aşkımız hep kazansın
Bepanthol tarafından Eylül 26, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Bepanthol tarafından Eylül 26, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Bepanthol tarafından Eylül 7, 2009 tarihinde yazılmıştır.
Aşkım işte geleceğimizin müzik veya video klip tanıtımları ceplerimize girmeye başlıyor. Kaç zamandır hep anlatacağım dedim. Bir türlü fırsat bulamadım. Böyle deliler gibi heyecanlandım. Fakat sanırım bir yere koşturmacamız vardı ve pek sana sesimi duyuramadım. Eminim ki burayı hergün okuduğun için en geç sabah bu yazımı görmüş olursun. Hani başlangıcım böyle tam teknolojik haber başlığı gibi olmuş. Zınk diye girmişim hemen ama heyecanımı kontrol ettim ve sakin sakin anlatacağım.
Coldplay’i sen benden kat ve kat daha iyi bilen birisin onun için grup ile alakalı birşeyler anlatmayacağım. Çok farklı bir müzik tarzı dinlesemde Coldplay bence çok güzel tarzı ve sesi var. İnsanı kendileri ile birlikte sürükleyebiliyor müzikleri. Benim ama en çok sevdiğim yanlarıysa teknolojiyi takip edip hedef kitlelerine kendilerini daha iyi tanıtabilecek yöntemler bulabiliyorlar. Bunun için gerçekten çok araştırma yapıp ve para yatırıyorlar. İlk önce tap tap revenge 2 iPhone oyununa kendi parçalarını hatta viva la vida albümdeki şarkıları koydurttular. Daha sonra bu oyuna özel ad alarak tap tap viva la vida oyununu çıkardılar ki zaten aynı oyundu. Sadece isim hakları gibi bir durum oluştu. Bunun yanında tabii ki de alan memnun satan memnun felsefesinden tap tap revenge 2 oyunu daha çok kitlelere yayılmış oldu. Burada coldplay’in albümünü bilmeyen kişiler orada karşılaştıkları parçalar ile deliler gibi sabahlara kadar internetten multiplayer yarışmalar yaptılar. Bunların içerisinde ben de vardım.
Asıl mesele şimdi sana anlatmak istediğim yeni çekmiş oldukları video klip için bir iPhone uygulaması geliştirmişler. Burada Coldplay ile alaklı haberlere ulaşabiliyorsun fakat en önemli konu burada video klibi izledikten sonra video klibi bir oyun olarak oynayabiliyorsun. Yani bir şekilde sana hem video klibi benimsetiyorlar hem de şarkıyı ezberletiyorlar. Gerçekten bu klip tam oyunluk ki bence bunlar komple bir arada yürütülmüş düşünülmüş bir proje. iTunes’ta nasıl karşıma çıktı bilmiyorum tamamen şans. Büyük ihtimalle müzik kategorisine girmiştim ve hemen indirmiştim. O sırada da ücretsizdi. Zaten böyle bir uygulamanın ücretli olması saçma olur. Oyun çok zor çünkü baya yetenek istiyor sanıyorum ki ben yeteneksizim bu konuda. En kötü yanı ki bence böyle olması çok kötü internet bağlantınız yoksa kesinlikle uygulama çalışmıyor. Bunu da en yakın zamanda düzeltirlese problem yok. Sosyal ağları unutmamışlar ve bu uygulamayı oralarda da paylaşabiliyorsun fakat friendfeed’i unutmuşlar.
Sonuçta çok heyecanlandım. Neden heyecanlandığıma gelirsek ki böyle şeyleri yapan insanları çok özeniyorum. Böyle güzel projeleri geliştiren insanların ellerindeki imkanlar ve bu imkanları kullanabilmeleri çok güzel. Henüz Türkiyede bir sanatçının veya bir grubun böyle birşey yapacağını sanmıyorum ki şirketler bile henüz kapsamlı özel uygulamalar geliştirmiyorlar. Bunun üzerine gitmek lazım. iPhone kullanan çok kısıtlı insan topluluğu olsada alım gücü yüksek insan kitlesini barındırdığını unutmamak gerek. Geleceğimiz ceplerimizde haber vermek istedim.
Bepanthol tarafından Ağustos 25, 2009 tarihinde yazılmıştır.
