filmekiminde şark oyunlarını seyrettik
Bepanthol tarafından Ekim 27, 2009 tarihinde yazılmıştır.
Geçen sene ilk defa seninle ve senin sayende film festivaline katılmıştık. Sadece bir film izlemiştik oda Milk filmiydi. Orada da biraz geç kalmıştık sanki ondan bilet bulamamıştık diğerlerine. Bu sefer de filmekimi için biraz geç kaldık ve biletini bulabildiğimiz tek film olan şark oyunlarına gidebildik.
Film diğer festivallerinde merkezini olan Emek sinemasındaydı. Film izledikten sonra Emek sinemasını çok sevdiğime karar verdim. Daralmıyorsun sıkılımıyorsun. Tavan üzerine üzerine gelmiyor. İçeride her zaman oksijen var. Yani tamamiyle doğal bir yapıda film izleme keyfine ulaşıyorsun. Şimdi diğerleri kötü mü? Hayır elbette değil ama içeride gerçek oksijen yok. Bundan kastım şu genelde bir alış-veriş merkezinde ve içerisindeki havalandırma tamamen suni. Klima olsun bilmem ne olsun. Aşkım anlatabildim değil mi demek istediğimi?
Belki bu filmi başka bir sinemada izleseydik herhalde daralabilirdim. İlk başlardaki temposu epey ağırdı aslında bütün film bir ağırlık içerisinde ilerledi ama içten içe merak uyandıran şeyler yaratıldığı için filmde ağır giden tempo sanki daha hızlı ilerlemeye başladı. Bir de filmde Türk oyuncular olması ve filmin bir kısmında başka bir dil bir kısmında da Türkçe konuşulması çok ilginç geldi bana.

Filmi bir güzel izledik.Sonuç olarak İtso karakteri İstanbul’a geldi ve film bitti. Ben şoklara girdim eee diye. O kadar merak etmişim ki ne olacak diye. İstanbul’a geldiğinde o kızla görüşecek sandım. Belki de böyle düşünmemizi istemiş yönetmen. Sen de zaten orada şaşırdığımda e bu sanat filmi dedin. Sanırım bağzı filmlerin böyle bitmesinde hiç sakınca
yok. Hatta devamını hayal etmek daha zevkli olabilir. Ama bu sanat filmleri biraz daha aksiyonlu ve biraz daha espirili olsa benim gibiler için daha iyi olabilir.
Asıl sana anlatmak istediğim şey aşkım senin de ilgini çekeceğini ve şaşıracağını düşündüğüm mesele şu. Hani film bitince Christo Christov (Itso) anısına ölüm 2008 yazdı ya.. İşte biz film karakterinin anısına yapıldığını düşünmüştük. Ve direk adam İstanbul’a geldi ve öldü acaba ne olmuştur falan diye filmin sonunu daha da derin noktalara getirmiştik. Fakat mesele o değilmiş aşkım. Maalesef baş rol oyuncusu olan Christo Christov bu film bittikten sonra ölmüş. Şok değil mi?
