Etiket bulutundan seçilmiş giri ‘sapanca’

21 ayy

CherryBlossomGirl tarafından Eylül 12, 2010 tarihinde yazılmıştır.

Canım aşkım, bugün 12 Eylül, tarihi açıdan önemli bir gün olmakla birlikte, yarın tam 21 ayımız doluyor birlikte.

21 ay dile kolay, neredeyse iki yıldır hayatımdasın, ne kadar güzel muck.

Geçtiğimiz hafta bizim için epey değişikti, Şeker bayramı ve Roşaşana aynı haftaya denk geldi, Çarşamba yarım gün çalıştık, eve döndüm, hazırlandım, sen berbere gittin, buluştuk ve en sevdiğim pause’a basma durumunu gerçekleştirdin, birlikte bir mola verip birşeyler yedik. Sonra vapura binip adaya gittik. Ailenle biraz vakit geçirip, büyüklerin yanına gittik ve ma-aile derler ya, tüm aile fertlerinle şahane ötesi bir sofraya oturduk! Yeni yılını tekrar kutluyorum aşkım, bu yeni yıl sana yepyeni güzellikler getirsin.

Ertesi gün ise bizim bayramımızı kutlamak için Bayramoğluna gittik, anneannem ve dedemle biraz  sohbet ve atıştırma sonrası annemlere gittik, mangal, sohbet, muhabbet derken babam, Sapanca’ya gitsenize diyerek kaderimizi değiştirdi :)

O gece kendimizi Sapanca’da bulduk. Evet sen kullandın arabayı ama o kadr spontan gelişti ki olaylar, ertesi gün uyandığımda sanki biri bizi oraya atmış gibi hissettim. Günlerse gayet keyifli ve dolu dolu geçti, şimdi sayıyorum da sadece Cuma Cumartesi günlerini yaşadık, Pazar öğlen yola çıktık oy vermek üzere İstanbul’a döndük.

Yolda baktık, hava kapatmıştı, halbuki bir gün önce havuzdaydık, ama sanki 12 Eylül, referandum, okulların açılmasına az kalması, ailelerin yazlıklardan dönmes, hava kapaması, sanki kışın yavaş yavaş geldiğinin habercisiydi. Bilmiyorum ben öyle bir moddayım şu an, belli olmaz, havalar gene açabilir ekim sonuna kadar yolu var ama ne bileyim, ben çoktan moda girdim valla :) )

Oy sandığında ikimiz de hayır dedik ama maalesef çoğunluk (Aziz Nesin’in bahsettiği çoğunluk) evet dedi. Hakkımızda hayırlısı…

Sonuç olarak değişik bir hafta ile 21. ayımıza girdik, nice 21 ayları senin yanında geçirmek istiyorum aşkım benim.

21

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 4.0/5 (4 votes cast)

Saaç renkleri ovalara yayılır…

CherryBlossomGirl tarafından Mayıs 6, 2009 tarihinde yazılmıştır.

sac_kadınAşkım biz kadınlar için saçlarımız ne kadar önemlidir bilirsin. Kuaförde geçirdiğimiz onca vakite hiç acımayız, kuaföre gitmeyen bir kadın bile saçını yıkadıktan sonra kurutmak şekil vermek, toplamak gibi işlemlere dakikalarını hatta saatlerini verebilir.

Aşkım benim saçlarım küçükken açık kumral ve dümdüzmüş. Annem belimin bile altına inecek kadar uzatırmış saçlarımı fakat böyle yapması saçıma iyi gelmemiş, orta bir’e kadar dümdüz upuzun olan saçlarım maalesef sağlıksız kalmış ve çok fazla dökülmeye başlamıştı, çok da cılızdı. Doktor ilaçlar verdi ve kısacık kesmek gerektiğini söyledi. Benim saçı bir kestiler, aman allahım, bir kere bu kadar kötü bir kesim olamaz, ikincisi de saç birden bire fırça gibi çıkmaya başladı, gür, dalgalı ve şekil almaz bir hal aldı. Neyse sonra biraz uzatsam da hiçbir zaman o eski söz dinleyen ve mısır püskülü gibi dümdüz olan saçlarıma kavuşamadım. Saçlarımın rengini lisede yazları papatya suyu sürerek epey açmıştım hatta bir ara o kadar abartmıştım ki resmen sarı olmuştu benim saçlar. Fakat biliyorsun ki ben çok beyaz tenliyim, gözlerim de açık renk, saçlarım da açık renk olunca böyle hastalıklı gibi, renksiz, soluk oldum ve hoşuma gitmedi.

