanın ücretli olması saçma olur. Oyun çok zor çünkü baya yetenek istiyor sanıyorum ki ben yeteneksizim bu konuda. En kötü yanı ki bence böyle olması çok kötü internet bağlantınız yoksa kesinlikle uygulama çalışmıyor. Bunu da en yakın zamanda düzeltirlese problem yok. Sosyal ağları unutmamışlar ve bu uygulamayı oralarda da paylaşabiliyorsun fakat friendfeed’i unutmuşlar.
Sonuçta çok heyecanlandım. Neden heyecanlandığıma gelirsek ki böyle şeyleri yapan insanları çok özeniyorum. Böyle güzel projeleri geliştiren insanların ellerindeki imkanlar ve bu imkanları kullanabilmeleri çok güzel. Henüz Türkiyede bir sanatçının veya bir grubun böyle birşey yapacağını sanmıyorum ki şirketler bile henüz kapsamlı özel uygulamalar geliştirmiyorlar. Bunun üzerine gitmek lazım. iPhone kullanan çok kısıtlı insan topluluğu olsada alım gücü yüksek insan kitlesini barındırdığını unutmamak gerek. Geleceğimiz ceplerimizde haber vermek istedim.
CherryBlossomGirl tarafından Ağustos 1, 2009 tarihinde yazılmıştır.
Aşkım geçen haftalarda seninle rock’n coke’a gitmiştik. Rock’n Coke yıllardır Türkiye’de başarıyla gerçekleştirilen bir organizasyon. Ki bu organizasyonu bile başarısız bulan, bazı aksamaları büyüten insanlar oluyordu ilk yıllarda. Ama gene de hiçbir organizasyon TranceWorld kadar kötü bir şekilde yürütülmemiştir diye düşünüyorum. Bu organizasyonu yapan eventplus adlı şirkete de teessüflerimi bildiriyorum.
Sen bu etkinliğe davetiye kazanmak için ne kadar çırpındın ve senin için ne kadar önemli bir organizasyondu aşkım, çok beğendiğin dj’ler sahne alacaktı ve bu etkinlik dünya çapında bir etkinlik olarak duyuruluyordu… Üstelik kilyosta bir plajda gerçekleşecek olması beni de çok mutlu etmişti çünkü dinlediğim tarz müzik değil trance ve bu yaz sıcağında denize nazır olması çok çekiciydi, müzik dinlemek istemeyen plajın tadını çıkarabilirdi, hatta bu rock’n coke’de olmayan bir özellik olduğu için takdir bile etmiştim.
Friendfeed’den soru sorarak kazanana çift kişilik kombine davetiye vereceğini söyleyen bir kız vardı muhattabımız. Bu kişi eventplus’ta çalışıyordur sanmıştım ben. Davetiyelerin evlere gönderilmesinde bir sorun olduğunu söylediler ve kapıda isminiz olacak dediler. Aynen Rock’n Coke’a gittiğimiz gibi hazırlandık, çadırımızı ve diğer eşyalarımızı aldık ve yola çıktık. Trafik de vardı, epey sürdü oraya varışımız. Bu koskoca organizasyonla ilgili hiçbir tabela hiçbir hazırlık yoktu yol üzerinde, garip gelmişti.
Neyse vardık trimata beach’e ve organizasyonun giriş kapısına. Ha, öncesinde iki gün kalacağımız için otopark ücreti olarak tam 20 milyon aldılar, koskoca Rock’n Coke’ta bile 10 milyon almışlardı, onu da geçtim, organizasyonun sitesinde otopark ücretsiz yazıyormuş ben bilmiyordum. Neyse, normalde MyBilet’ten alınıyormuş biletler, kapıda bir standları var ve gelenin biletine bakıp bileklik takıyorlar kollarına. Biz de davetli listeside adımız olacağını söyledik. Fakat biliyor musun, hani sana, bize davetiye kazandıran kızın telefonu var mı sende diye sormuştum, o an nedense içime bir kurt düşmüştü, yani umarım kapıda ismimiz olmasıyla ilgili bir sorun yaşamayız şeklinde.