Aşkım günaydın. Aslında bu yazıyı daha önce yazacaktım fakat Büyükadadaki evde internet yok maalesef. Turkcell’in doğru düzgün kapsama alanına giremediğimiz için şu 3G olayını kullanamıyorum. Anneannemin evine gittiğimde çok güzel kullanabiliyorum tepede oturdukları için ama ilginç tabii ki de. Bizim evin orada sinagog olduğu için sinyal bozucu sistemlerin olduğu söylenir hep böyle şehir efsanesi gibi.
Sahile indin mi sorun kalmıyor.
Belki can sıkıntısından belki de havanın çarpmasından dolayı Büyükadadaki evime vardığımda bir türlü yataktan kalkamadım. Yalan söylemiyim aşkım kalktım ama yemek yemek için sonra tekrar yattım. Bu uyku ve havaya yemeğin ağırlığı çökünce sızmışım kalmışım saat 9′da. Bu arada hayal meyal kardeşimin bana seslenişlerini duydum. Hadi kalk iskeleye gidelim. Hadi derken oda biraz ben de uzanayım demiş. Çok komik ki o kadar hazırlanmışken uyuyakalmış. Beni kaldıramamış ve uyumuş canım yazık olmuş. Bunu saat 2:30 sularında öğreniyorum tabii ki. İkimiz aynı anda kalktık ve anlatıyor. Uyuz olmuş. Biraz sohbet ettikten sonra o uyuya kaldı bende telefondan internete giremeyince oyun oynamaya başladım o meşhur oyunum “StoneLoops”. Bu arada seni merak edip aradım çünkü bana mesaj falan atmamışsın unutmuşsun beni.
Neyse oyun oynadım ve en sonunda bitirdim. Hem de iki farklı bölümünü. Kurtuldu artık oyun benden. Bende kurtuldum artık silebilirim.


Saat 4:oo olmuş. Televizyonu açtım. Kanalları atlarken TRT4′te kara akbabaların hayatını anlatan bir belgesel ile karşılaştım. Kızılcahamam ormanları diyene kadar Türk yapımı bir belgesel olduğunu anlayamadım. Tabii ki yabancı bir yapım olabilir ama birazda daha çok tanıtıcı bölümler olduğu için Türkiye’nin ipucu verdi yani. Kara Akbabalar ne kadar ilginç hayvanlarmış avlanmaları, uçmaları, hayatta kalmaları, üremeleri ve diğer konuları. Her bir konu ayrı ilginçlikte ve ayrı bir hikayeye sahip. En çok hoşuma giden nokta bir çift olduktan sonra ölene kadar bu çiftler başka bir eş bulmuyor ve çiftleşmiyormuş.
Ama öldükten sonra soylarının devamı için başka bir eş bulabiliyormuş. Yılda sadece birkere tek yumurta dünyaya getiriyorlarmış. O kadar çok detay varki kuş beyinli lafının ne kadar saçma birşey olduğunu anlıyorsun. Gerçekten çok akıllı hayvanlar. En üzüldüğüm noktaysa kuzgun cinsi kuşun bu bildiğimiz karga gibi bir kuş kara akbaba’nın yuvasındaki yumurtayı yemesiydi. Kara Akbaba o sırada yumurtası için çalı toplamaya gitmişti ve geri döndüğünde ne kadar üzüldüğünü hissediyordun. Çok başarılı bir belgeseldi ve kare kare başka canlıların görüntülerini gösteriyorlardı. Ayrıca arada mevsim değişiyordu. Çok zaman harcanmış ve çok emek sarfedilmiş bir yapımdı. Özellikle kızılcahamam ormanın kar yağarken ki görüntüleri inanılmazdı.
Program bitince ben kesinlikle uyuyamayacağımı anladım aşkım. Hatta süt bile içtim ki uykum gelsin yok. Bir türlü uyuyamadım. Sonra masanın üzerinde vapur tarifesi gözüme ilişti. Saat 6:00′da vapur varmış. Birazda sıkılmıştım ve çıktım yetiştim vapura. Büyükada pastanesinden zeytinyağlı patlıcanlı poaça aldım.