Üniversite yıllarında artık papatya suyu yapmayı bırakmıştım saçım gene doğal bir kumraldı. Bir gün bir anlık bir kararla saçımın önüne kırmızı incecik bir boya attırdım. Sonra o kırmızının koyu saç üzerinde daha güzel görüneceğine karar vererek tüm saçımı siyaha boyatıp üzerine kırmızı kalın balyajlar attırdım. Bambaşka biri olmuştum, gözlerimin rengi ortaya çıkmıştı, koyu renk saç, tenimi daha güzel ortaya çıkarıyordu, işte bulmuştum renklerimi. Zaten yaptırış o yaptırış, üniversitenin son yıllarından itibaren kırmızıdan ve kızıllıktan asla vazgeçemedim. Birkaç sefer saçım dinlensin diye tek ve koyu renklere boyadım ( mora bile boyadığım oldu) ama asla sarı ve kumral gibi saçlara dönmedim bir daha. Kırmızı benim rengimdi artık :)

Tabii saçı çok yıpratan birşey boya işlemi ama maalesef bir kere boyatınca arkası geliyor. Bazen şimdiki aklım olsa hiç dokunmazdım saçlarıma diyorum ama sonra da amaan ben sıkıntıdan patlardım asla dokunmadan duramazdım diyorum, gerçekten aynı kalmayı hiç sevmeyen biriyim, mümkün olsa her gün başka bir saç rengi ve şekli deneyebilirim. Mesela kısa saç çok severim ama benim saçımın dalgalı ve elektiriklenen bir saç olması, kısa saçı kullanmamı zorlaştırıyor. Hem sen de sevmiyorsun, uzun olsun saçın diyorsun, bunu da önemsiyorum açıkçası hehe.  (utangaç smayli)

Sevdiğim saç modellerini internetten bulup bilgisayarımda dosyalıyorum, o derece manyağım düşün. Bazı örnekler:

hair3

hair2

hair1

Geçenlerde Selin’le karşılaştık ya, hani saçları siyahtı, o da benim gibi saç delisidir ama bir farkımız var onun saçları dümdüzdür acayip gürdür ve naparsan yap birşey olmaz. Nazar değmesin. O da saçlarını binbir şekle ve renge sokmuştur, kısa ve kırmızı, uzun ve turuncu, orta uzunlukta ve siyah, bir yeri uzun bir yeri kısa ve pembe… Klibimi çekmek için Sapanca’ya gittiğimizde Selin’le karşılaşmıştık ve saçları sapsarıydı, Özlem birden durup bana, Ayçaya ve Selin’e baktı ve bu saçlar fotoğraflanmalı dedi. İşte o fotoğraflar :) ))

saclar1

saclar2

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

birlikteliğimizden ufak kesitler

Bepanthol tarafından Nisan 24, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım bugün senin sapancadan geleceğin gün. Bugün günlerden de cuma en sevdiğim gün. Ama aynı zamanda da en yorgun olduğum gün. Seni gördüğüm an bütün yorgunluk üzerimden kalkacak ve yerine içimi ısıtan bir enerji dolduracak. Bu saatlerde tatilin keyfini çıkartırken aslında uyuduğunu tahmin ediyorum. Arayıpta uyandırmak istemiyorum. Senin yerinde olsam hiçte uyandırılmak istemezdim. Bu sapanca tatili inşallah kafanı toplamakta ve kendini iyi hissetmekte faydalı olmuştur sana. Ama hem Ankara hem Sapanca çok uzun oldu aşkım seni çok özledim. Bir geldin bir gittin… :(