Görevli birkaç kişi vardı orada ve bir karışıklık yaşanıyordu, hepsinin telefonları ayrı ayrı çalıyor, hepsi birileriyle kavga ediyor, hatta küfürlü konuşuyordu. Düzgün insanlar değillerdi gerçekten de… Davetiye listesini getirmeleri baya uzun sürdü, listede 11 kişinin adı vardı, bunlardan biri de sendin. Fakat bunlar çift kişilik olarak gözükmüyordu. Listeyi elinde tutan kişi, biz Pelin hanıma, on kişilik davetiye hakkı tanıdık, o bize 11 kişilik bir liste gönderdi, eh biz de ok dedik, ama davetiyeler kesinlikle çift kişilik değil, burada ismi olmayanı alamayız dedi. Gayet sert, kaba ve “daha fazla sizinle ilgilenemem, işim gücüm var” tonunda söylenmiş bu cümleden sonra sen Pelin’in sana yollamış olduğu e-postaları telefonundan kendilerine göstermeye çalıştıysan da oralı olmayan bu kaba dört kişi Pelin hanımın yaptığı bir hata bu ve biz sorumlu değiliz diyip başlarından def etmeye çalıştılar bizi. Sen baya bir ısrar ettin ve artık en sonunda sesini yükseltmeye başladın ama ne fayda… Sanki Pelin Hanım denen kişi sokakta bize hadi gidin bu etkinliğe alınacaksınız diyen bir kişiymiş gibi, onun yaptığı bir hataysa da bunu üstlenmediler.
Bu arada adamlara derdimizi anlatmaya çalışırken kapının önünde vakit geçirmemiz iyi oldu çünkü organizasyonla ilgili tek sorunun bu olmadığını görmüş olduk. Herşeyden önce çadırların konacağı yer iğrenç bir alandı. Ayrıca sahne basit ve küçük bir sahneydi, koskoca TranceWorld diye bas bas bağırdıkları, gerçekten de dünya çapında djlerin geldiği bu organizasyon, sanki bir grup sivil toplum örgütünün veya bir üniversitenin düzenleyeceği organizasyon kadar basit görünmekteydi. İçeri girmek için çaba sarfeder, hakkımızı ararken etrafın bu kadar itici görüntüsü bir yandan sende de bende de istek bırakmamaya başladı. Üstelik etrafta konuşulanlar da cabası…
İlk duyduğumuz birilerinin hastaneye kaldırıldığıydı, daha sonra içeri girip gece sabaha karşı çıkıp pansiyona gidip sabah tekrar gelmek isteyen bir çifte belki yarım saat boyunca, giriş yaptıktan sonra çıkış yapamazsınız diye bilgi veren ve orada bekleten yetkili? den sonra gelen başka bir yetkili, yoo giriş çıkış yapabilirsiniz diyince kendi aralarında tartışmaya başladılar. Sonra gene içerden kolunda bilekliğiyle geri dönen bir kız, hani bedavaydı, internet sitesinde öyle diyordu ama şimdi para istiyorlar diyordu, konu neydi bilmiyorum ama bizim yetkililer gene birkaç telefon konuşması yapmak zorunda kaldılar. Son olarak, bari otopark ücretimizi geri alalım diye yetkili birini istedik ama bu terbiyesiz yetkililer bize, parayı biz almadık sizden, bizimle alakası yok dediler. Yetkili birini çağırmak veya, elbette kapıdan alabilirsiniz çıkışta demek bile onlara zor geldi. Bu arada, kapının önünde saatlerdir çabaladığımızı gözlemleyen güvenlik görevlilerinden bir kadın yanımıza gelip, bence hiç uğraşmayın çenenizi yorduğunuzla kalırsınız, zaten iğrenç bir organizasyon, bakar mısınız kapı önünde ışık yok, girenlerin her eşyasını didik didik etmemiz, uyuşturucu var mı diye bakmamız söylendi ama hiçbirşey göremiyorum, herşey rezalet, aklınız varsa gidin dedi kadın. Gerçekten de hava kararmıştı artık ve kapının önü oldukça karanlıktı.
Arabamızı parkederken bize yardımcı olan, kapımızı açıp hoşgeldiniz diyen gayet güleryüzlü park görevlilerine ise bize insan gibi davrandıkları için teşekkür ederiz, bir tek onlar ilgilendiler bizimle doğru dürüst. Çıkarken de berbat bir organizasyon, ne deseniz haklısınız dediler.
Adamlarla konuşurken sinirlediysen de, dönüş yolunda çok sakindin gerçekten şaşırdım. Ben davetiye kazanmak için bu kadar kastığım bir festivalden bu şekilde ayrılsaydım, bunca yolu tepip, bunca eşyalarla, sanırım sinirden ağlayabilirdim, ki zaten çok sinirlendim beğenmediğim tarz bir müzik de olsa sonuçta oraya eğlenmeye gitmiştik herşeyimiz hazırdı ve gördüğümüz muamele iğrençti.
