Etiket bulutundan seçilmiş giri ‘patlıcan’

organik ürünler

Bepanthol tarafından Kasım 10, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım iyi günler tatlı günler. Bugün senle ne güzel karşılaştık. :) Tamam bu bir tesadüf değildi ama çok hoşuma gitti. Çünkü bugün seni göremeyebilirdim. Anahatarımı ve ehliyetimi sende unutma bahanesini kullanarak seni daha çok görebileceğimi düşünerek artık anahtarımı ve diğer eşyalarımı senin çanta koymayı planlıyorum. :)  

organik ürünlerBabamın organik ürün satın alma isteği ve uzun zamandır bu ürünlere sevdasından dolayı feneryolundaki sabit pazara çok gider oldu. Çok sevindim işte seni görünce bir renk oldu. Sana küçük süpriz hediyeler verdim. Lütfen onları yediğinde buradan bana yedim diye bilgi ver. Ne zaman yedin kaçta yedin. Yerken ne düşündün. Tamam abarttım aşkım. Sen ne istersen onu yap. Bak nasıl biliyorum abarttığımı. Bugün beni de taktı koluna götürdü. Aslında biraz yorgun ve halsız hissetmesinden dolayı yardımcı olmamı istedi. Normalde istemez o tek başına yapmayı çok seviyor bu alışverişi. İşte bazen de kızar yardım etmiyorsun diye. Neyse babamdır işte. Belki ben de baba olunca ona benzeyeceğim. Kim bilebilir ki. :) Hem böyle ihtiyacım yok hem de bazen yardımcı olması lazım nede olsa oğlum düşüncesinde. Doğal olarak yardım edeceğim ona.

Babam feneryolundaki o sabit pazara o kadar çok takılmış ki herkes tanıyor onu. Fakat iki tane dükkandan alışveriş yapıyor. İkisi de organik ürünler satıyor. Bugünlerde çıkan hormonları ve genetiği ile oynanmış ürünler sayesinde orası belki çok iyi patlama yaşayabilir. Haftada bir o kadar çok alışveriş yapıyor ki gerçekten esnafın yüzü gülüyor. Ama sen de tanık oldun oradaki kadın ne kadar sevecen ve ev kadını gözüyle yardım ediyor. Bir şekilde de ticareti kıvırmaya çalışıyor. Sen diğer dükkandaki adam ile konuşma fırsatı bulmadın. O adam gerçekten deneyimli ve bilgili. Bir markanın temsilciliğini almış. Ayrıca yurtdışından özel ürünler getiriyor. En ilginç ürün Himalaya Kaya tuzu. Acayip özellikler barındırıyormuş. Sıcak suya azıcık tuz atıp karıştırıp ve daha sonra içince vücudun gereksinimi olan bütün mineralleri kazandırıyormuş. Daha farklı şeyler mevcut. Neyse oradaki alışverişimizi bitirince torbaları taşıdığımda oradaki esnaf abi gel bizden de alışveriş yap bizimkiler de organik falan dedi. Tamam tamam bir sonrakine sizdeyim. Domatesin kilosu kaç? Tamam senden de alacağım falan dedim. Kendimi muhtar gibi falan sandım garipti.

Asıl benim üzüldüğüm konu şu. Yani paylaşmak istediğim. Bugüne kadar yediğimiz meyveler ve sebzeler ne kadar doğal yöntemler ile üretilmese aslında doğal bir durum oluştu. Bu satılan ürünler hormonlu olsada garipsenmeden tüketilmee başlandı. Ah ne güzel kışın çilek ve erik yiyebiliyoruz dedik. Yazın da kış meyveleri ve sebzeleri yiyebiliyoruz dedik. Halbuki hiçbirini gerçek tatlarını ve damak keyfini almadan yedik. Şimdi doğal ürünleri alabilmek için yer arıyoruz. Özümüze geri dönmek için daha fazla emek sarfetmek zorunda kalıyoruz. Doğal ürün aldığımıza inanmak için sertifaka görmemiz gerekiyor.