Onu taze taze sıcak sıcak yerken vapurdaydım. Bir anda hemen fotoğraf karesi yakaldım. Hava kızıl renginde ve yeni yeni güneş doğacak gibi olmuştu. Bulutlar değişik bir gölge vermişti. O anı hemen ölümsüzleştirdim.
Eğer çalışıyor olsam herhalde bu saate yolculuk yapsam ne kadar sinir olurdum diye düşündüm. Şuanda ise geziyorum ve zevk alıyordum. Ne kadar garip psikolojimiz var.

Son olarak aşkım şunları söyleyeceğim. Yeni birgün doğdu ışıl ışıl. O ışıltı sana bana herkese güzel enerjiler versin ki hepimiz mutlu olalım. Kimse birbirinin mutluluğunu bozmasın. Güzel birgün için sana kocaman bir öpücük atıyorum. Mujks.
Bepanthol tarafından Temmuz 17, 2009 tarihinde yazılmıştır.
Çocukluğumuz bilgisayar başında oyun oynamakla geçerken gözümüzün önünden ayırmadığımız disketlerin içerisinde simcity oyunu vardı. O zamanlar oyunlar disketlerden yüklenir bazen 10 dakika bazen 45 dakika sürerdi. Bu sürenin uzaması yada kısalması bizim için aslında çok önemli değildi. Sonuçta varacağımız sonsuz eğlence dakikaları en büyük ödüldü. İlk bilgisayarım’ın olduğunda en büyük heyecan oyun keşfetmek ve keşfedilen oyunları başka arkadaşlar ile paylaşmaktı. En güzel çocukluk anıları bunun ile sınırlı kalmasada en büyük sevinçler oyunda başarılı olmak ile başlardı.
Bazı oyunlar çok zordu ve bazı oyunlarda hile yapmak gerekirdi. Bu hileleri sen ve ben bilmezdik. Bir şekilde daha büyük abilerimiz bilirdi ve bize söylemezdi. Daha sonrasında dergiler çıktı. İnternet o zaman benim bilgi çerçevem içerisinde değildi. Dergi almak okumak bilmek çok zordu. Fakat oyunlar gittikçe zorlaşmıştı. Yapacak birşey yoktu. Biraz hile öğrenmenin ne zararı var ki. Bir anda büyük abilerimizden öğrenemediğim ve arkadaşlarımın bilmediği hileler öğrenmeye başladım. En sevdiğim oyun simcity oyunuydu ve gerçek anlamda çok dikkatli olmazsan kesinlikle iflas bayrağı çekiyordun. Sonuçta bir şehir kurmak ve bu şehri yönetmek oyun olsa da gerçek anlamda da zor olabileceği gibi oyunda da zordu. Bina yapıyorsun. İş merkezleri yapıyorsun. Fabrikalar yapıyorsun. Bunlara elektrik, yol ve su götürmen gerekiyor. Hepsi belli bir strateji ile birbirine zor kombinasyonlar içeriyordu. Hile hile diye düşünüp en sonunda belli tuş kombinasyonları ile sınırsız para hileleri ile oyunu en ileri noktalara getirdim. Arkadaşlarıma bir güzel hava attım bakın ne kadar çok param oldu. Bakın ne kadar çok gelişmiş benim binalarım. On beş tane stadyum yapmışım. Yok uçaklar yok trenler bir oraya bir buraya ilerliyor. Peki aslında ne olmuştu. Hiç çaba sarf etmeden oyunun son noktasına gelmiştim. Bunu başarı olarak göstermek o zamanlar popüler olmaksa bile aslında nasıl kendimi kandırmışım diyorum.

Şimdi bunlar neden aklıma geldi diyorsan aşkım işte yine iPhone.
Bir baktım simcity oyunu app store’da. Fakat indirmedim. İndirmeyi de düşünmüyorum. Çünkü bu oyun kesinlikle bir bağımlılık. Bundan uzak durmam lazım.
Neyse ki asıl aklıma gelen şeyi bir anda gerçek hayat ile birleştirdim. Nasıl oyun teknolojisi ilerledikçe zorluk seviyesi yukarı seviyelere çıkıyorsa hayatta aslında yaşımız ilerledikçe daha da zor oluyor. Her yaşımızın zor sorumlulukları var. Bu zor sorumluluklar oyunun bir kuralıysa biz de bunu kuralarına göre oynayıp gerçek başarıyı elde etmeliyiz. Bir anda senin oyun ile alakalı yazın geldi aklıma. Çok güzel bir yazıymış aşkım.
