organik ürünler
Bepanthol tarafından Kasım 10, 2009 tarihinde yazılmıştır.
Aşkım iyi günler tatlı günler. Bugün senle ne güzel karşılaştık.
Tamam bu bir tesadüf değildi ama çok hoşuma gitti. Çünkü bugün seni göremeyebilirdim. Anahatarımı ve ehliyetimi sende unutma bahanesini kullanarak seni daha çok görebileceğimi düşünerek artık anahtarımı ve diğer eşyalarımı senin çanta koymayı planlıyorum.
Babamın organik ürün satın alma isteği ve uzun zamandır bu ürünlere sevdasından dolayı feneryolundaki sabit pazara çok gider oldu. Çok sevindim işte seni görünce bir renk oldu. Sana küçük süpriz hediyeler verdim. Lütfen onları yediğinde buradan bana yedim diye bilgi ver. Ne zaman yedin kaçta yedin. Yerken ne düşündün. Tamam abarttım aşkım. Sen ne istersen onu yap. Bak nasıl biliyorum abarttığımı. Bugün beni de taktı koluna götürdü. Aslında biraz yorgun ve halsız hissetmesinden dolayı yardımcı olmamı istedi. Normalde istemez o tek başına yapmayı çok seviyor bu alışverişi. İşte bazen de kızar yardım etmiyorsun diye. Neyse babamdır işte. Belki ben de baba olunca ona benzeyeceğim. Kim bilebilir ki.
Hem böyle ihtiyacım yok hem de bazen yardımcı olması lazım nede olsa oğlum düşüncesinde. Doğal olarak yardım edeceğim ona.
Babam feneryolundaki o sabit pazara o kadar çok takılmış ki herkes tanıyor onu. Fakat iki tane dükkandan alışveriş yapıyor. İkisi de organik ürünler satıyor. Bugünlerde çıkan hormonları ve genetiği ile oynanmış ürünler sayesinde orası belki çok iyi patlama yaşayabilir. Haftada bir o kadar çok alışveriş yapıyor ki gerçekten esnafın yüzü gülüyor. Ama sen de tanık oldun oradaki kadın ne kadar sevecen ve ev kadını gözüyle yardım ediyor. Bir şekilde de ticareti kıvırmaya çalışıyor. Sen diğer dükkandaki adam ile konuşma fırsatı bulmadın. O adam gerçekten deneyimli ve bilgili. Bir markanın temsilciliğini almış. Ayrıca yurtdışından özel ürünler getiriyor. En ilginç ürün Himalaya Kaya tuzu. Acayip özellikler barındırıyormuş. Sıcak suya azıcık tuz atıp karıştırıp ve daha sonra içince vücudun gereksinimi olan bütün mineralleri kazandırıyormuş. Daha farklı şeyler mevcut. Neyse oradaki alışverişimizi bitirince torbaları taşıdığımda oradaki esnaf abi gel bizden de alışveriş yap bizimkiler de organik falan dedi. Tamam tamam bir sonrakine sizdeyim. Domatesin kilosu kaç? Tamam senden de alacağım falan dedim. Kendimi muhtar gibi falan sandım garipti.
Asıl benim üzüldüğüm konu şu. Yani paylaşmak istediğim. Bugüne kadar yediğimiz meyveler ve sebzeler ne kadar doğal yöntemler ile üretilmese aslında doğal bir durum oluştu. Bu satılan ürünler hormonlu olsada garipsenmeden tüketilmee başlandı. Ah ne güzel kışın çilek ve erik yiyebiliyoruz dedik. Yazın da kış meyveleri ve sebzeleri yiyebiliyoruz dedik. Halbuki hiçbirini gerçek tatlarını ve damak keyfini almadan yedik. Şimdi doğal ürünleri alabilmek için yer arıyoruz. Özümüze geri dönmek için daha fazla emek sarfetmek zorunda kalıyoruz. Doğal ürün aldığımıza inanmak için sertifaka görmemiz gerekiyor.
Aşkım biliyorsun ki babamdan her yemekte ve yemeğin sonrasında sebze yemeği yemem konusunda büyük baskı altında kalıyorum. Halbuki bu taaaa minik olduğum küçük yaşlarıma dayanıyor. Belki anlatılmamıştır sana diye ben hemen anlatayim dedim. Çünkü illa birgün babam sana anlatacak ve kesinlikle bir daha anlatacak. Bazen unutur yada çok sevdiği bir hikayeyse birden daha çok anlatmasınına bayılır. Ama bunun konusu sebze değil meyve. Gerçekten meyve de yemiyorum ben ama ne yiyorum dersen aslında yiyorum fakat çok seçici davranıyorum. Bu hikaye eve giren her şeftali ile anlatılır ve anılır. Bir anda babam gençliğine döner ve ben de çocukluğuma dönerim. Ev içersinde hem psikolojik bir hava eser hem de savaş. Birgün babam bana şeftali yedirmeye çalışmış. Tabii ki ben yemediğim için zorlar ağzıma sokmuş çatalla birlikte. Ben yediğimi çıkardıkça bu sefer püreleşen şeftaliyi bir kaşık yardımıyla yine ağzıma sokmaya devam etmiş. Babamın anlattığına göre yaklaşık 1 saat süren savaştan sonra bütün şeftaliyi yemişim. Hatta iki adet şeftali bile olabilirmiş hani ceza olarak fazla yedirerek. Ben de herkese babamı şikayet etmişim. Babam beni öldürüyor diye. Eminim yine elinde fırsat olsa aynı şekilde sebze konusunda bana aynısını yapacak.
Aşkım günaydın. Aslında bu yazıyı daha önce yazacaktım fakat Büyükadadaki evde internet yok maalesef. Turkcell’in doğru düzgün kapsama alanına giremediğimiz için şu 3G olayını kullanamıyorum. Anneannemin evine gittiğimde çok güzel kullanabiliyorum tepede oturdukları için ama ilginç tabii ki de. Bizim evin orada sinagog olduğu için sinyal bozucu sistemlerin olduğu söylenir hep böyle şehir efsanesi gibi. 

Ama öldükten sonra soylarının devamı için başka bir eş bulabiliyormuş. Yılda sadece birkere tek yumurta dünyaya getiriyorlarmış. O kadar çok detay varki kuş beyinli lafının ne kadar saçma birşey olduğunu anlıyorsun. Gerçekten çok akıllı hayvanlar. En üzüldüğüm noktaysa kuzgun cinsi kuşun bu bildiğimiz karga gibi bir kuş kara akbaba’nın yuvasındaki yumurtayı yemesiydi. Kara Akbaba o sırada yumurtası için çalı toplamaya gitmişti ve geri döndüğünde ne kadar üzüldüğünü hissediyordun. Çok başarılı bir belgeseldi ve kare kare başka canlıların görüntülerini gösteriyorlardı. Ayrıca arada mevsim değişiyordu. Çok zaman harcanmış ve çok emek sarfedilmiş bir yapımdı. Özellikle kızılcahamam ormanın kar yağarken ki görüntüleri inanılmazdı.