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

sebze yemek istemiyorum yaa

Bepanthol tarafından Eylül 3, 2009 tarihinde yazılmıştır.

sebze yemek istemiyorum yaaaAşkım biliyorsun ki babamdan her yemekte ve yemeğin sonrasında sebze yemeği yemem konusunda büyük baskı altında kalıyorum. Halbuki bu taaaa minik olduğum küçük yaşlarıma dayanıyor. Belki anlatılmamıştır sana diye ben hemen anlatayim dedim. Çünkü illa birgün babam sana anlatacak ve kesinlikle bir daha anlatacak. Bazen unutur yada çok sevdiği bir hikayeyse birden daha çok anlatmasınına bayılır.  Ama bunun konusu sebze değil meyve. Gerçekten meyve de yemiyorum ben ama ne yiyorum dersen aslında yiyorum fakat çok seçici davranıyorum. Bu hikaye eve giren her şeftali ile anlatılır ve anılır. Bir anda babam gençliğine döner ve ben de çocukluğuma dönerim. Ev içersinde hem psikolojik bir hava eser hem de savaş. Birgün babam bana şeftali yedirmeye çalışmış. Tabii ki ben yemediğim için zorlar ağzıma sokmuş çatalla birlikte. Ben yediğimi çıkardıkça bu sefer püreleşen şeftaliyi bir kaşık yardımıyla yine ağzıma sokmaya devam etmiş. Babamın anlattığına göre yaklaşık 1 saat süren savaştan sonra bütün şeftaliyi yemişim. Hatta iki adet şeftali bile olabilirmiş hani ceza olarak fazla yedirerek. Ben de herkese babamı şikayet etmişim. Babam beni öldürüyor diye. Eminim yine elinde fırsat olsa aynı şekilde sebze konusunda bana aynısını yapacak.

Bamya, pırasa, karnıbahar ve bakla sebzeleri hiçbir zaman iyi anlaşamadım. Bunların soğuk olarak yenilen türleri ve hepsinin bir arada olduğu yemekler inan ki kabus gibi. Zeytin yağlı pırasa pişerken bile benim eve girmemi engelliyor. Bamyanın o sümüksü akıntılı sıvısı yersem boğazıma yapışacak diye düşünüyorum allah günah yazmasın. Hele karnıbahar evde pişmesin diye birkaç gün eve gelmemiştim. Hep anneannemde kalmıştım. Yaramazda bir çocuktum ve devamında uslansamda yemek masasındaki kavgalar hiçbir zaman bitmeyecek. Hiç sebze yemiyorum sanılmasın ama israr ediyorum çok seçiciyim. Yapın kabaklı veya patlıcanlı yemek böyle kıymalı sıcak yenilebilen tarzda tabakta eserini göremezsin.

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

kara akbaba ile ışıl ışıl yeni birgün doğdu

Bepanthol tarafından Ağustos 25, 2009 tarihinde yazılmıştır.

turkcell3gAşkım günaydın. Aslında bu yazıyı daha önce yazacaktım fakat Büyükadadaki evde internet yok maalesef. Turkcell’in doğru düzgün kapsama alanına giremediğimiz için şu 3G olayını kullanamıyorum. Anneannemin evine gittiğimde çok güzel kullanabiliyorum tepede oturdukları için ama ilginç tabii ki de. Bizim evin orada sinagog olduğu için sinyal bozucu sistemlerin olduğu söylenir hep böyle şehir efsanesi gibi. :) Sahile indin mi sorun kalmıyor.