polen çiçekleri

Aşkım sen gitmeden önce şaşkınbakkal sahilde çimlerin üzerinde oturduğumuz ve kısa bir süreli piknik yaptığımız aklıma geldi. Ne kadar güzeldi herşey. Hava sımsıcak güneş vardı mis gibi. Birbirimize sarılıp sarılıp sohbet ettik. Sonra karnım aç dedin. :) Ve piknik yaptık. Ne kadar insan sirkülasyonu olsada sanki orada sadece ikimiz vardık. Yukardaki fotoğraftaki polen püskürten bitkiyi de hatırladın mı? :) Bir birimize üflemiştik.

sevgili mumları

Ya peki sevgililer günümüzü hatırladın mı? Biraz tartışıyorduk o gün. Yine kararsızlığımdı ve belki de tedbirsizliğimdi. Bu güveni o zaman sana verememiştim o zaman. Fakat sonunda güzel bir şekilde devam etmiştik yemeğe. O senin güzel anlayışlılığın sayesinde toparlandı. İnşallah gelecek senelerimizde daha güzel yemeklerimiz ve gecelerimiz olacak. Kavgalarımız da olacak tabii. Herşeyin tadına vararak yaşayacağız. Bir birimize olan sevgimizi ve saygımızı yitirmeyeceğiz. Her günümüz bizim için sevgililer günü olsun. Suprizlerimizi ve sevgimizi hergün birliktte yaşayalım. Bak yine özledim seni aşkım.

ayıcıklar

Peki ya birgün moralin bozuktu benzinlikte durmuştuk. Hatırladın mı? Bütün yaptığım şebekliklere rağmen hiç yüzün gülmemişti. :( O gün şarkı söyleyen ördek ile tanışmıştın. Kuyruğuna basınca şarkı söyleyen. Ne kadar aptaldı değil mi? Kafa bir sağa bir sola ama aynı zamanda da şirindi. Hiç yakışmıyordu bir ördeğe o şarkı. :) Gülmeye başlamıştın sonra sen bana sarılmıştın.  Ben de sana. Aynı yukardaki ayıcıklar gibi. Bende de vardı bu ayıcıklardan bir tane. Adı yumoştu. Kardeşim yerine sayıyordum. Kardeşim doğana kadar.

priz
Aşkım biz yanyana farklı insanlar olarak gözüksekte içerden birbirimize bağlı bir çiftiz. Aramıza mesafeler girsede hep içimizdeki bağ birbirine sıkı sıkı bağlanacak. Zamanla hep daha iyiye gideceğiz. Birbirimizi ne kadar da tanımaya başlasakta hergün yeni birşeyimizin farkına varacağız. Belki daha önceden anlatmadığımız birbirmize konuları farklı konular açıldıkça anlatacağız. İçimizdeki bu bağ kopmasın seni çok seviyorum ve özlüyorum.

kuzucuklar

Yolunu dört gözle bekliyorum. Lütfen gel artık…

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 5.0/5 (2 votes cast)

Dünya Otizm Farkındalık ayı

CherryBlossomGirl tarafından Nisan 22, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım bildiğin gibi ben Rotaract kulübü üyesiyim. İlk üye olduğum yıllarda bir toplantıda bir akşam konumuz otizm‘di ve TODEV (Türkiye Otistiklere Destek ve Eğitim Vakfı)’nın kurucuları konuklarımızdı. Ben o gün ilk kez otizm hastalığı ile ilgili bilgi aldım ve çok şaşırdım. Şaşırdığım bir başka şey de konuklarımızdan birinin benim liseden bir arkadaşım olmasıydı. Meğer Eda’nın erkek kardeşi otistikmiş ve annesi bu derneğin yöneticilerindenmiş. Konu daha da ilgimi çekti ve kulak kesildim.

Öğrendiğim şeyleri seninle de paylaşmak isterim. Otizm, çoğu insanın down sendromuyla, zeka geriliğiyle ve benzer rahatsızlıklarla karıştırdığı bir rahatsızlık.