Bu kişiler, haklısınız bir anlaşmazlık olmuş Pelin Hanımla aramızda ve siz mağdur oldunuz ama gerçekten yapabileceğimiz birşey yok deselerdi veyahut bir orta yol bulmayua çalışsalardı, indirimli bir bilet vermeye çalışsalardı mesela, belki de girerdik. Ama bugün facebooktaki gruplarına kamp alanından yazılan bir mesajı görünce girmediğimize iyice sevindim. Yağmurdan dolayı rezil olmuşlar ve kamp yaptıkları alanın ne kadar elverişsiz olduğundan yakınıp durmuşlar, galiba allahın sevgili kuluyduk aşkım.
Bundan sonra eventplus’ın adını gördüğümüz her yerden koşarak uzaklaşırız herhalde. Bir davetiye kazanacaksak da bunu şirketi kendisi tarafından, bilet elimize geçecek şekilde kazanmaya çalışırız, insanlara güvenmemek konusunda bize ders oldu bence.
Bu arada Tranceworld’ün diğer ülkelerde nasıl organize edildiğini görmek için google’ladım ama hiçbirşey çıkmadı karşıma, belki de böyle bir festival aslında yok.
Bepanthol tarafından Temmuz 24, 2009 tarihinde yazılmıştır.
Bu sosyal reklam filminin müziği ve şarkı sözleri; bugüne kadar sayısız sosyal sorumluluk projesinde gönüllü olarak yer almış ve gerek sosyal konulara olan duyarlılığını ifade ettiği sanatçı kimliği gerekse sanatı vasıtasıyla gerçekleştirdiği yardım konserleri ile bu kurumlara sağladığı katkılarını esirgemeyen CEZA’ya aittir.
“down” ettin beni
ben her round düştüm yere
buna “body count” derler
bazı yerlerde sağ ol ittiğin için
buna hiç puan vermez kimse
cılgına döndü herkes
sanat kopyalar
istemem ancak o yaban eller
hep “down” eyler beni.
acep sende bizi daha ne kadar
aşağı doğru çekip alt edip indireceksin
böyle giderse gün gelir
bizden yeni şeyler göremeyeceksin
etrafımda korsan gemileri
yorsan bile beni durmam
bir fırsat bulup “down” edecek bizi birileri
duyamayacaksın hiç yeniliği
hep gidiyoruz zaten geri geri
bu hak yemektir bize yara verir
muhakemem kalmadı gene benim
bu şarkılar senin bir dünya insan ekmek yesin bırak
emeği de bir anda yok etmek günah
bu yaptığın bizi öldüren silah
dinlediğin benim ben gözden ırak.
“down” ettin beni
gene ben tam gördüm yeri
ben her round düştüm yere
hakem saydı
kalktım ben geri
dünden bugüne ne kaldı zaten
yarın hep sağ bekler seni
sanat yok olup gider
gene de birileri hep “down eyler” beni.
aynı bir eli boş döndüğün av gibi
indiğim yerse yerin ta dibi
o bindiğin atınsa ben sahibi.
haksızlık yarışta sen galibi
nasıl bir sevgi nasıl bir saygıdır bu
gülsüz dikene katlanılmaz doğru
gülü seviyorsan dikene katlan
kuralına göre oyna bu oyunu
ve paklan
“down” ettin beni
ben her round düştüm yere
buna “body count” derler
bazı yerlerde sağ ol ittiğin için
sana hiç puan vermez kimse
cılgına döndü herkes sanat kopyalar
istemem ancak o yaban eller
hep “down eyler” beni…
yaratıcılığın önündeki engel sen olma!
korsana dur de
söz-müzik: ceza
CEZA ve bu reklam filminde yer alan diğer sanatçılar da projeye gönüllü olarak katkıda bulunmuşlardır. Katkıda bulunanlar (alfabetik sırayla):
ASLI
CEM ADRIAN
CEZA
GÖKÇE
GRUP 84
HAYKO CEPKİN
HÜSNÜ ŞENLENDİRİCİ
Senaryo-Yapım
Öykü R. SERTER
Yönetmen
Cenk Yaz
CherryBlossomGirl tarafından Temmuz 22, 2009 tarihinde yazılmıştır.