Aşkım ilk önce sana günaydın demek istiyorum. Fakat gün nasıl aydınlandı bir bilmeni isterdim. Of kabus gibi bir gece oldu. Eylül ayına adım atar atmaz hemen gösterdi sonbahar kendini birden yapraklar sarardı ve havalar karardı. Sonbahar ayı böyle hüzünlü olur işte bazen de kasvet hissi verir insana. Evet başarılı oldu biraz insanı kasvetlendiriyor. Gece yarısı saat 4 gibi gökler sanki yarıldı ve bombalar patladı. Uyku sersemliği ile ne olduğunu anlayamadan uyumaya devam ettim. O gürültüler beni o kadar etkilemiş ki rüyamda bombalar patlıyor ve herkes bir yerden bir yere koşuyor. Baktım ki savaşın içindeyiz. Ne kadar gerçekçi olduğunu anlatamam ve içim sıkıldı rüyamda. Çünkü çok karanlıktı her taraf ve patlamalar ile aydınlanıyordu. Yüz yüzü görmüyordu. İnsanlar nereye koştuğunu bilmiyordu. Ben de nereye koştuğumu bilmiyordum ve tabii ki sen yanımdayın. Bir süre sonra rüya olduğunu anlıyorsun ya işte o zaman yatakta bir sağa bir sola döndüğümü de anladım. Birden sıcak bastı ve kalktım. Kalktığımda gün daha yeni doğuyordu ki etraf sırılsıklam. Güneş doğacak ama kendini gösteremeyeceğini biliyordum. Havadaki bulutlar o kadar kalın ki gün ışığı dünyamıza ancak grimsi kasvetli tonları ile giriyordu. Fakat kuşlar duran yağmur ile dışarı çıkmışlar çik çik ötmeye başlamışlardı bile. Sonbahar hüzünlü birgün ile başladı ve yağmurlu günler devam ettikçe sabahları hüzünlü olmaya devam edecek. Önemli olan günün devamı iyi geçmesi. Biraz negatif yüklensekte bunu pozitife çevirebiliriz. Ama biraz güneşin yardımınada ihtiyacımız olacak. Garip gelebilir ama bazen bu havaları çok seviyorum. Herhalde ruh halim ile alakalı olabilir.
Aşkım başlığı böyle vermek istedim, Eylül ayına girdik, benim en sevdiğim aylardan biridir. Ekimi de severim. Nisanı ve Mayısı da.. Evet, baharı seviyorum
Aşkım dün Bayramoğluna gittik, annem bize mamalar hazırlamıştı, keyifli zaman geçirdik, sonra da sen arkadaşlarının yanına gidip eğlendin, ben de film izleyecektim ama aksilik oldu. Ben de D&R’a girdim. Maaşımı aldığım için açıkçası seni ve kendimi şımartmak istedim elimden geldiğince ve ikimize de kitap aldım. Sen uzun zamandır çizgileştirilmiş klasik eserleri merak ediyordun, o yüzden sana Everest Yayınlarından çıkan Manga Shakespeare Hamlet’i aldım. Shakespeare’in ünlü eseri Hamlet’in manga çizimli bu çalışması gerçekten de çok başarılı bir fikir bence. Aynı mantığı başka klasik eserler için de yapmışlar, birlikte alır alır okuruz artık aşkım
Kirişçioğlu isimli bir bayanın yazmış olduğu bu kalın kitap, bir hayalin gerçekleşmesini anltıyor. Eşiyle işi gücü bırakıp tekneyle dünya seyahatine çıkan ve neredeyse 3 yl süren bir macera yaşamış olan Ayça Kirişçioğlunun bu kitabı fotoğraflarla da süslü. Evet maddi açıdan zaten imkanı olan insanlarmış sanırım ama gene de “hayallerini erteleme” mesajını iyi veren bir kitap olduğunu düşünüyorum şimdiden. Çünkü hayata bir kere geliyoruz ve hiçbir olanağı kaçırmamak lazım. Ben son zamanlarda istemediğim çok şeyi zorla hayatıma sokup kendimi zorladığımı ve üzdüğümü gördüm, bundan en kısa zamanda sıyrılmak ve kendime iyi davranmak istediğim için, böyle bir kitabın gazına da ihtiyacım var sanırım. Ben de bir YOLa çıkmalıyım diye düşünüyorum 
Sahile yakın bir yerdeyim… Kıpkırmızı batmakta olan güneşe bakıyorum, bir anda güneş fona dönüşüyor çünkü daha yakınımda el ele bir çift görüyorum sahilde dolaşmaya çıkmış, gözümle fotoğraflarını çekiyorum arka fonları kıpkızıl bir güneş… Fotoğraf kalp şeklinde kesilip konabilir çerçeveye ve…….. Gene başka hayatlardayım tanrım ne yapıyorum ben?