Otizm bir ruhsal bozukluk değil. Nörobiyolojik bir bozukluk. Yaşamın erken dönemlerinde başlıyor. (Genelde üç yaşından önce) Ömür boyu sürüyor. Sosyal ilişkiler, iletişim, davranış ve bilişsel gelişimde gecikmeye neden olan bir rahatsızlık. Ortaya çıkan sendromun şiddeti ve problemli davranışların bir araya gelme şekli her çocukta farklı oluyor.

otizm

Bazı otistiklerde üstün özellikler söz konusu.  Bu bireyler tüm otistik grubun %10’u kadar.  Birçok yönden eksiklikleri de olan bu otistikler; matematik, sanat, müzik, mekanik gibi alanlarda üstün yeteneklere sahip oluyorlar. Kendi kendine okuma yazma öğrenebilme, okuduğunu anlamasa da akıcı bir şekilde okuyabilme, kısa sürede ezberleme gibi yetilere de rastlanıyor. Rain Man filmini hatırlarsan Dustin Hoffman bir otistiği canlandırıyordu ve örneğin yere düşen onlarca kibrit çöpünün kaç tane olduğunu bir bakışta söylüyor, ve doğru çıkıyordu, ayrıca izlediği bazı filmlerin repliklerini inanılmaz derecede ezbere biliyordu.

Gene otizmle ilgili izlediğim bir belgeselden şunu öğrenmiştim ki bu rahatsızlık aslında şöyle açıklanabiliyor. Örneğin bu rahatsızlıkta olan bir hastanın anne sevgisi gibi bir bilgisi yok beyninde. Beynindeki bu boşluğu örneğin ezbere yönlendiriyor ve bu yüzden ezber yeteneği üstün oluyor. Otistikler aslında hiçbir zaman büyümeyen bebekler gibi. Bebekler/küçük çocuklar, ağızlarından çıkan seslerin/kelimelerin ne anlama geldiğini düşünmeden garip sesler çıkarırlar, durup dururken ağlarlar, ayıp olacağını düşünmeden bağırırlar, etkilere doğru tepkileri vermezler çünkü çocuklardır ve daha sosyalleşmemiş, hayatın bazı kurallarını öğrenmemişlerdir. Otistikler de aslında bu anlamda bakıldığında çok doğal davranışlı, sosyalliği kabul etmeyen çocuklar gibi benim gözümde. Bu yaklaşımla, rotaract dergimizde hepimiz otistiğiz diye bir yazı yazmıştım da bir çok kişi anlamayıp alay etmişti. Halbuki şunu demek istemiştim, biz sosyalleşmiş varlıklar sevmediğimiz insanlara kibar davranırız, sosyal çevrelerde istediğimiz gibi bağırıp çağıramayız, ağzımızdan çıkan kelimelere dikkat ederiz. Ama aslında içimizde hep içimizden geldiği gibi davranmak isteyen bir çocuk vardır, bu anlamda hepimiz otistiğiz aslında demiştim. Bilmem sen ne düşünürsün.

Otistikler takıntılı, tekrarlayıcı davranışlar da sergileyebiliyorlar,  göz temasları zayıf, yalnızlığı tercih ediyorlar, insanlardansa cansız varlıklarla etkileşim haline geçmeyi seviyorlar. Bunun gibi bir çok değişik özellikleri var burada anlatmakla bitmez.

Otizmin kesin tanısı için kullanılan objektif bir yöntem ve biyolojik tetkik olanağı maalesef yok.  Otistik çocuğun davranışlarını sistematik olarak gözlemek ve aileye ayrıntılı sorular sorabilmek için bazı yöntemler varmış sadece. Otizm beynin birçok kısmını etkiliyor ama bu etkinin nasıl geliştiği çok iyi anlaşılamamış.  Otizmin çaresi yok maalesef. Otistik çocukların çok azı erişkin olduktan sonra bağımsız yaşıyor, bunlardan bir kısmı bunda başarılı olabiliyormuş. Fakat otizmle ilgili bazı eğitim kuruluşları sayesinde gerçekten çok güzel aşamalar kaydedilebiliyor aşkım. Ben bunu yıllar önce TODEV’de görmüştüm, şimdi ise yeni bir yerle karşılaştım ve çok mutlu oldum.