Bepanthol tarafından Temmuz 16, 2009 tarihinde yazılmıştır.
Aşkım biliyorum ki bazen bana manyak diyorsun evet manyağım.
iPhone benim için gerçekten bir yaşam tarzından biri oldu. Hatta geçen gün bana göstermiş olduğun karikatür’ü burada paylaşamıcak ama çok çok komikti. İşte senin sonun bu olacak diyorsan da gerçekten teknolojik eşyalara karşı gelebileceğimi sanmıyorum. Farkındaysan ki senin yanında da çok çok dikkat ediyorum kendim. O kadar kızıyorsun ama birazcık günahımı alıyorsun.
Temmuz ayının başında seninle Marmaris’e gittik ve orada da iPhone dijital fotoğraf makinesi gibi kullandık. Normalde bir fotoğraf makinesi ile çekilebilecek sayının 10 katı kadar fotoğraf çekmemizin bir mucize olduğunu düşünüyorum. Uçan sinekten yapraklara çiçeklere kadar her yeri çektik. Bir şekilde çok güzel de faydasını görmüş olduk. En güzel anılarımızı bir şekilde kaydettik. Fakat bir sonraki tatilimizde dijital fotoğraf makinesi yanımızda olsun ki daha kaliteli fotoğraflar edinelim.
Ayrıca bir konuyu da itiraf etmek istiyorum. iPhone yanımızda olması sayesinde internet bağımlılığımı bir haftalığına kesmeyi başaramadın.
Bir şekilde yine bağlandım internete fakat çok çok az. Fakat sana çok katılıyorum aşkım iyi ki bilgisayarı yanımıza almamışız. Bir şekilde internete bağımızı maksimum noktada engelledik. Hani internete iPhone’dan bağlanamadığım noktalarda da oyunlar elimden uzakta olmadı. Özellikle benim uçağa bindiğimde oynamak istediğim tek oyunsa flight control oyunuydu.
Uçağın içerinse bir yolcu oyun oynuyor ve bu oyun uçakların birbirine çaptırılıp düşürülmemesi ile ilgili. Bir keresinde babam uçağa binmiş singapura gitmek için ve orada izlenecek film içerisinde alive yani hayatta kalmak filmi varmış. Konusuda uçak bir dağa düşer ve yolcular dağda hayatta kalmaya çalışır. Babam da o filmi izlemiş. Benim durumum biraz daha az komik olsada babama şaşırmamak mümkün değil. Babamın bir oğlu olduğumu kanıtlamış oldum. İnşallah hatırlarsın hangi film olduğunu.
Bak aşağıda da daha önceden stressyado.com’a bu oyun ile ilgili yazdığım yazı.
“iPhone’a yüklemiş olduğum flight control oyunu kesinlikle alışkanlık yapacak bir oyun. Biliyorum ki bu oyun hastalığı cebimizden ufak ufak paralar topluyor. Eğer araştırmadan satın alırsak yazık çok yazık. Çünkü satılan bir çok oyun ederini hak etmiyor. Hatta 0.99 dolar olsa bile. Fakat iyi incelemeler sonunda çok güzel oyunlar bulabiliyorsunuz. Ben de bir oyun satın almadan belki 1 saat geçiriyorum. Bulabildiğim kadar bilgi araştırma yapıyorum. Sonuçta süper oyunlar bulduğumu gördüm ve paylaşmak istedim.
Control Fligth süper eğlenceli parmaklarınızı uyuşturacak seviyede inanılmaz zevkli bir oyun. Uçaklar ve helikopterleri alanlarına iniş yaptırmaya çalışıyorsunuz. İniş çok basit. Uçakların ve helikopterlerin havada gidecekleri rotayı çizerek iniş yaptırıyorsunuz. Bir süreden sonra bu uçaklar helikopterler artıyor. Birden fazlada iniş alanı olduğu için işler de karışıyor. Rotası birbirine yakın olan uçan cisimlerden alarm sesleri duymaya başlıyorsunuz. Amaç kötü bir kazaya sebebiyet vermeden çok iniş yaptırmak. Bir süre sonra hayır daha çok indireceğim diyorsunuz. Buda size bir bağımlılık aşılıyor eğer oyun hırsınız yüksekse. Parmak yeteneğinizin yanında akıl dikkat gerektiren bir oyun. Bluetooth özelliği ile peer to peer özelliği var. Bu şekilde birden fazla oyuncu ile daha büyük alanda inişler yapabiliyorsunuz ve birbirinize destek olabiliyorsunuz.