Aşkım ben müzik tarzı olarak alternatif rock, rock ve trip-hop seviyorum. Sense elektronik müzik seviyorsun. Rock da dinliyorsun, severek dinlediğin birkaç grup var ama özellikle takip etmiyorsun ve seni yansıttığını düşündüğün müzik tarzı rock’tan ziyade elektronik müzik. Bundan dolayıdır ki bu zamana kadar hep elektronik müzik festivallerine gitmişsin, hiç Rock’n Coke’a katılmamışsın, bu senin için bir ilkti.

Benim için ilk olan ise kamp yapmak, çadırda kalmaktı. Daha önce iki kez daha rock’n coke’a gitmiştim. Hezarfen Havaalanında gerçekleşen ve Eylül’ün ilk haftasına denk gelen bu aktivitelerin birine görevli olarak gitmiştim. Açıkçası çok havalıydı. Elimde kocaman fotoğraf makinem, boynumda görevli kartım, herkes sıra beklerken ben basın kapısından girmiştim. Birlikte geldiğim iki kişiyi sokamamıştım da düşün, onlar beklemişlerdi kapıda
)
Bu arada sana söylemeyi unuttum The Cure de gelmişti ve çok şahaneydi. Düşünebiliyor musun önce Korn sonra Cure çıkmıştı, dağılmıştım.
Fakat günübirlik gidip gelmiştim daha önce bu festivale. Bu kez seninle çadırda kaldık. Değişik bir deneyimdi. Tahminim kadar rahatsız değildi ama gece uyurken soğuk, sabahın ilk ışığında ise inanılmaz sıcak olması beni biraz rahatsız etti. Yoksa yerde yatmak, sert olması, dar bir alan olması vs o kadar rahatsız etmedi. Sabahın yedibuçuğunda sıcaktan ölerek uyanmak ve uyuyamamak tuhaftı sadece
)

Bu kez İstanbulPark’ı kendine mesken edinmiş olan Rock’nCoke, Temmuz ayını seçmiş. Çok kötü bir seçim olmuş çünkü etrafta herhangi bir göl ya da deniz yok. İnanılmaz sıcakta, belirli bir alan içinde vakit geçirmek zorundasın. Açıkçası kamp yaptığımıza biraz pişman oldum, çünkü en önemli ve en güzel gruplar zaten saat, hadi diyelim ki en erken 17:00′den sonra sahne alıyorlardı.Üstelik Kurtköy, Çatalca kadar uzak da değil, kırk dakikalık bir yol, iki gün de saat beşten sonra gidip o sıcağı çekmeyebilirdik belki. Ama aslında pişmanım diyemem tam olarak çünkü cuma akşamından pazartesi sabahına kadar orada olmak gerçekten değişik bir deneyimdi. Tatil gibiydi bir bakıma, annem, Marmaristen bu kadar yanarak dönmemiştin dedi, baya cildimin rengi koyulaşmış
)
Kamp alanına su, kek, içki vs sokmak yasaktı. Cuma akşamından çadırını kurup uyuyan, Cumartesi sabahı ise kalkıp kahvaltı yapmak isteyen, festival alanına girmek isteyenlere uyarı geldi, saat sabah ona kadar giriş yasaktı. O arada, sen anlattın aşkım ben uyuyordum, adamın teki gelmiş, “içeri girerken suyumu aldın, kekimi aldın, herşeyimi aldın, şimdi de içeri sokmuyorsun, paramızla eğlenmeye geldik bu ne zulüm, siz kampçılar da genç olacaksınız, amma koyunsunuz, karşı çıksanıza” gibisinden baya söylenmiş ve böylelikle izin vermişler girişlere. Hakikaten de çok saçma aşkım, ben istersem altıda gider kahvaltı ederim, nedir bu askeriye mantığı yani??
Sıcağa çare olarak konserler esnasında izleyicilere sıkılan su gerçekten iyiydi, bir ara sırılsıklam olduğumu ama hiç umursamadığımı hatırlıyorum. Bana kayıp balık nemo gibisin dedin ıslandığımda hihihi:))
Bir diğer çare de, CocaCola çadırındaki klima idi. Gündüz doğru dürüst grupların çıkmadığı saatlerde, güneşten bizim gibi uyuyamamış belki 40 insanla birlikte klimanın olduğu bu çadırda hiç umurumuzda olmadan tozlu paslı yerlere uzanıp uyuduk, dinlendik. Bir de gene yemek alanında püskürtülen sular vardı, onların altında durmak da güzeldi.