Biliyorsun birkaç gündür Sapanca’dayım. Burada Sportizm isimli bir otizm gençlik ve spor kulübü açılmış. Gittim konuştum burada çalışan sporcu eğitmenlerle. İki tane de otizmli gençle tanıştım. Biri Burak. Burak konuşamıyor ama kendini yazarak ifade edebiliyor. Bu inanılmaz birşey, sitelerinde onunla yapılan röportajı okudum, o kadar akıllı ve düzgün cümleler kuruyor ki, bunu konuşarak yapamıyor olması ne kadar ilginç. Bu röportajı buradan okuyabilirsin.

Sportizm’de otistikleri sporla eğitiyorlar, sosyal beceri kazanmalarını sağlıyorlar ve gerçekten de çok güzel başarı öyküleri var, buradan videoları izleyebilirsin.

Aşkım nedense duyduğum günden itibaren çok ilgimi çekiyor otizm rahatsızlığı, zamanında aktif olarak toplantılarına katılıyordum şu an birşey yapmıyorum ama çok isterim gerçekten de aktif olarak elimden geleni yapmak. Sen otizmi biliyor muydun?

Nisan ayı otizm dünya farkındalık ayıymış. Bu yazıyı tam da zamanında yazmış oldum, otizm ile ilgili daha çok bilgi için TODEV ve SPORTİZM incelenebilir.

Herşeyin başı sağlık. Ve inanmak, çalışmak, başarmak…

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

pembe panter ve genel durumlar…

CherryBlossomGirl tarafından Nisan 20, 2009 tarihinde yazılmıştır.

Aşkım Ankara’ya gitmeden önce Pembe Panter 2′nin basın gösterimine gitmiş ve kritiğimi yazmıştım, okudun sanırım değil mi? Buradan göz gezdirebilirsin tekrar.

pink_panther

Pembe Panter’in asıl çizgi filmini ben çok severdim ya sen? Bir de benim oyuncağım vardı Pembe Panter, böyle uzun bacaklı baya büyük birşeydi, çok severdim onunla oynamayı… Peki şeyi hiç düşündün mü, pembe panteri olduğu gibi kabul etmişiz çocukken, halbuki o “pembe” bir “PANTER”. Ne pantere benziyooor, ne birşey. Ama sorgulamadan kabul etmişiz onu :) ))

Aşkım iş ile ilgili biliyorsun bir takım yenilikler oluyor hayatımda. Değişik bir döneme giriyor olacağım. Aklımda okula dönmek var biliyorsun. Yarın annemle Sapanca’ya gidip birkaç gün dinlenicez. Sonrasında okul olaylarını bir takip edicem.

Bu aşamada yanımda olduğun bana fikirlerinle ilginle destek olduğun için teşekkür ederim canım. Varlığını hissetmek çok güzel.

Ankara’yla ilgili ayrı bir post yazıcam, yarın da Sapanca’ya gidiyorum, leyleği havada gördün derler ya, ne demekse :) ) Cuma görüşürüz aşkım. Sapanca’dan da bağlanıcam tabii internete.

Güzel fotolar çekicem, sana ordaki her türlü güzelliği anlatıcam, Sapanca bir cennet biliyorsun…

Şimdilik bu kadar…

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 4.0/5 (2 votes cast)

Sapanca

CherryBlossomGirl tarafından Mart 31, 2009 tarihinde yazılmıştır.

sapanca gölüAşkım binrota.com’da yeni yazım yayınlandı. Sapanca’yı anlattım ve fotoğraflarımı ekledim. Buradan bakabilirsin.

 

 

 

Not: Foto bana ait, yıl sanırım 2006

VN:F [1.4.3_701]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)
pressyado.com teknik özelliklerini geliştirmeye devam ediyor...