Bu oyunun grafikleri o kadar detaylı değil zaten gerekte yok. Ama sempatik bir açılış ile hostes karşılıyor sizi. Eğer ses açık modunda olursanız dinlendirici bir müzik var. Çok zevkli paranıza yazık olmaz. Sistemsel olarak ise herhangi bir takılma mevcut değil. AppStore’da ise 5 yıldızlı ve top 25 olan bir oyun.
”
Bepanthol tarafından Temmuz 12, 2009 tarihinde yazılmıştır.
Aşkım biliyorsun ki iPhone kesinlikle hayran olduğum bir teknoloji ve bu teknoloji için geliştirilen uygulamalara hayran oluyorum. 100′lerce kez sana yaptığım anlatımlarım oldu bugüne kadar. Senin de bana dediğin gibi hani bir iPhone bayiinde çalışsan acayip satarsın.
O kadar uygulama araştırıyorum o kadar çok oyun araştırıyorum ki bu karşıma çıkan şey kabul edilemez bir olay. Yani olay olmuş. Bu uygulamalar bir kurul tarafından incelenerek app store’a kabul edilip satışa sunuluyor. Uygulamanın fiyatı 0,99$ ve bunu satın alanlar olmuştur büyük ihtimalle. Fakat böyle bir uygulamayı nasıl kabul etmişler!! İnanılması gerçekten güç. Uygulamada bir bebek ağlıyor ve amaç en kısa sürede susturmak!! Bunu da iPhone’u sallayarak gerçekleştiriyorsun. Bu süre içerisinde bebek sallandığı için ölüyor ve gözleri X oluyor. Video ise açıklıyor. Çok şaşırtıcı.
Neyse ki geçen çarşamba bu uygulamayı yayından kaldırmışlar alınan tepkiler yüzünden. Bence insanlık dışı büyük bir hata. Bu hata apple’ın var olan hayranlarının hayal kırıklığına ve benim de hayal kırıklığım ile sonuçlanmış durumda şuanlık ne kadar da özür açıklaması yapılsada bir çok kişinin aklından çıkabilecek bir olay olduğunu sanmıyorum.
Bepanthol tarafından Haziran 25, 2009 tarihinde yazılmıştır.
Sinemalar.com sinema severler için çok güzel bir oyun hazırlamış. Bu oyunu profiline ekleyen bir kaç kişiyi ekleyince bende ekledim ve tam tam tam senlik aşkım. Sinemalar.com’un bu proje için çalışmasını çok takdir ettim. Fakat tahmin ettiklerinden çok ilgi görmüşler ki oyun arada ulaşılmaz oluyor.
Bu oyun facebookta oynanabiliniyor sadece. Facebook artık bir şekilde sosyal çevre kazanmak isteyen web sitelerin odak noktası olmuş durumda. Facebook odaklı projeler geliştikçe gelişiyor. Bu oyun aslında bir yarışma. Facebookta oynanabilen sinema bilgi yarışması. Amaç filmleri tahmin etmektir. Filmleri tahmin etmek için bir çok ipuçları mevcut. İpuçlarını açarak filmleri tahmin etmeye başlıyorsun. Gerçek bir “sinefil” olduğunu ispatlamak için çok fazla filmi tahmin etmek gerekiyor ve bunu yaparkende mümkün oldukça hızlı ve az ipucu açarak cevaplar vermelisin aşkım. Daha çok film bildikçe seviye atlıyorsun ve daha zor filmler ile karşılaşıyorsun. Süre bitince veya yanlış cevap verirsen puanların ile sıralamaya giriyorsun.

%100 anlamını biliyorsundur. Ben bilmiyordum sinefil’in. İşte biraz bakındım. Ve öğrendim.