Bir başka akılda kalacak detay herhalde McDonald’s satılan alanda çalışanların devamlı surette düdük çalarak asabımızı bozmalarıydı. Sen sonunda dayanamayıp gittin söylendin, uzun süre çalmayı kestiler. Hayır, koskoca McDonald’sın ilgi çekmeye ihtiyacı yok ki, zaten illa tercih edilir bu marka böyle bir yerde.
Hmm bunun dışında Manga&Cartel, Duman, Prodigy ve Linkin Park performanslarını çok beğenerek ve kendimden geçerek izledim aşkım. Aylin Aslım da keyifliydi. Yeni imajı ilginçti. Hayko Cepkin de iyiydi ama daha iyi performanslarını izlemiştim. Genelde çoğu insan bu festivale en çok Prodigy hatrına gelmişler, haksız da sayılmazlar ama benim için Linkin Park da bir o kadar önemliydi, gerçekten de isyankar gençlik zamanlarımı hatırlatan en sevdiğim parçalarını söylediler, özellikle BİS yapıp son parça olarak en sevdiğim parçalarını (one step closer) söylemeleri beni benden aldı.
Konser sonrası bir arkadaşımdan, sen ne giydin, gelinlikli biri vardı diye bir mesaj aldım. Daha sonra birkaç kişiden daha duydum bu gelinlikli ve fakat dekolteli hatunu. Biz niye görmedik ki acep??
Açıkçası bir daha rockncoke Temmuz ayında ve denizsiz bir yerde olursa kamp yapmayı düşünmem.
Bu arada ilerki tarihlerde rockncokede kimleri görmek isterim diye düşündüm de:
Radiohead
Portishead
Alanis Morissette
Sinead O’connor
A Perfect Circle
Tool
Pearl Jam
Iggy Pop
Böyle isimler ve gruplar geldi aklıma, keşke gelseler
Şimdi önümüzde Trance World festivali var, ben de senin rock’a bakış açın gibiyim bu konuda, elektronik müzik sevmiyor değilim seviyorum, daha çok psychedelic, downtempo, trip-hop tercih ediyorum biliyorsun ama pek takip etmiyorum, kim kimdir, trance nedir yok progressive nedir bilmiyorum, o yüzden bu festivalden keyif alacak mıyım emin olmasam da,bunun kilyosta olması beni rahatlatıyor aşkım
Festival böcekleri olduk bizzzz
)))
CherryBlossomGirl tarafından Haziran 26, 2009 tarihinde yazılmıştır.
Aşkım dün birlikte siteden siteye dolaşırken twitter.com’da Michael Jackson’un öldüğü haberini gördük. Açıkçası o saniye için balon haber olduğunu düşündüm. Daha sonra google’dan arama yapmaya başladık ve yavaş yavaş tüm haber sitelerine düşmeye başladı bu haber ama kesin olduğu söylenmiyordu. Sonra da televizyonu açtık. Gene kesin olmayan bilgilerle başlasa da sonunda kesin olarak açıklandı: Michael Jackson hayatını kaybetti!!
Son zamanlarda adı maalesef çocuk tacizi olaylarıyla gündeme gelmişti, çoğu hayranını bu yüzden kaybetmiş, imajını sarsmıştı. Çoğu ise, zaten ispatlanamamış bu olaya inanmamayı tercih ediyor ve Michael Jackson’u kalbinin tahtından indirmiyordu.
Sen kesinlikle inanmışsın bu taciz olayına ve indirmişsin tahtından Michael Jackson’u. Senin için bitmiş artık o adam ve öldüğüne de üzülemedin. Ben seninle aynı fikirde değilim. Herşeyden önce bir şok yaşıyorum çünkü o bir idoldü,o bir fenomendi, onun gibisi gelmedi, kendine özgü, değişik bir adamdı, pop ilahıydı, müziği ve danslarıyla tüm dünyaya çok şey kattı, üstelik yardımsever de bir insandı, birçok sosyal sorumluluk projesinde yer almıştı. USA for Africa kampanyası çerçevesinde Afrika’da açlık sınırında yaşayan insanlar için şarkılar yapıp yardımlarda bulundu. Gene alkollü araba kullanma karşıtı projelerde de yer aldı. Şiddet, cinsellik ve ırkçılık karşıtı şarkı sözleriyle dikkat çekti. Çocuk istismarı konusunda televizyonda bir açıklamasını dinlemiştim. Çocukluğunu yaşayamadığı için malikanesinde çocuklarla yatakta zıplayıp hoplayarak oyun oynadığını, onlara sarılarak uyuduğunu, bir çocuğa asla zarar veremeyeceğini anlatırken inandırıcıydı. Belki saf bir şekilde ona inandım ama anlatımında gerçekten de hastalıklı bir çocuksuluk vardı aşkım. Bu yaptığı şeyi doğrulamaz elbet, o iyi niyetle çocukları okşarken belki çocuklar bundan rahatsız oluyorlardı, bu yüzden de istemeden de olsa istismar etmiş oldu belki ama ben Michael Jackson’un kötü biri olduğuna inanamadım hi. Hep bana mutsuz, hastalıklı biri gibi geldi.