Belki can sıkıntısından belki de havanın çarpmasından dolayı Büyükadadaki evime vardığımda bir türlü yataktan kalkamadım. Yalan söylemiyim aşkım kalktım ama yemek yemek için sonra tekrar yattım. Bu uyku ve havaya yemeğin ağırlığı çökünce sızmışım kalmışım saat 9′da. Bu arada hayal meyal kardeşimin bana seslenişlerini duydum. Hadi kalk iskeleye gidelim. Hadi derken oda biraz ben de uzanayım demiş. Çok komik ki o kadar hazırlanmışken uyuyakalmış. Beni kaldıramamış ve uyumuş canım yazık olmuş. Bunu saat 2:30 sularında öğreniyorum tabii ki. İkimiz aynı anda kalktık ve anlatıyor. Uyuz olmuş. Biraz sohbet ettikten sonra o uyuya kaldı bende telefondan internete giremeyince oyun oynamaya başladım o meşhur oyunum “StoneLoops”. Bu arada seni merak edip aradım çünkü bana mesaj falan atmamışsın unutmuşsun beni. :( Neyse oyun oynadım ve en sonunda bitirdim. Hem de iki farklı bölümünü. Kurtuldu artık oyun benden. Bende kurtuldum artık silebilirim.

stoneloops2

stoneloops

Saat 4:oo olmuş. Televizyonu açtım. Kanalları atlarken TRT4′te kara akbabaların hayatını anlatan bir belgesel ile karşılaştım. Kızılcahamam ormanları diyene kadar Türk yapımı bir belgesel olduğunu anlayamadım. Tabii ki yabancı bir yapım olabilir ama birazda daha çok tanıtıcı bölümler olduğu için Türkiye’nin ipucu verdi yani. Kara Akbabalar ne kadar ilginç hayvanlarmış avlanmaları, uçmaları, hayatta kalmaları, üremeleri ve diğer konuları. Her bir konu ayrı ilginçlikte ve ayrı bir hikayeye sahip. En çok hoşuma giden nokta bir çift olduktan sonra ölene kadar bu çiftler başka bir eş bulmuyor ve çiftleşmiyormuş. kara akbabaAma öldükten sonra soylarının devamı için başka bir eş bulabiliyormuş. Yılda sadece birkere tek yumurta dünyaya getiriyorlarmış. O kadar çok detay varki kuş beyinli lafının ne kadar saçma birşey olduğunu anlıyorsun. Gerçekten çok akıllı hayvanlar. En üzüldüğüm noktaysa kuzgun cinsi kuşun bu bildiğimiz karga gibi bir kuş kara akbaba’nın yuvasındaki yumurtayı yemesiydi. Kara Akbaba o sırada yumurtası için çalı toplamaya gitmişti ve geri döndüğünde ne kadar üzüldüğünü hissediyordun. Çok başarılı bir belgeseldi ve kare kare başka canlıların görüntülerini gösteriyorlardı. Ayrıca arada mevsim değişiyordu. Çok zaman harcanmış ve çok emek sarfedilmiş bir yapımdı. Özellikle kızılcahamam ormanın kar yağarken ki görüntüleri inanılmazdı.

Program bitince ben kesinlikle uyuyamayacağımı anladım aşkım. Hatta süt bile içtim ki uykum gelsin yok. Bir türlü uyuyamadım. Sonra masanın üzerinde vapur tarifesi gözüme ilişti. Saat 6:00′da vapur varmış. Birazda sıkılmıştım ve çıktım yetiştim vapura. Büyükada pastanesinden zeytinyağlı patlıcanlı poaça aldım. :) Onu taze taze sıcak sıcak yerken vapurdaydım. Bir anda hemen fotoğraf karesi yakaldım. Hava kızıl renginde ve yeni yeni güneş doğacak gibi olmuştu. Bulutlar değişik bir gölge vermişti. O anı hemen ölümsüzleştirdim. :) Eğer çalışıyor olsam herhalde bu saate yolculuk yapsam ne kadar sinir olurdum diye düşündüm. Şuanda ise geziyorum ve zevk alıyordum. Ne kadar garip psikolojimiz var.

güneş doğuyor büyükada

Son olarak aşkım şunları söyleyeceğim. Yeni birgün doğdu ışıl ışıl. O ışıltı sana bana herkese güzel enerjiler versin ki hepimiz mutlu olalım. Kimse birbirinin mutluluğunu bozmasın. Güzel birgün için sana kocaman bir öpücük atıyorum. Mujks.

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)
pressyado.com teknik özelliklerini geliştirmeye devam ediyor...