Sinefil’i bir kişi itüsözlükte şöyle anlatmış: “Bir sinefil, sinema ile yatıp kalkan kişidir. Yemez içmez tüm birikimini sinemaya yatırır. Sinema ile ilgili her türlü arşivcilik onun ilgi alanına girer. Fakat bu sinema fanatikliği anlamında da algılanabilecek bir şeydir. Gerçekten sinefillik ise bir nefes alıp verme biçimidir. Sürekli film izleyen ve filmleri iyi kötü diye ayırt etmeyen ve genel olarak kültürünün büyük kısmını filmlere borçlu olan bu insanların dünyada oldukça ilginç örnekleri vardır. Quantin Tarantino’nun sinefilliği bu anlamda oldukça ilginçtir. Zira Tarantino, 80′li yıllarda çalıştığı videocuda sabah akşam ık mık demeden ve bunu sürekli hâle getirerek film izlemiştir. Sinefillerin en önemli özelliği de filmlerle ilgili en geniş bilgiye yine film izleyerek sahip olmalarıdır.”
Bu oyunu en kısa zamanda birlikte oynamayı hayal ediyorum. Eminim ki çok yüksek bir skora ulaşabiliriz.
Tıkla.
CherryBlossomGirl tarafından Haziran 7, 2009 tarihinde yazılmıştır.
Ekşi deyince yanlış anlaşılmasın… Aşkım gerçekten de ekşi lafının neden negatif bir anlamı vardır? Yani “yüzünü ekşitti” ya da “bu olay ekşidi” filan derler, halbuki ekşi, benim en sevdiğim tattır. Yeşil erik, limon, greyfurt, en sevdiğim tatlar…
Neyse sadede gelelim, tüm haftasonu birlikteydik aşkım, neler yaptık vallahi şöyle geriye bakınca herşeyi hatırlamıyorum bile, öyle dolu dolu geçti ki.. Yemekler yapıp yedik, soslar yarattık makarnamıza, uyuduk, tv izledik, müzik dinledik, arkadaşların geldi onlar için alışveriş yaptık, masa kurduk, rakı içtik, arkadaşlarınla gülüp eğlendik, pasta kestik, senle iPhone oyunu oynadık, baabipinle gezdik vs vs vs… Anlatmakla bitmez
Bugün, gün içinde yazmam gereken binrota yazıları vardı ve ben onları hazırlarken sen bir anda gelip, sana bir sürprizim var dedin, gittin. Sonra tekrar geldiğinde elinde koca bir bardak sarı, buzlu içecek vardı. Bana çaktırmadan bakkaldan votka, limon, ice tea, kola gibi şeyler istemişsin ve bunların karışımından bir içecek yapmışsın, tek eksik, söylediğine göre nane yapraklarıymış, onları da bulup ezebilseymişsin, yeşil bir içecek olacakmış, bu karışım da gene senin dediğine göre, long island ice tea ile mojito karışımı birşeymiş. Ki bu ikisi de en sevdiğim kokteyl içeceklerden ikisi. Hele ki mojito, hmmmssss bayılıyorumm..
Aşkım ellerine sağlık, bu leziz içeceği ağır ağır içtiğim için pek beğenmedim zannettin ama halbuki ben tadına varıyordum. Bana içecek olsun, ekşi olsun… Hele ki senin elinden olsun.. Ellerine sağlık
Bepanthol tarafından Mayıs 15, 2009 tarihinde yazılmıştır.
Aşkım facebook sayesinde bir çok şey öğreniyoruz. Facebook’u facebook yapan üzerine geliştirilen applicationlar veya oyunlar diyebiliriz. Hiç merak edipte kaç tane oyun vardır diye araştırma yapmadım. Ama kesin yüzbinlerce vardır. Profil sayfalarında paylaşılan ve gördüklerimiz dışında. Hiç abartmayacağım gökyüzünde yıldız facebookta oyunlar ve applicationlar.
2 veya 3 gece önce bir oyun ile tanıştım Chain RXN. Bu oyunda küçük renkli hatta minik diyebileceğimiz toplar var. Bu topların farklı renkleri ve patladıkları zaman farklı sesleri var. Oyunun amacı aslında çok basit en yüksek puanı toplamak. Ama en yüksek puanı toplamak o kadar kolay değil. Oyunun adından da anlayabileceğin gibi bu oyunda bir zincirleme “Chain” reaksyon gerçekleşiyor.