50 yaşındaydı öldüğünde, kalp yetmezliğiymiş. Cilt kanseri falan da diyorlardı, acaba cildine ve yüzüne yaptığı estetik operasyonların sağlığının bozulmasında ne kadar etkisi vardı merak ediyorum.
En sevdiğim parçalarından biri Dirty Diana’dır. Dinlerken artık daha bir buruk dinleyeceğim. Mekanı cennet olsun.
CherryBlossomGirl tarafından Haziran 22, 2009 tarihinde yazılmıştır.
Aşkım seninde önceki postlardan birinde bahsettiğin gibi biz bu festivalin ikinci ve son gününe katıldık. Bence ortam çok güzeldi, tam istediğimiz gibiydi, etrafta o kadar güzel aktiviteler vardı ki, insanlar bazen müzik dinlemektense bu aktivitelere katılmayı tercih ediyorlardı. Ama tabii büyük gruplarda değil. Starsailor ve Röyksopp sahnedeyken inanılmaz bir kalabalık vardı, özellikle de Röyksopp’da.
Aşkım ben hiç unutmuyorum, yıl 2000′di ve müzik dinleyiciliği konusunda çok aç olduğum ve ne dinlemeyi seviyorum diye keşfetmek konusunda aktif olduğum bir dönemdi. Genelde müzik zevkine inandığım bazı insanlar vardı çevremde ve onlardan da duyduğum gruplar/sanatçıları özellikle incelemeye alıyordum. Dinlediğim müzik tarzı genelde alternatif rock ile elektronik arasında gidip geliyordu. Bir de kadın vokal manyaklığım vardı… Alanis Morissette, Sinead O’connor, Massive Attack, Radiohead, Portishead dinlediğim favori grup ve sanatçılardı. Bu dönemde bir akşam hiç unutmam, rock fm’de bir parça başladı: Don’t you know you got your daddy’s eyes, your daddy was an alcholic… diye başlayan, acıtan bir sese sahip olan bir erkek vokal… Parçadan herşeyiyle çok etkilenmiştim, ses, müzik, sözler, her şey beni çok etkiledi ve millete yaymaya başladım, bu kez ben öneriyordum insanlara ve aslında ne tarz olduğunu bile farkedememiştim önce, sonra albümünü dinledim, bu bir alternatif rock grubuydu, soundu da coldplay’e benziyordu sanki. Özellikle Coming Down ve She Just Wept adlı iki aşırı duygusal parça beni benden alıyordu. Sonra ikinci albümleri çıktı, artık daha popülerlerdi ama çok sevdiğin birşeyi keşfedince herkesin de bilmesini istemezsin ya, çok da herkesin bilmemesi bende garip bir gurur yarattı:)) Üçüncü albümlerini dinlemedim ama sahnede çok iyilerdi ve beni o yıllara geri götürdüler.
Yasemin Mori’yi sen pek tanımıyorsun, pek sevdiğin bir tarz da yok bence. Bense albümünü indirmiş ve hayran olmuştum, bir kez tek başıma Babylon’da izledim, bir de burada. İnanılmaz etkiliyor beni bu hatunun parçaları, sözler, müzik, kızın deli dolu hareketleri.. Seviyorum
Röyksopp da çok değişikti dimi aşkım, gerçekten etkileyiciydi. Ama esas güzel olan seninle geçen bir gündü bu festivalde. Neler neler yaptık dimi, bol bol bira içtik, beer mojito içtik, kahveli bira içtik, çimlere yayıldık, müzik dinledik, zıpladık hopladık, fotoğraf çektik/çektirdik, dağ tırmandık (ben pek tırmanamadım, uf oldu bacağım eheh) komik komik peruklar taktık, sucuk/sosis ekmek yedik… Çok güzel ve özeldi benim için, iyi ki varsın, artık önümüzdeki festivallere bakıcaz
)