Zincirleme reaksyonu ilk topu mouse’un ucu ile patlatarak gerçekleştiriyorsun. Patlayan o minik top etrafında kendinden çok büyük bir alan kadar büyüyor. Patlarken çok minik şirin ses çıkartıyor. Bu alana değen diğer topçuklarda kendilerine has ses ile patlıyorlar.

“RXN” ise rahatlamanın kısaltması olarak gözüküyor burada. O çıkan sesler seni çok rahatlatıyor. Her levelda top sayısı ve patlatman gereken top sayısı artıyor. Limit gösterilen top sayısından daha fazla patlatırsan hem level atlıyorsun hem de ekstra puanlar topluyorsun. Bu oyunda rahatlama ön planda olduğu için topları ne kadar aralıklı zaman dilimlerinde patlatırsan o kadar yüksek puan almaya başlıyorsun. Fakat unutma aşkım bu patlayan topların kapladıkları alanlar bir süre sonra yok oluyor. Eğer bu süre içerisinde top patlatamazsan level’a tekrar baştan başlıyorsun.
Şuanda benim rekorum 33 milyon küsürlü birşeyler.
Biliyorum ki sen pek böyle oyunlar sevmiyorsun. Senin takıntın pacman. Fakat burada çıkan melodiler senin hoşuna gidebileceğini düşündüm. Denemekte fayda var. Oyna
CherryBlossomGirl tarafından Mayıs 13, 2009 tarihinde yazılmıştır.
Hayat, benimle oyun oynuyor olmalısın. Kimlikler karıştı, adem havvaya, havva ademe başka başka kimlikler tanıtır oldu. Oysa bir Havva bir Adem olmalıydı…
Uçsuz bucaksız bir merdiven…Basamaklara dizilmişiz. Ben sana göre aşağıdayım, ona göre ise yukarıda… O bana göre çok uzakta, ötekisi bir altımda… Aynı basamağı paylaşmaya kimsenin niyeti yok, benim de galiba. “Yalnız olurum ama alt basamağı paylaşmam” inadıyla (belki haklı, belki haksızca) yapayalnız, başı dik, ruhu ezik kimlikler…
Sen ben o bir başkası… Hamurlar aynı… Kimlikler farklı… Hayat, rol dağılımı yapıyor olmalısın. Ama bir oyunda olduğumuzu saklamıştın. Uyan, aynaya bak ve yeni rolüne hazır ol. Gün gibi kocaman bir rol…. Replikler senden, dekor bizden… Güçlü bir elbise seç kendine, dekor bir savaş yeri… Kimlikler savaşacak süslü elbiseleriyle, replikleri açık vermeyecek, kuralına göre oynanacak oyun!! Hata yaparsan yeni bir can hakkın yok, bu oyun başka oyun!
Ne sandın? Kulağında hep çocukluk türklerin mi kalacaktı? Hayat, acımasız olmaya başladın. Ama, doğru ya. Kim söz verdi ki bana? Adalet fikrini aklıma sokan kim? Kulağımda yankılanan savaş çığlıkları artık… Ben de mi bir parçasıyım yoksa bu atıklarla dolu kirliliğin? Olmalısın… Kural bu, ve uymalısın… Ya uymazsam? UYAMAZSAM?
Hayat, beni deniyor olmalısın. Sonundaki ödül için beni deniyor olmalısın… Züğürt tesellisi… Ya kurtulursun, ya delirirsin. Sana kalmış. Ödül dediğin, kurtulmak olabilir, onu da sana veren ben değilimdir.
Oysa düşler kurardık çocukluğumuzun sağlam sandığımız salıncaklarında… Uçacaktık bir gün, hep sallanmayacaktık, gökyüzüyle bir olacak, geri dönmeyecektik… Umutluyduk… Çocuktun… Ya hala umutluysak? Ya hala ÇOCUKSAK?
Hiçbir şey yıldıramazdı bizi, hakettiğimiz elmayı elde etmek adına… Ağaçlara tırmanır, yara bere içinde kalır, ama ulaşırdık ona. Ne değişti sanıyorsun, hala yaralıyız, hala tırmanışta… Ama hala hakettiğimizin peşindeyiz, büyük bir inanışla……
………………..
Hayat, ne oldu? Yenilmeye başladın?